ŞİİRİN USTASINDAN SİMYACI'YA MEKTUPLAR

01 Ekim 2021 12:46 / 359 kez okundu!

 

 

"İki eliniz kanda olsa zaman yaratıp okuyun bu kitabı… İki Satır İki Satırdır kitabını… İki kalbin eş vuruşundan yüzlerce satırın, muhteşem sevdalığın, şiirlerin, hayatların, karanfillerin sizin de kalbinize ağması için… En azından hatırım için… Görün bakın bir hatır nasıl bir güzelliktir…"

 

****

 

ŞİİRİN USTASINDAN SİMYACI’YA MEKTUPLAR

 

“İki Satır, İki Satırdır”…

14 yıl boyu gidip gelmiş, tutkunun mektupları, ülkemizle Kopenhag arasında. Şişman postacı getiriyor Cansever’e gelenleri.

1962’de yola çıkıyor ilk mektup, taa 1976’ya kadar.

123 mektup… 304 sayfa.

Seramik sanatçısı Ebüzziya kendine gelen mektuplarını saklıyor.

Kimbilir neler çekti… Kibrit çakmayı düşünmedi mi hiç? Keşke düşünseydi diyecek oluyorum, çünkü şimdikiler bilmese de mektuplaşmak en özel ilişki biçimi, sevişmekten bile öte…

Ve gayrıyı hiç ilgilendirmez.

Dahası, pek çok kalp kırılır, yayınlanması ayrı serencâm, yutkunup durur kişi, ne söz geçer darboğazlardan ne hicran silinir…

Ama iyi ki yakmamış… Yaksa n’olurdu? Biz mahrum kalırdık bu aşk ve hayat destanından.Alev Ebüzziya’nın içi soğuyacak olsa da... İyi ki yakmamış…

Habil Sağlam yayına hazırlamış, YKY basmış. Bence yılın en güzel kitabı.

Dörtbaşı mâmur bir Istanbul, Istanbul içre âşk diyecekken vazgeçtim, tutkulu bir hisli adam, şıngır mıngır bir Türkiye, başı dumanlı, sanatkâr adayı genç kız, kimileyin kendine bile fazla gelen usta bir şâir. Birbirine tutulursa n’olur? Adam şâir ise, aşktan ötesi olur, kız sanatçıysa Marmara denizi bile tutuşur, ki öyle olmuş…

Kapalıçarşı’da antika/kuyumcu işi yapar ama o işi ortağı yapar, kendi asma katta şiir yazar, mektup yazar, hulyalara dalar, düşünür, hasret çeker. Sinemalara gider, meyhânelere, balığa...

İçerde de yalnızdır, dışarda da. Boğaza çıkar, balığa çıkar, kendine sığamayınca göğe çıkar…

Çağrılmayan Yakup’un, Sonrası Kalır’ın kitaplaştığı sıralardır aşkın kalplerine çıkageldiği. ”Şâirin kanıyla” yazılmaktadır mektuplar.

Alev Ebüzziya  şairin kalbine masum ve aşk acemisi bi yıldızcık kondurdu, o yıldıza kalp dar geldi, sığamadı, gitti omuzlarına dizildi, şâir aşk mareşali oldu. Yetinmedi yıldız, aşk gümrah laştıkça , gökyüzüne yıldız oldu her mektup hatta her dize, başka âşıklar için, oldu mu size dünya büsbütün yıldız… Yıldızistan… Şâir eli değende, kastım usta şâirler elbet zaten kara gece aydınlık, çöl umman, dünya şenlik…

Her mektupta dokuz çangallı nergis donatıp okurlara sunuyor … Aslında Alevci’sine yazıyor olsa da düşünmüş olabilir mi, kuytuda kırk kat kilit altında saklanan onca mektubun, sırrın, özleyişin, ayrılığın, sevda alacasının günün birinde, varsın yıllar sonra evlerimize, kalplerimize ulaşacağını?

Ayrılığı aklına getirmezken, bunu nasıl getirsin?

“Yazılı kağıtsız bir dünyada yaşamayı düşlerken” şair, varı yoğu, sermayesi kaybı kazancı kanaması hep sözcükler ve yazılı kağıtlar olmuş.

“Dünyanın en güzel dilekçeleri yıldızlardır…” Cansever’e göre.

“Seni sevmeyi dünyanın en güzel şiiri yapacağım” der, öyle de olur sahiden…

“İnsanlar gittikçe yalnızlaşıyor. İcadedilmesi gereken bir töreye hepimizin ihtiyacı var. Küçük bir çanağa sığacak kadar da olsa…” diyen bir kadın, Edip Cansever’in yoluna kalp ve baş koyduğu… Neş’eyle hüznü tartınca Alev, hüzün kefesi ağır basıyormuş, kendi söylüyor. Eh işte, hüzün destanını onlar yazmayacak da kim yazacak? Ama mektuplara sığmayan bir neş’ede var, belki ikisi de çok genç olduklarından…

“Sen çömlekçisin, ben şair… Senin kullanacağın çamurlu tasta, benimki aslan ağzında. Sen ruyanda biçimler görürsün ben kelimeler. Bizimki de kolay değil kardeşim kolay değil hani, böyle çile çekmek sanat adına Tanrının günü. Gördün mü nasıl da uyuverdik Orhan Veli’ye.”

Bitmesin, ah bitmesin diyerek ağırdan alarak okusam da bitti…

“Yalnızlık. O güzelim kelime. Değeri olan tek anlam. Ama elinden geliyor mu bu, sen ona bak…” derken, “eski bir Hitit seramiği nasıl ki ellerin için bir dürtü oluyorsa; kitaplığındaki 8-10 kitap da Vietnam’daki bir ölünün gözlerinde, çağlar boyunca yapılmış haksızlıkların, gayri insani davranışların birikimini ulaştıracak sana. Ve işte “görmek” bu Alevci, bilinç bu, aşkın kitaplarından çıkarak insanlaşması bu…”

Sevdiğinin koltukta yanına kayıvermesini düşlerken “belki de” der,”içinde kocaman bir dünya olan bir söz söylerim (sana)”Artık her şey hiçbir şeydir. Bir karanfil uzun bir iç çekiş gibi kokar… Saat mi kaç? Bizi gösteriyor sevgilim…”

Tılsımlı bir kitap… 60 yıl öncesidir ve “Onsuz ıpıssız”dır şair. Şair sözü aldanma ki elbetteyalandır. Ama bu sevda yalan değil, öyle sahici, öyle iç burkan, öyle kanat taktıran bir sevda ki… Şairin ne sözü yalan ne sevdası…1975 Kasım sonu yazdığı mektubunda Alev’inkileri yırttığını yazıyor. O da şairin mektuplarını yok etmeyi düşünmüyor değil, düşünüyor ama kıyamıyor. Böyle bir yok edişin kendisine bile düşmediğini düşünüyor. “Yok yapacak bir şey… Bitti…” dediği gibi şairin sevdiceği de “yapacak ve yakacak bir şey yok, bitti “derken öte yandan “bitse de bunlar bana olduğu kadar başkalarına da ait, kıymayayım, yakmayayım “ demiş olmalı, iyi ki öyle yapmış.

İç çekişli karanfilin kaydını düşmek kalır bize… Yerçekimli karanfilin de, ki onu şair yazdıydı zaten, bir de nöbetçi karanfil var, kabrinin başında olan hani önce şair sonra mimar olan Cengiz Bektaş’ın tasarladığı… Bir de İnfilak şiirinde Cansever’in pencereyi delen bikaranfil’i var, kitabı okuduğunuz zaman tanıyacaksınız… Kapak kızı karanfil de mektup kitabın kapağındakidir… 153.sayfadaki “Sükûna eşlik eden kırçıl karanfil” var bir de…

Cansever beş karanfilli şâir diye sözü bağlayacakken hatırladım 230. sayfadaki “iki tek karanfil”i, “biri elleriyle parçalamak, biri göğsüne iliştirmek için…” dediği…

İki eliniz kanda olsa zaman yaratıp okuyun bu kitabı… İki Satır İki Satırdır kitabını… İki kalbin eş vuruşundan yüzlerce satırın, muhteşem sevdalığın, şiirlerin, hayatların, karanfillerin sizin de kalbinize ağması için… En azından hatırım için… Görün bakın bir hatır nasıl bir güzelliktir…

Ve Alev Ebüzziya Hanımefendi, size teşekkür ederim, bir şâiri kalbe sığdırmak, sarıp sarmalayıp hiç unutmamak, satırlarına mektuplarına aşkına sahip çıkmak kolay iş değil, bilen bilir… O mektupları geçmişten günümüze yüksünmeden taşıyıp, zarafetle koruyup hepimizle paylaşma yüce gönüllülüğünüz için…Aşk olsun…

 

Ayşe KİLİMCİ

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.