RUMUZ: NASİBİM…

29 Ocak 2020 00:53 / 3561 kez okundu!

 

 

Otuzundan önce evlilik hayal, geçim hışım olmuş insan üstüne. Tut ki evlendin, çocuk kucağında boşanan gırla. Kızken bulunmayan koca dul ve çocukluya hepten hayal. Çöpçatanlar çekmiş gitmiş, rumuzla gazete köşelerinde eş arama modası geçmiş, konu komşu desen var ama yok, millet ya büyük şehire ya yurt dışına gitmiş, çalışmaya, gül gibi gençler yalnız, aşk deseniz çoktan sırra kadem basmış.

Şimdi, bu cilalı yalnızlık çağında ben bana yeterim diyene takıyorlar altın suyuna banma madalyayı, on çocuk yapana değil…

Ne muhalefetin umurunda, ne akademisyenlerin, ne dünyanın, ne iş arkadaşlarının, ne komşuların, bu işe de Cumhurbaşkanı tasalanıyor…

 

****

 

RUMUZ: NASİBİM…

 

Evlenemediniz, soyunuz sizde bitti, başlık parası olmasa da evlenmesi zor, masraflı, önünüze düşen de yok bu devirde… Nerde eskinin çöpçatanları, nerde görücü gelen, kız (yahut oğlan) beğenen, ayarlayan, onu ona yakıştıran…

Cumhurbaşkanı üzülüyor, üzülmez mi, yerinde olsam ben de üzülürdüm.

“30’undan önce evlenen yok,” diye dertlenip, sitem ediyor, haklı.

Erdoğan böyle dedi, ortalık kalktı oynadı, bekarlık vergisi geliyor borusu çalan çalana.

“Evlilikte yaşa takılanlar” mı demediler, “bekarlık/evde kalma vergisi çıkıyor” mu demediler…

Bekardan vergi almak, eş almayanı tuttuğu yerde öpmek yalnız bize mi özgü?

Evde kalma/ bekarlık vergisi söylenti doğru mu?

Eskilerin erken evlendiği, gençleri de erkenden evlendirdiği doğru, o zaman eğitim, kadro olanağı mı var, evlenirsin, koca güvencen olur, kim bilir belki günümüzdekilerden daha iyi olur…

Onlardan öncesi savaş zamanı, ortada evlenecek erkek mi var, ara ki bulasın…

Genç erkekler cephede kalır, künyesi gelirmiş, kızlar evde kalırmış, yahut gazi olmuş gençlere varırlarmış, elleri ağızlarına güç bela yetermiş. Eh, gözleri de tok olunca, bir lokma bir hırka, minnak evler, bi döşek, bi tencere, bi maltız… Olur giderlermiş.

Bekardan vergi kesmek yasa önerisini ilkin Canik (Samsun) vekili Hamdi bey, 19 Ekim 1920’de vermiş.

Onun ardından, ertesi yıl Erzurum vekili Salih Efendi, sonra Yozgat vekili Süleyman Sırrı bey 1929, 1931, 1940 ve 1944 yıllarında yasa önerisi vermiş olsa da yasalaşmamış, kabul görmemiş.

Yorumun, tartışmanın gırla gittiği bekarlık vergi önerileri sunulduğu şekliyle yasalaşamamış.

Belki, devlet bekarı öpecek korkusuyla gençler apar topar evlendirildiği için…

Ahmet Ulusoy’un (Yeni Şafak, 22 Ocak Çarşamba günkü) yazısından öğreniyoruz, 1949 yılında kabul edilen gelir vergisinin içinde bekar mükelleflerin ödemek zorunda olduğu vergiye % 5 oranında zam yapılarak, adı öyle olmasa da bekarlık zammının uygulandığını…

Dünyanın altüst olduğu yıllar, genç nüfus gerek, iş görecek, çocuk yapacak, cepheye gidecek.

Bekarlık vergisi yahut çocuksuzluk vergisi Antik Roma’dan 20.yüzyıla dek farklı nedenlerle uygulanagelmiş.

Ulusoy’un sözkonusu yazısından, dünyada ilk bekarlık ve çocuksuzluk vergisinin Roma İmparatorluğunda çıkarılıp uygulandığını öğreniyoruz.

1695’de Birleşik Krallık, 1919’da Güney Afrika, 1923’de Almanya, 1927-1943 arası İtalya, 1946-1956 arası Polonya’da bekarlık vergisi varmış, dünyada.

Sovyetler 1941 yılından 1990’a dek, 25-50 yaş aralığındaki çocuksuz erkek yurttaşlarından, yetmedi, 20-45 arası çocuksuz evli kadınlardan gelirlerinin % 6’sına denk miktarda “çocuksuzluk vergisi” alıyormuş.

1986’da Romanya nüfusu çoğalsın diye bekarlık vergisi koymuş, bu uygulama 1989 devrimine dek sürmüş.

1821’de ABD’nin Missouri Eyaleti’nde 1 dolar bekarlık vergisi alınırmış. Günümüzde de 21-50 yaş arası erkekler üstünde bu vergi yükümlülüğü (ve küçük de olsa, yükü) simgesel olarak sürüyormuş.

Biz sarakaya alıyor olsak da Bekarlık Vergisi asırlardan bu yana düşünülmüş, yasalaşmış, uygulanmış, tartışması ve uygulaması sürüp duran netameli bir konu.

Eskide yahut günümüzde adı ne olursa olsun, kimi ülkede yürürlükte olan, kimi ülkede ti’ye alınan, gündemden inmeyen bekarlık vergisi, bekarları öperek değil, evli ve çocuklu ailelerin ödediği vergilerde indirime gidilerek evlilik özendirilebilir.

Ulusoy ülkemiz vergi yasalarında evlilere tek ayrıcalığın tek hükmün, Gelir Vergisi Kanunu’nda yeralan asgari geçim indirimi (AGİ)  uygulaması olduğunu vurguluyor. ”AGİ çalışanların kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu eşi, çocukları için devlet tarafından sağlanan bir vergi indirimidir”, diyerek. Ama bu da, evli ve eşi çalışmayan bekar arasındaki AGİ farkının 44.14 TL iken, evli eşi çalışmayan tek çocuklu ile bekar arasındaki AGİ farkının 77.25 TL olduğu düşünüldüğünde, bu küçücük farkın evliliği hiçbir biçimde özendiremeyeceği sembolik bir rakam olduğu görülür.

Almanya’da bekarlar için vergi dışı bırakılan gelir 9 bin avro’yken, evliler için iki misline çıkıyor. ABD’de bekar biri maaşından % 16 gelir vergisi öderken, evlilerde bu oran % 4.1 e iniyor. Ülkemizdeki oranlarsa bekar için % 13.3, evliler için % 11.4, buyurun buradan yakın…

Peki evliliği ve çocuk sahibi olmayı nasıl desteklemeliyiz?

Evlenerek, çocuk yaparak bütçeye binecek yükü hafifleterek elbet.

“Uygulanmakta olan asgari geçim indiriminin evli ve çocuklu için esaslı ölçüde artırılmasıyla.” diyor, erbabı.

Para şöyle dursun, bu güzel, görkemli, gerekli ve çok cepheli savaşın sosyal, psikolojik, kültürel, nasip gibi, aşk gibi, dengine düşememe, eğitim ve sosyal cepheleriyle de çok bilinmeyenli bir denklem olduğu düşünüldüğünde, her bilim erbabınca incelenmesi, ilgili bakanlıkların, yetkin uzmanların esaslı işbirliğine gitmelerinin gereği de ortaya çıkar.

Küçüklüğümüzde şehrin kenar mahallelerinde kimi komşularımızın, Cumhuriyetin ilk zamanlarında Kızılay’ın on çocuk yapanlara verdiği altın (suyuna banma) madalyaları vardı, evlerdeki büfede sergilenirdi. Bu seri üretim iki normal, bir sağlık sorunlu çocuk dizesiyle gitmiş olsa da… Onların duasının tutacağına inanılırdı, çocuğu olmayanların kapısını besmeleyle çalardı bu on çocuk anaları, bereket olsun diye. Ama mahallenin en beli bükük, en yorgun kadınları da habire doğuranlardı.

Ya şimdikiler? Onlar daha da yorgun ama kuyruğu dik tutma inadında…

Mesaisi, kreşi, çocuk kulübü, servisi, âmiri, kaynanası, eşi çalışmayanı, bunca dertten döl tutmayanı, nöbetli işte yahut bankada çalışanlar gibi, kırk yılın başı denk getirip çocuk yapanı, onlar nasıl edecek?

Ya apar topar yapılan erken evlilik kurbanı kadınlar? Kılavuzsuz, körlemesine varılan kocanın manyak olduğunu ancak üç çocuk yaptıktan sonra anlayan, boşandı diye şiddet gören, habire öldürülen kadınları, onların ardında dörmedöküm kalan çocukları gören, aynı kaderi paylaşan kadınlar ne yapacak?

Otuzundan önce evlilik hayal, geçim hışım olmuş insan üstüne. Tut ki evlendin, çocuk kucağında boşanan gırla. Kızken bulunmayan koca dul ve çocukluya hepten hayal. Çöpçatanlar çekmiş gitmiş, rumuzla gazete köşelerinde eş arama modası geçmiş, konu komşu desen var ama yok, millet ya büyük şehire ya yurt dışına gitmiş, çalışmaya, gül gibi gençler yalnız, aşk deseniz çoktan sırra kadem basmış.

Şimdi, bu cilalı yalnızlık çağında ben bana yeterim diyene takıyorlar altın suyuna banma madalyayı, on çocuk yapana değil…

Ne muhalefetin umurunda, ne akademisyenlerin, ne dünyanın, ne iş arkadaşlarının, ne komşuların, bu işe de Cumhurbaşkanı tasalanıyor…

Onun üç çocuk idealine çemkirip, köşe yazılarıyla taş atan bu fakir de, ‘kendi torununu kendin yap’ deyip, kırk yaşında üçüncüyü kucağına aldı ya, değmeyin keyfine…

Hem erken evlenen hem üç çocuk yapanlara madalya! 

 

Ayşe KİLİMCİ

23.01.2020

 

Not: Bu yazı yer sarsılmadan yazılıp gönderildi. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yaralanan vatandaşlarımıza da geçmiş olsun... Ülkemizin başı sağ olsun...

 

Son Güncelleme Tarihi: 29 Ocak 2020 20:03

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.