KRALİÇENİZ BİLDİRİYOR!

06 Ocak 2020 17:08 / 596 kez okundu!

 

 

Tebaa’ma buyruğumdur, beni diil, gönlünüzü dinleyin…

Kraliçelik nerden çıktı diyenlere arzedeyim, giden yılı uğurlarken bazı değerlerim dandik çıkıp da ”ordular, yani er Ayşe, tek hedefin ecelle cenk, ileri!”deyince felek, net’çen gari, ölmeeecen ama ölümüne savaş vercen, mecbur…

Yok bırakın ben ölcem, o hem ucuz hem kolay hem karta taksit  yapıyorlar, desen de faidesiz, seni sana bırakmıyorlar ki…Aldım verdim, ben seni yendim derken, medikal bilirkişiler buyurdukine, “sen artık kraliçesin…Herkes senin emrinde…Hiçbir şeyi içine atmeycen, her şeyi pattadanak söyleycen, herkeşler sana hizmet etmek için bi işaretini bekliyecek…”

 

****

 

KRALİÇENİZ  BİLDİRİYOR!

 

Tebaa’ma buyruğumdur, beni diil, gönlünüzü dinleyin…

Kraliçelik nerden çıktı diyenlere arzedeyim, giden yılı uğurlarken bazı değerlerim dandik çıkıp da ”ordular, yani er Ayşe, tek hedefin ecelle cenk, ileri!”deyince felek, net’çen gari, ölmeeecen ama ölümüne savaş vercen, mecbur…

Yok bırakın ben ölcem, o hem ucuz hem kolay hem karta taksit  yapıyorlar, desen de faidesiz, seni sana bırakmıyorlar ki…Aldım verdim, ben seni yendim derken, medikal bilirkişiler buyurdukine, “sen artık kraliçesin…Herkes senin emrinde…Hiçbir şeyi içine atmeycen, her şeyi pattadanak söyleycen, herkeşler sana hizmet etmek için bi işaretini bekliyecek…”

Deme…Bene bunu etmeceediniz…Halayık geni taşıyan  buna inanmaz da uymaz da…

Kimsenin derdini derd etmeycen…Ben, öyle mi? Oldu, gözlerim doldu…

Ben ve benim gibiler dünyanın en saf, süngüye gül ile direnen, en suskun, ne kodu mu oturtan, ne diliyle budayıp indiren ordusu değil mi? Nezaket yahut derinlikten olsa keşke bu hallerimiz, anca salaklıktan…

O hengâme arası aklımda ne mi vardı?

Söylesem gülersiniz, ki kendim de gülüyorum şimdi, hep CHP…

Salaklıktan kastım bu işte.

Bir, Hafter’e seküler deyip desteklediğini söyleyen geliyor, bir, eğri yorumları bülbül gibi şakıyan. Onlar gidiyor, gitmeyip kenarda bekliyor, hop, (hani habire çemkiren, sıkışmış da, mahalledeki kavgayı bırakmak istemediğinden) zıplayıp duran çocuk…Üçü yeterince gönüle ferahlıkken, bonus olarak genel müdür de gelsin mi…Tamam diyorsun, gidiciyim, bunlar beni uğurlamaya gelmiş, melanetlikten ardımsıra su da dökmezler, geri gel diye…

“Memetçiği ateşe atıyorsunuz” derken, aynı Memetçiğin PKK ateşinde kavrulduğunu görmezden gelip, “YPG bize mi saldıracak?” şapşahane sorusunu sormaktan utanmayanlar da gelmiş…

Bir kenarda da metroda ayakta yolculuk etmece tek perdelik oyununun aktörü var, çıkmış köşküm var deryaya karşı’sından, yani Şato’sundan, İzmir’i sel bastığından olacak bisiklet makam aracını kullanmayıp, tramvaya atlamış, işe gidiyor canım… Görüntüde basın ordusu yok, saklanmış yahut sinmişler, ahali de başkanını tanımıyor güya, ondan yana bakan yahut kalkıp yer veren yok. Dinelme gözümün nuru, sedyeye iliş Allaşkına, diycem, benden yana bakmıyor, ufkun ötesine dalmış, hastanede olduğumuz ona malum değil…Ahanda şuraya, duvara yazıyorum tükürük kalemiyle, ne kuantumzadelerden fizik şeysi Maarrem bey ne Pinokyozâdelerin Müdafaa bey, bütün yatırım bu Tunç’tan dökme zat-ı muhtereme, görceksiniz ilerde…

Damardan giriyorlar, bunlar değil, ne damara girmeyi becerirler mâlum, ne sandıktan çıkmayı, kastım anestezi uzmanı, ne zaman uçuyorum diye düşünürken, gaipten bir ses: “Ne dilersin ey kulum, can çatalında edilen dua tutar…”

Bunlara akıl ver, fikir ver Yarabbi, ki öteki kulları ve demokrasiyi hasta edemesinler… İş tutana çelme takamasınlar.

“O kadar da demedik, akıl versek işlemez, işlese tutmaz, tutsa tersinden tutar, hasta dirilir, bunlar asla!”

Grup toplantılarında genel başkanını dinleyenlerin yüzündeki ifadeyle kendiminkini kıyasladım; ben çalmadan oynuyorum, o garipler hem kan ağlıyor, hem söyleneni anlamıyor, çünkü duydukları anlaşılır ve aklın hafsalanın alacağı şeyler değil, hem gülmek, alkışlamak zorunda. Sonuncuyla yetiniyorlar, fazlasına güç yetmez.

Buçukzâdeleri anmak gereksiz…

Ben uçup konarken kadına şiddet yeni yılı falan takmayıp, artarak sürüyor.

Çözüm önerileri tam sayfa ama, hayatta karşılığı yok, yok!

Bu kadar farklı makam, bunca farklı önlem ve yönetmelik, çözümü güçleştiriyor, horoz çoksa sabah olmaz mealinden…

Kırk yıldan çok bu konuyla uğraştık, şiddet kurbanlarının hâlâ yüzleri, bazıları adlarıyla, kaderleriyle aklımda, kimini yazdım, kimini sustum, ne var ki arttı, eksilmedi, gün aşırıyken her güne bindi, demeye dilim varmıyor ya, belki bundan sonra günde birkaç…

Nereye kadar?

Hangi akıldâne ordusu durduracak bu çapulcu sürüsünü? Hangi kaynak nasıl yetecek? Öldürülen onca kadından geride kalan çocukların yarası nasıl sağaltılacak, nasıl yetişecekler, nasıl silecekler o şiddeti, akıllarına çakılan? Şiddet kurbanı kadınların ana babasının acısını kim, nasıl dindirecek? Devlet elinden nasıl tutacak geride dörme döküm kalan çocuklarının?

Cinayet, işleyenin yanına kâr kaldıkça bu canhıraş feryat dinmez, bu imdat işitilmez: “Ölmek istemiyorum!”

Yemişim o katil sürüsünün insan hakkını, iyi halini, haklılık payını, ya benimsin ya karatoprağın hastalıklı aşkını, ceza indirimini.

Asın bunları! Yasa değişikliği de yirmi yıl geriye dönük olsun…Asın!

Yahut daha ılımlı bir ceza, mahkemede ve mapustaki iyi hal indirimini uygularsak: Organ nakli vericisi yapın. Gönüllü bağışçı değil elbet, metazori…

İş görür ne kadar organı varsa, alıp, organ bekleyen hastalara nakledin.

Bir ara malum yerlerini kesip alınlarına dikin, horoz ibiği gibi olsun, zilli kurt gibi, gidecek yer, yiyecek lokma bulamasın diyordum, vazgeçtim, onun çaresini bulurlar çünkü.

Eller kesilebilir, el, kol nakli için bağışlanabilir, kadına ve çocuklara dünya nasıl dar edilirmiş, anlasınlar.

Bunları narkoz yan etkisiyle söylemiyorum, gerçek duygu ve düşüncem bu’dur, yerimde olsanız, yani kırk yıl bu acıyla kavrulup son on yılda katlanan kadına şiddetle çifte kavrulsanız, daha beterini düşünürdünüz siz de…

Öbür yanda Irak- İran, ölümler mimarı türedi generali dünyayı kana bulayan türedi ülkenin başkanı yok ediyor, dünyanın yüreği düşüyor, insanlar kitle halinde göçüyor, ölüyor, çocuklarla kuşların kanatları düşüyor.

Dünyamızın içine düşürüldüğü deli çağ bana böyle yansıyor neylersiniz?

Deli çağ mı, cilalı yalnızlık çağı mı, yontma aşk devri mi, bilemedim?

Çocuklara kıyan çağ… Çocuk olunamayan çağ. Çığlıklar çağı…

Yerin, göğün, kuşun, bulutun, oyunların, uçurtmaların, hayatın kast’la unutturulmaya çalışıldığı çağ…

Zulmün, kahrın, vatansızlığın, kimliksizliğin, merhametsizliğin, zamansız ölümlerin dayatıldığı çağ…

Böyle bir dünyada kraliçe olsan nee, insan olsan ne?

Kraliçelik kolay, en zoru insan olması, öyle kalabilmesi.

Biriniz bir şarkı söylesin n’oolur…

 

Ayşe KİLİMCİ

06.01.2020

 

Son Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2020 16:47

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.