Sevgili Avgi

30 Ocak 2018 09:36 / 538 kez okundu!

 

 

Eskiden zor olan işler şimdi kolay, kolay olan işlerse zor. Ömür uzadı, çile çoğaldı, çocuk azaldı, gelecek güvencesi daha da azaldı, doğması kolay, ölmesi zor, insan ömrü 120 yıl diye tutturdular, titrek ihtiyarlarla dolacak dünya. Siz büyük olasılık yaşlanamadan gittiniz, yaşlansaydınız, yani sizin dönemin yaşlılık sınırı olan kırkı bulsanız ne olacaktı sanki?

*****

Sizi 1993 yılında bulduk. Thessaly bölgesindeki theopetra mağarasında…  Adınız Dawn, ama, Yunanca şafak dedik size, yani Avgi. Mezolitik çağ genç kızısınız. Niye bu kadar kızgınsınız?

 

Erkek kesimli diyorlar size, ben farklı düşünüyorum. Atina Akropolis müzesinde sergileniyorsunuz. Son bakışınız dokuz bin yıl öncesinden. Dudaklar aşağı doğru bükük, burun Helen burnu, ama, etli, çene ve yüz iskeletiniz kaba, kulaklar büyük, sanki dünyanın bütün seslerini toplamak ister gibi.Alın geniş, kaşlar seyrek, gözler çipil ve küçük, iki kaş arasından alna doğru çizilmemiş ama sanki iki köşesi belirlenmiş bir omega işareti var gibi…Ruhsal sıkıntısı olan tiplerde olur bu.Çok şey söylemek istiyor gibisiniz de sanki, susuyorsunuz…

 

Kendinizi görebilseydiniz, ah…

 

Fotoğraf makinasının, aynanın olmadığı bin yıllarda yaşamışsınız. Bilim insanları İsa’dan 7000 yıl önce, Mezolitik dönemde insanların neye benzediğini göstermek yüz yapılandırıyor, yirmi birinci yüzyıl başlarında. Biz de onların önümüze koyduğuna inanıyor, hikayeler yakıştırıyoruz.

 

Günümüz kadınları da size muamma, sizlerin bizim bilinmezimiz oluşunuz gibi, tıpkı…

 

Size bakıp da ‘erkeksi’ demelerini anlamıyorum, kraliçe Ada’yı da gördük, Bodrum müzesinde başında tacıyla sergilendi, onca ünvanına rağmen, sıradan… Karya kralının kızı Ada, prenses hayatı sürmüş, sizden çok sonra dünyaya gelmiş, öylesine saltanata boğulmuş ki, Kos adasına çeyizi için ipekli kumaş almaya gitmiş, hem de fırtınalı havada. Fal meraklısıymış, prenses Ada, yılanbalıklarına fal baktıracak kadar. Halikarnasos yakınlarındaki Labrandra kutsal merkezine fal baktırmaya gidermiş, kadere ve geleceği görmeye meraklı prenses Ada, kendisini ilerde nelerin beklediğini merak edermiş. Belki sizde varmıştır o merak…Belki o görüntünüz falın tersine çıkan talihe küseneklikten…

 

Öyle sorgulayıcı ve ters bakıyorsunuz ki, ‘neye göre sıradan, kime göre sıra dışı?’ diye sorduğunuzu duyar gibiyim, Şafak hanım…

 

Acaba çocuğunuz mu olmuyordu, kocanız savaşa gidip de dönmedi mi, on cocukla bi mağarada kalıp, taş mı pişirdiniz, sergilenen görüntünüz neden kaynanası habersiz ve eli boş çıkıp gelmiş gelin gibi?Yahut sevgiliyi, eşi bir mağarada başka kadınla basmış gibisiniz,  öyle mi acaba?

 

İsveçli arkeolog ve heykeltıraş Oscar Nilsson sizin kafatası ve vücut özelliklerinizin bugünün kadınına hiç benzemediği açıkladı. Hoş, bugünkü hangi kadına göre diye sormalı?

 

Elmacık kemikleriniz çıkık. Küpe, kolye, bilezik takınmış olabilir misiniz, dokuz bin yıl önce? Uzun yaşamadığınız, her çocuğu doğurduğunuz, tohum, yumru kök topladığınız belli. Süs püs, ev düzeni, mutfak, komşuluk ilişkileri, savaş ve avcılık öznesi erkekle ilişkiniz merağımız… Neyi nasıl biçip dikip giyindiğiniz, bitkisel tedavi yollarınız, kader, ölüm, aşk hakkındaki düşünceleriniz de öyle?

 

Yılgın ve yorgun gibisiniz, dokuz bin sonraki sahte yaratılışınızda. Heykeltıraş, sizi binlerce yıl öteden günümüze getiren,daha önce birkaç eski insanı, Myrtis adında 11 yaşındaki bir Athenian kızı da içinde, yeniden yapılanmalarla hayata döndüren kişi. Diyorlar ki, sizin bazı özellikleriniz ötekilerden çarpıcı biçimde farklı.

 

Nilsson, "Bir sürü Taş Devri kadın ve erkeği yeniden inşa ettikten sonra, bazı yüz özelliklerinin zamanla ortadan kaybolduğunu ya da yumuşatılmış olduğunu düşünüyorum" diyesiymiş. Günümüzde kadınlar sizin dönem kadınları gibi erkeksi değil, ama, erkekler de olması gerektiği gibi erkeksi görünmüyormuş.

 

İnanılmaz yeni rekonstrüksiyon, Atina Üniversitesi'nden bir araştırmacı ekibi tarafından Akropol Müzesi'nde görücüye çıktı.İnsan görebilseydi, kendini dokuz bin yıl sonrasında, ilkin kafatası bembeyaz parıldarken, üstelik sizin sağ üst çene dişlerinizin birkaçı dökülmüş, ötekilerde yok bir hasar, demek darbeyle dökülmüş dişler. Nerede o hayat pırıltısı, saç büklümleri, kaderin getirdiği, götürdüğü? Görse, ürker insan, belki siz de bulunduğunuz alemde ürpermişsinizdir, son anlarınız düşmüştür aklınıza belki.

 

Mutlu değilsiniz, Şafak hanım…

 

Elbet peki siz çok mu mutlusunuz, dokuz bin yıl sonrakiler, deme hakkınız saklı… Hayır, değiliz…

 

Kadınların dört başı mamur olması zaten olanaksız, yarı yarıya mutluluk küçük bir azınlığa vergi, biz % 25'lik bölüm de kimin çocuğu olduğu ve hangi coğrafyada yaşadığına bağlı mutlu yahut mutsuz…

 

Eskiden zor olan işler şimdi kolay, kolay olan işlerse zor. Ömür uzadı, çile çoğaldı, çocuk azaldı, gelecek güvencesi daha da azaldı, doğması kolay, ölmesi zor, insan ömrü 120 yıl diye tutturdular, titrek ihtiyarlarla dolacak dünya. Siz büyük olasılık yaşlanamadan gittiniz, yaşlansaydınız, yani sizin dönemin yaşlılık sınırı olan kırkı bulsanız ne olacaktı sanki?

 

Meslek? Yok… Toplayıcılık, avcının artçısı, mağaranın düzenleyicisi, çocuk doğuran, dokuyan, pişiren, kabı kacağı toprakla silen, ekmeği yoğurup pişiren… Sahi ne nereye kadar vardı yahut yoktu? Ah bir anlatan olaydı… Bilimlerin kırıntılarıyla sezmek olası belki, ama, o günlerden bir kadın sesini bize ulaştırabilse ve konuştuğu dili de anlasak, anlatsa bize…Şarkı söyledi mi? Kuşlara öykünmüş olabilirsin değil mi Şafak? Çocuklarına ninni söylemiş olabilir misin? Sevgiline kuğurdadın mı? Aç kalınca ne yaptın? Hasret nedir bildin mi? Terkedildin mi? O yüz, yağmur bulutları yüklü o sıfatı nasıl açıklamalı?

 

İnsanlığın seyr-ü seferini bilmek, belki Çatalhöyüğü bilmekle olası. Bir zamanlar, on iki, on üç yıl kadar oluyor, sizlerin nasıl yaşadığı, ne yiyip içtiği, nerede oturduğu sorularının yanıtını YKKültür Merkezindeki ‘Topraktan Sonsuzluğa Çatalhöyük’ sergisinde aramıştık.

 

İnsanın gelişimi, evrimi, hayatı hakkında ipuçları yanında, konuyu bilenlerin yazdığı katalog ile, Çatalhöyük kazılarının başındaki arkeolog Ian Hodder’in yazdığı ‘Çatalhöyük-Leoparın Öyküsü’.

 

Dokuz bin yıl önce insanlar evlerinde onar kişilik gruplar halinde yaşıyorken, yiyecek, hayvan yetiştirme, alet ve bina yapma biçimi bizimkini andırıyormuş. Evlerde sanatsal ipuçları bile varmış.Ama, bu bizim Anadolu, sizin Yunanistan, o vakitler her ne söyleniyorsa sizin oralara, belki buralar gibi görkemli değildi. İnsan gene de meraklanıyor.

 

Kemik ve dişlerinizi incelemişler, yaşınız 15 ila 18 arasıymış. Nasıl koca kadın gibi duruyorsun, canlandırma suretinde. Sağlak, yani sağ elini kullananmışsın.

 

Giysilerde kullanmak amacıyla hayvan derisini yumuşatmak için çiğnemekten kaynaklandığına inanılan çıkıntılı bir alt çenen var, kalça ve eklem sorunları nedeniyle çok hareket edemediğini de anlamışlar. Kalkmış soruyoruz bir de, niye küseneksin diye…

 

Ekip başkanı Atina Üniversitesi Ortodonti Uzmanı Manolis Papagrigorakis Mezolitik Çağ, yani 'medeniyetin şafağında' yaşadığı belirlenen 'Avgi’ adını” yaşadığı dönemden ötürü seçtik”, demiş.

 

Milat öncesi yedinci binde yaşamışsınız, yani günümüzden dokuz bin yıl önce, say say bitmez, kur kur kurulmaz… Anemi hastası olduğunuz da belirlenmiş. Kalbi kayıtlar yok elbet…

 

Yeniden dünyaya getirildin, sevgili Şafak, ama, yeni bir kader biç deseler, biçemem sana…Ülkenizin tarihi hep karışık, biraz kime benzettim bilsen seni, Gelinler filmindeki, Amerika’ya evlendirilmeye gönderilen terzi kıza…Yunanlı kızlar gemilere dolduruluyor, İzmir’e getiriliyor, oradan binenlerle birlikte ver elini Amerika. Gemide Amerikalı bir fotoğrafçıyla birlikte, Eros’un okunu yer gibi de yemez gibi de olunca, ok’u çekip denize atar gibi yapıyor, terzi kız, kimilerine kimi zamanlarda aşk ayak bağı çünkü.

 

Esasen aşk hep mi ayak bağı, ne dersin?

Bilmem ki sen aşkı ne kadar bilirsin?

Dokuz bin yıl önce aşk icadolmuş muydu?

Buharlı makinanın icadına denk geldiğine göre, olmamıştı.

 

Havva’nın kızlarından biriymişsin, nasıl yaşadığını yüzündeki buruk, küsenek duruş ele veriyor.Adın yok belki ama, sergilendiğin makamın var, kadının adı yok, makamı var dercesine…

 

Ayşe KİLİMCİ

28.01.2018

Son Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2018 23:58

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.