Sevgili Musa Peygamber

22 Mayıs 2018 00:10 / 616 kez okundu!

 

 

Filistinli kaçıncı kahır eleğinden geçiyor, dünya görmüyor, duymuyor, susuyor…Ne insan hakları ve hukuk ipleniyor, ne on emir… Binlerce yıl öncenin Peygamberine mektup yazıp sorgulamak bizim haddimiz olmasa da, şu dünya yüzündeki kör sağır yöneticileri sorgulamak, ilenmek hem haddimiz, hem hakkımız olsa gerek…

 

*****

 

Sevgili Musa Peygamber,

 

Siz, İsrail oğullarını Kenan diyarına götürensiniz.

 

Firavunun rüyası onu yerinden edecek çocuğun İsrailoğullarından geleceği olarak tabir  edilince doğan erkek bebekler hep öldürülürken, anneniz İmrân bir sandık içinde Nil nehrine bırakmış sizi. Ebeler, doğduğunuzda alnınızdaki nur’dan anlamışlar, beklenen kurtarıcı olduğunuzu. Kader işte, firavunun sarayına ulaştırmış sizi sular, sandık  içinde. Firavunun karısı Asiye sizi çok sevmiş, bağrına basmış, kocasına bile sevdirmiş. Üstelik öz ananızı da sütanne diye tutmuşlar, öteki sütannelerin memesinden yüz çevirdiğinizden. Gam çekmesin diye annenize ve hayata bağışlanmışsınız.

 

Sonra işte koca deryaları asanızla ikiye ayırıp, ortasından geçirip bir halkı, kurtuluşa eriştirmişsiniz. İsrailli kadınlar Kızıldeniz’in içinden geçip, salimen kıyıya çıkınca, def çalmışlar, öyle rivayet edilir… Şimdi de öyle ediyor, İsrail oğullarını yönettim sanan tıynetsiz kullar, tavuk dansı yapıyor, geriden mazlumların ağıdı yükselirken…

 

‘Allah sizi âlemlere üstün kılmıştır’ demişsiniz ya, işte ona hepten şaştık… Bir Allah, onları firavundan ve zulmünden kurtarıyor, peygamberi denizi ikiye ayırıp ortasından geçiriyor, daha diyorlar ki, ‘bize bi put yap da tapalım, ey Musa’…

 

Hor görülüp ezilirken, kavminizi bereketli topraklara mirasçı kılan Allah, sabırlarına karşılık onları nimete boğarken, firavun ve halkının yetiştirdiği bağ bahçeyi helak etmiş.

 

Ahanda o nimede garkettikleriniz şimdi Kudüs diyarını ve Filistin halkını, bütün İslam ümmetini helâk ediyor, alın size cevap…

 

Millet mi helak ediyor, başlarındaki çakma ilahlar mı?

 

‘Göğ ve yer onların, ‘Firavundan için diyor ki,’ kimse ardından ağlamadı, onlara mühlet de verilmedi…’

 

Şimdi yerler gökler o İsrail devletinin başında tavuk dansı yapan, dansederken bir milleti bebeğiyle, kadınıyla, küçücük çocuklarıyla yokeden o kaatiller, kolu bacağı olmasa da sapanı ve cesur yüreğiyle Filistini ve insanlarını savunurken, taş generalleri Arafat’ın, o zalimlere bu katliam için mühlet verilirken, ettikleri yanlarına kar kalırken, ey Hz.Musa, o kader yazan kalemin gıcırtısı değilse de, silahların takırtısı görmesini bilen, vicdan sahiplerinin kulaklarından gitmezken, kan silinmezken, Levh-i Mahfuzun kalemi niye zulmedene habire kazanç yazar, ettikleri yanlarına nasıl kâr kalır?

 

“İlahi kahırı hakkedenlerin hazin sonu, tarih çöplüğünde yitip gitmek”ti hani?

 

“İmi timi belli olmayacaktı, cılız bi sesi bile işitilmeyecekti bunların”, hani, nerde?

 

Filistinli kaçıncı kahır eleğinden geçiyor, dünya görmüyor, duymuyor, susuyor… Ne insan hakları ve hukuk ipleniyor, ne on emir…

 

Binlerce yıl öncenin Peygamberine mektup yazıp sorgulamak bizim haddimiz olmasa da, şu dünya yüzündeki kör sağır yöneticileri sorgulamak, ilenmek hem haddimiz, hem hakkımız olsa gerek…

 

On emir nerede, hani?

 

On beş imiş de, heyecandan tirim tirim titrerken siz, taş tabletin birini düşürmüşsünüz, beşi gitmiş, kalmış onu, emirlerin…

 

Bütün dinlerin temel buyrukları aslında, o on emir.

 

Zamane firavunları, dünyanın sonunu getirmeye kararlı olanlar, birlikte çalıp oynuyor artık.

 

On emir tornistan edildi, çalacaksın, öldüreceksin, benim borumu öttüreceksin, Sina dağı da neyimiş, herşey ABD için, dinsizden daha beter olan o emperyalist için, hem onun için, hem eteğine saklanan sizinkilerin devleti için. Hani, ‘bunları hangi mapusa sığdıralım, en iyisi öldürelim gitsin’ diyen yetkilinin devleti…

 

Vaadedilmiş topraklar Edirne’den Nil’e olmayaydı, atmasyonun da bi sınırı olaydı.

 

Kimin malını kime, kimlerin ülkesini hangilerine veriyormuş ümmetiniz?

 

Üç büyük semavi dinin kıblesi Kudüs’e nasıl el koyuyorlarmış?

 

Nasıl kana boyuyorlarmış?

 

Kendi halklarının bile yüzünü yerde koyuyorlarmış, hangi hakla?

 

Kudüs, ey Kudüs…Kudüs, ah Kudüs, diye uğunurken insanlık, Kudüs de bizim, dünya da bizim nasıl diyorlarmış?

 

Siz o on (yahut on beş, diyenin yalancısıyız) emri, taş levhalara Tanrının yazdığı sanılan/söylenenleri almaya, Sina dağına çıkarken, dönüşünüz gecikince, aşağıda olanları biliyorsunuz, hepsi altınını ortaya koyup tapınacak bir put döküyorlardı, levhalar elinizde inince görüp kahretmediniz mi, öfkelenmediniz mi? Kimileri kul olmak, yüz sürmek, erk sahibinin önünde pul olmak için yaradılmış, şimdiki putları para, güç, kafayı yediğinin farkında olmayan çirkin kovboyla birlikte dünyanın başını yemek üzereler…

 

Arada olan Kudüs’e, Filistin halkına, bebelere, kadınlara, umuda oluyor…

 

Gayrısını çocuk ölüleri saf saf sizin diyara geldikçe sorar, öğrenirsiniz, hani, ‘herşeyi Allah’a bir bir anlatıcam’ diyen, hiç büyümeyecek olan ölü çocuklar…

 

Ayşe KİLİMCİ

20.05.2018

 

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2018 02:23

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.