'Onlar Çocuk Değil Kürt' - Ayşe Kilimci

13 Haziran 2010 23:48 / 1495 kez okundu!

 


Tek tip oldu çocuklar, evlerimiz gibi. Sesleri solukları çıkmıyor çünkü dizlerini kanatıp koşacaklarına, olmamış meyve peşinde ağaçlara tırmanacaklarına ekran başındalar, kedileri bile ekranda seviyor zavallıcıklar.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yaz geldi. Mehter yürüyüşüyle de olsa, sonunda geldi. Daha düne kadar Ayvalık’ta bile üşüdük durduk, ama kaçınılmaz son, yaz geldi. Şimdi ufukta yanmak var.

Ama benim içim üşüyor hala.

Taş atan çocukları esirgeyen dostlarımdan gelen yazıları açıp okudukça, o çocukları düşündükçe, üşüyorum, elde değil, tasalanıyorum, derman olamıyorum.

Salıverilseler ve iyileştirme programlarıyla sağaltılsalar, bir gelecek kurabilsek onlar için, umutları olsa… Biz büyükler de umup umsuruk olmasak… İnsan bir kere doğmuyor ki bu dünyaya, biçok kere ölüp her defasında yeniden doğuyor.

Aşklar da öyle değil mi? Orada tersi oluyor, yeniden doğuluyor, sonra ölünüyor, olsun, her iki halde de bereket var, güzellik var.

Bahar şenlik demek, yeniden doğuş demek, peşi sıra gelen yaz, ilkin ucuzluk demek, sonra okulsuzluk, daha sonra çıngıl çıngıl gökyüzü demek.

Zaten Mavi Marmara gemisi de var, yaz yangınlarının ilki o oldu.

Küçücük yolcusu, kameralar önünde ‘ben geldiim’ derken nasıl neşeliydi, ne bilsin hangi gayya kuyusundan çıkıp da gelebildiğini? Gelemeyenler de var…

Bir de Filistinli çocuklara umut, yarın ve yardım malzemesi gidebilse…

Kendi taş atan çocuklarımızı unutmadım, hayır, hepsine, çocuklar ayrı bir ulus, ulusların en soylusu, en güzeli ve elbet en mağdur edileni… Ya başa taç ediliyorlar, ya ayağa çarık. Ülkelerindeki duruma göre değişiyor halleri… Geçende biri ‘onlar çocuk değil, Kürt’ demiş, nasıl dili varmış, yani kimlik kastına değil, çocuk kimliğini geriye atmasına kızıyorum…

Zaten Girit’in Mahzun Mübadili Rasimaçi ve Uslu Çırağı'nın (çırak Ertuğrul Barka oluyor) hikâyesini okudum, geçen gün, çırağın kaleminden, bi tuhaf oldum, bir diken de buradan.

Belki günün birinde bizim taş atan çocuklarımız da yazarlar, alıp ellerine kalemi yazarlar başlarına geleni/getirileni. Belki bir ev ödevi, yani mahpushane ödevi gibi yapmaya/yazmaya hemen başlamalılar. Hem içerde zaman hızlanır belki, yazarak, hem unutturmazlar bize, unutmaya teşne olsa da kimilerimiz…

Size de öyle gelmiyor mu, çocuklar çekildi ortalıktan, fazla sessizleşti dünya.

Sokak araları, oyun kuracakları mahalleleri kalmadı, kısım kısım bölük bölük ayırdık çocukları, seçkin okullara, seçildikleri okullara, uzak okullara servis eziyeti çektirerek, yurt dışına, bölge yatılı okuluna, her birini bir yere savurduk. Dirsek teması kuramıyorlar birbirleriyle, isteseler bile…

Tek tip oldu çocuklar, evlerimiz gibi. Sesleri solukları çıkmıyor çünkü dizlerini kanatıp koşacaklarına, olmamış meyve peşinde ağaçlara tırmanacaklarına ekran başındalar, kedileri bile ekranda seviyor zavallıcıklar.

Ama hiç değilse penceresi yüksekte olmayan, volta atılmayan bi ev, yaşadıkları.

Ya, işte bu yazıyı okudunuz, derunumdaki dikeni bölüştünüz…


Ayşe Kilimci

kadınmedya.com
13.06.2010

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
16 Haziran 2010 23:27

padlock

O diken hepimize batıyor, canımızı acıtıyor. tek tip olmasın diye çocuklarımız, çocukları çocuklarla kurtarmak için en yakınımızdan hemen şimdi başlamalıyız.

saygılar

Yonca Buğdaycı M.
14 Haziran 2010 00:08

msakaryalı

Sayın Kilimci,

Yazınız yüreğime dokundu, ben de sizin yazınızı okuyunca bir tuhaf oldum.

Evet "tek tip oldu çocuklarımız". Geleceğimiz de öyle olacak sanki.

Aklına ve ellerine sağlık. Derinlerinizi acıtan dikenler ben de var. Yalnız değilsiniz.

Çocuklarına kıyan bir ülke olmaktan nasıl çıkartırız acep bu ülkeyi?

Saygıyla,


Muammer Sakaryalı
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.