OLACAKSA BÜYÜK OLSUN, LAFIN, GAFIN, TRAŞIN, CAMİNİN, ÇALIMIN, HERBİR ŞEYİN EN BÜYÜĞÜ…

06 Ocak 2011 19:12 / 1709 kez okundu!

 


Başbakan Erdoğan istediği için, 1200 rakımlı Kıbledağı'nın zirvesi tıraşlanıp, teleferik hattı kurulacakmış.

Rize’den muhabir Muhammet KAÇAR‘ın Radikal’de 3 Ocak günü çıkan haberine göre,

Başbakan Rize’nin Güneysu ilçesinde dün incelediği Ayane Camii'nin bulunduğu Kıbledağı'nda yeni cami talimatı vermiş. Erdoğan, Kıbledağı’nın 1200 rakımlı zirvesinin yaklaşık 2 metre tıraşlanarak genişletilmesini, kazanılacak alanda da yeni ve büyük bir cami yapılmasını istemiş.

Rize Valisi Hacımüftüoğlu, Başbakan Erdoğan’ın Kıbledağı’nın zirvesindeki eski ve küçük caminin yıkılarak yerine yeni cami yapılmasını istediğini belirtmiş. Vali, “Başbakanımız bu caminin bulunduğu Kıbledağı’nın tepesinin yaklaşık 1-2 metre aşağıya çekilerek kazanılacak arazide büyük bir cami yapılabileceğini belirtti. Ayrıca cami çevresinde Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Kent Ormanı konseptinde bir çalışma yapılmasını istedi. Rize il merkezinden üç duraklı bir sistemle Ayane Camii'sine teleferik hattı kurulması için çalışma yapılmasını istedi, çalışmalara başladık. Bir altyapı ve etüt yapacağız. Proje ve maliyetini ortaya çıkardıktan sonra Başbakanımıza sunacağız, kararı kendisi verecek” demiş.

Güneysu Belediye Başkanı AK Partili Ahmet Minder ise, yıllardan bu yana halkın Ayane Camii'ni ibadet için kullandığını belirterek, “Özellikle kandil ve mübarek gecelerde halkımız buraya geliyor. Bu cami ilçemiz için önemli. Başbakanımız buraya Rize mimarisine özgü yeni bir cami yapılmasını istedi. Halkımızın katkılarıyla buraya yeni bir cami yapacağız. Önerdiği teleferik projesi için de Valilik çalışma yapacak, yap-işlet-devret modeli ile Rize merkezden buraya kadar ulaşabilecek bir teleferik projesi konuşuldu, diyerek eklemiş, ‘henüz somut bir şey olmasa da, cami projesini en kısa sürede hayata gecireceğiz.”

Rize’nin Güneysu İlçesi Kıbledağı Köyü’nde bulunan Ayane Camii Karadeniz bölgesinin en yüksek camilerindenmiş. Denizden yaklaşık 1200 metre yükseklikte bulunan cami, yörede Kıbledağı Camii diye de biliniyor. Çevre köylerden getirilen elektrik bağlantısıyla, cemaat olsun olmasın, sabaha kadar ışık yandığından, camii her yerden fark edilebiliyor. 1910 yılında Salarhalı Sabit adlı bir imam tarafından kesme taştan yapılmış, 1963 yılında yenilenmiş.

Kim bilir o taştan yapılma (ve yenilenmiş) ilk haliyle, minyatür güzelliğiyle ne hoştur, sözkonusu cami.

Vatandaş sahiplenmiş, ibadet olsun olmasın sabahlara kadar ışıl ışılmış…

Camilerde harcanan elektrik ve su bedavaydı, yanlış bilmiyorsam.

İslam dininin tasarruf ilkesiyle sabaha dek ışıtmak, bedava su ve elektrik ne kadar bağdaşır o benim bilgimi aşar, yalnız okullar su ve elektrik faturasını ödemeyince ışık ve su kesiliyor bildiğim kadarıyla, çocuklar bitleniyor, hayat duruyor.

İzmir’in Bayramyeri'nde eskiden yüzük taşı gibi minnacık, güpgüzel bir cami vardı. Vakta ki bu büyüklük illetine duçar oldu toplum, o minicik, bitişiği ufacık bahçeli, körfeze nazır camiye işgüzarca el atıldı ve dapdaracık yere kazulet bir yapı kondurdular. Genişletildi, gereksiz yere süsleme yapıldı, güzel olduğu varsayılarak, sonunda denge duygumuzu bozan bir koca yapı çıktı ortaya; bana kalırsa bütün güzelliğini, sadelik ve engingönül davetkarlığını yitirdi. Üstelik bölge arazisi kaydığı için başka her tür yapının yapım izinleri kaldırılıp mühürlendiği halde…

Cami yapımına sınırlama getirilmesi sanırım hiç düşünülmüyor, dümende hangi iktidar olursa olsun.

İstanbul’un bir Maltepe Camii vardır, şimdilik minare sayısı altı, yediye çıkarılmış olabilir, hedef bir düzine mi bilemem.

Üstelik minareler tedavülden kalkalı hanidir… Elektronik ses çoğaltıcılardan çoğu kere bir zulüm halinde dayatılan, detone imamların okuduğu ezanlar için, simgesel olarak bir ya da ikiyle yetinilse ne olur? Neredeyse her mahalleye bir cami oldu, cemaatsiz camiler bunlar. E.5 Karayolu üstünde, Kenan Evren Kışlası işaretlerinin az ilerisindeki Çulluk sokakta da dev gibi bir cami var ve son iki yıldır hep detone imamlar okuyor ezanı, uzatarak, arabesk nida vurgusuyla ve tam ses… Sesi sadası çıkmayan bir cami de, oturma izni almış vatandaşın rehaveti gibi, bundan hiç yakınması olmayan Topkapı’daki cami. Bir vakitler oralar seyyar satıcı panayırı iken, ilk şekli su bidonundan yapılmış çakma minareli, küçümen bir cami idi, oralar yol yapımı için yıkıma gidilip de işportacılar taşınınca, cemaatsiz ve kimi kimsesi olmayan öksüz misali kalakalmıştı o çakma cami. Sinan’ın en muhteşem yapıtlarının ülkesi şehr-i İstanbul’a hiçbir şekilde yaraşmıyordu ancak bir kurtarma harekatına gidildi, sanırsın mimar-ı azamın yarım kalmış eskizi idi, yenilendi, ama, gene cemaatsiz, tek hısımı yanından yöresinden gelip geçen taşıtlar…

Bu yazdıklarıma bakıp ihanet ve gavurlukla suçlamayın beni, suçlasanız o da umurumda olmaz ayrıca, ama otel Arkadia’da yabancı konuk yazar ve çevirmenlerle bir yemek sırasında Sultanahmet’te, ezanın, daha doğrusu aynı anda birkaç camiden ama sıralı okunan ezanların görkemiyle büyülenmiştim… Böyle okunsa beş değil on beş vakte gıkımız çıkmaz. Peki nedir ötekilerin ettiği zulüm? Bu din çalımın, büyüklük hastalığının, bol keseden harcamanın dini değildi, bize öyle öğretmişlerdi.

Bir zaman, on yıl kadar önce, İstanbul SHÇEK il müdürlüğünde müdür yardımcısıyken, toplum merkezleri açmaya paramız olmadığından, kamu kurum ve kuruluşlarından yer dilenirdik. Bendeniz de müftülük makamına yazmıştım, bürokratik olarak dengimiz olan makama ve ibadeti engellemeyecek şekilde, atıl duran kimi bölümlerinde caminin, toplum merkezi hizmeti vermemizi düşünmeleri ricasıyla… Elbet derin bir suskunlukla yanıtlamışlardı.

Biz yok yere avuç açmışız meğer…

Devletin kaynakları kimi ceberut kurumlar, kimi uhrevi kuruluşlar ve kimi makamlar için Karun hazinesiymiş. Bizim garip kuruluş öteki imiş. Kendin pişir kendin ye örneği, bul buşur, idare et, faslındanmışız. Boşuna mı sanıyorsunuz sayın Kavaf’ın yüzünün kantarının düşüklüğü? Kimlerle uğraşmakta bir o bilir bir Allah, bütçem geniş, Allahıma bin şükür her bi şeyimiz var dese de inanmayın, onlardan gayrısına bütün olanaklar. Diyanetin devlet himayesinde oluşu hala içimi yakar.

Akıldaneler de buna dikkat çekmez, tekmil çeker…

Camilerin sayısı, ebadı değil ki, önemli olan, ilkin, yiğit isek ve gözümüz kesiyor ise bu alt yapı yatırımını devletin sırtından almak, daha sonra da işlevidir…

Bizim İzmir’de Etnografya müzesinin olduğu mahallede minnacık bi camii vardı, mahalleye yaraşır ufacıklıkta, imamı da hafız Ahmet amcaydı. Minareye çıkardı ellerini kulaklarına siper ederek, aracısız okurdu ezanı, içimiz titrerdi.

Şimdi de hoşuma giden tek ezan var, elbet Sultanahmet'teki ezanlar korosu dışında, o da Feriköy’deki cami, çünkü oranın imamı R’leri söyleyemiyor, meğersem ezanda ne çok R varmış, iyi ki de varmış, ‘Allahüekbey’ demiyor mu, sahiden içim titriyor, imamı da ezanı da seviveriyorum.

Tanrı’nın da böyle düşündüğünü biliyorum.

Arzederim, kim üstüne alınıyorsa, ona…



Ayşe Kilimci

04.01.2011




 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
22 Mayıs 2013 04:37

sefine

Sayın Ayşe Hanım,

Dağa camimiz ile ilgili yorumunuzu okudum. Orada doğan birisi olarak dağımızdaki kent ormanı çalışmasına karşı oldum. Nedeni, kendi yöresel ve çevresel sebeplerimizden kaynaklanıyordu. Konu ile ilgili diğer haberleri okumamış olabilirsiniz. Bu nedenle bazı eksik ve yanlış bilgileri düzeltmek istedim.

Dağımızdaki cami küçücük taştan iğreti bir yapıydı. Nasıl oldu ise hemşerilerimin ortak bir heyecanı ile akılalmaz bir şekilde sırtta taşınan malzemelerle inşa edilmiş, taş beton karışımı çok sıradan bir korunaktan öte değildi. Sabaha kadar yanan sadece bir ampul idi ki yöremizdeki herkes hayır için tek başına parasını vermeye can atardı. Orasının anlatabileceğim tek özelliği biraz zorlu bir tırmanışla varılıp piknik ibadet karışımı gün ve gecenin geçirildiği ortak bir neşenin paylaşıldığı yer olmasıdır. Başbakanımıza haksızlık etmeyelim oraya yol yapılmasını istememişti. Ama işgüzar ve rantiyeci yandaşlar bugün çok israfa sebep olan bir gereksiz projeyi hayata geçirip işlem hacmi yaratmayı başardılar. Başbakan da hemşerilerinin hatırına sesini çıkartmadı. Olayın özeti budur.

40 yıl önce oradaki sohbetlerden çıkan bir edebiyat dergisi ve değerli kalemlerin seslerini yöremizdeki yandaş muhterisler bir şekilde kısmayı bildi. Olay bundan ibarettir. Eğer merak edip okuyabilirseniz "Artık orası da her yerlerden bir yer" adlı yazıda meramımı biraz anlatmaya çalışmıştım.

Selamlarımla esenlikle kalın.

Vasfi MAMUŞ
14 Ocak 2011 14:49

hurkus

Ayşe Hocam sizi çok seviyorum Gercekten bugünkü konuşmalardan dolayı teşekkür ederim. işallah herzaman kitap yazarsınız.Bi daha sizi okulumuzda görmekten mutluluk duyarız. Sizi Çok Seviyoruz.

Ali Emre Akkoyunlu
(onbeş eylül ilköğretim okulu öğrencisi)

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.