KİTAP ŞENLİĞİ

04 Kasım 2010 23:41 / 1473 kez okundu!

 


Yeni bir kitap fuarı, yeni heyecanlar, raflara yeni çıkanlar, görmezden gelinenler, esaslı yayınlar, işporta işi olanlar…
İstanbul kitap fuarı bir şenlik, şölen rüzgarıyla sürmekte.

Bunca zamandır yaşanan aksilikler, düzensizlikler, karmakarışıklık berdevam.
İlkin, yazarla, çizerle, yayıncıyla, Kültür Bakanlığı yetkilileriyle, konunun çilesini çeken, yapıtını üreten, dağıtan, basıp yayanı bir araya getiremeyiş… Fuarın telaşesi, hengamesi ve karışıklığından bunları çekip çıkarıp, ayrı bir zirvede buluşturamayış… Yıllardır süren eksiklik.
Şeytanın mum sattığı yere kitapları ve kitapseverleri, kitap ırgatlarını sürmek ve canından bezdirmek nasıl akıllar, fikirler, anlaması zor.
Ulaşımın aksayarak yapılışı, yani yapılamayışı da öyle.
Ücretli oluşu da elbet.
Bayramlarda bedava olan kamu taşıma araçları ve köprü geçişleri neden kitap bayramından esirgenir?
Servisleri süren sürücüler neden yolları bilmez, bunca yıldır hala öğrenmez?
Yaşlının, engellinin düşünüldüğü, salon ve etkinlik karmaşasının, salonlar ve hangi salonda hangi yayınevinin bulunduğunun, salon dışına çıkmadan öğrenilemeyişi yerine, daha düzenli, kolay, anlaşılır sistem neden koyulamaz? Sağlık sorunu olanlar, küçükler, bebekler, acil çözüm isteyen işler, ilk yardımlar, kargo ve internet hizmeti, daha sistemli neden kurulamaz, bunca yılın kitap fuarında?
Yaşlılar için gezme kolaylığı sağlayan araçlar, hangi kitabı alacağını, hangi yazarı tanıyacağını, nereye sokulacağını bilmeyen, ama, merak eden kitap sevdalılarını kısacık bilgilendirecek mihmandarlar, küçük çocuklara mini bir kreş ve başlarına görevli neden koyulmaz, çok mu zordur? Havalandırması olsa da, kimi zaman üşütücü unsur olabilen bu durumdan ilkin çocuklar zarar görmez mi? Çocuklu kitapseveri cezalandırır gibi, uyumuş, terlemiş, hasta yahut sağlıklı çocuklar görmek yerine, kitap kalem kağıdın ortaya yığıldığı her çocuğun bir biçimde elinin kağıda kitaba düşeceği bir bakım odası için ne kadar geç kalındı… Okullarıyla gelen küçük okurların başındaki öğretmen ve görevlilerin bilgilendirilip yönlendirileceği, ilgili bölümlere kır gezmesine gider gibi değil, usturubuyla sokulmalarını öğreten sistemler, kolaylık ve yardımlar, planlamalar ne zaman yapılacak?Vestiyere bırakılan palto/çantalara çocuklardan daha çok özen gösteriyoruz…
Belli yayınevlerinin (Tudem, Mavi Bulut) okuma anlama yaşını olabildiğince aşağıya çeken kumaş kitapları, hareketli, üç boyutlu kitapları, dudak uçuklatan ucuzlukta ve doyumsuz güzellikte çocuklara sunulmuş, bu sevindirici… Doğan Egmond masal dizisi de görkemliydi.
Bu yıl etkinlikler her yılkinden daha dolu, doyurucu. Tudem’in ödül töreni öncesinde yaptığı konuşmasında Prof. Sedat Sever, dört sayfalık, yazısız, şekil ve renkle okunan bebek kitapları üstüne, algının ve okuma yazmanın birinci yaşta başladığından hareketle yaptığı doyurucu konuşmasında, bilge bir öğretmen olarak, hepimizi etkiledi, aydınlattı. ’Bu ay mı?’ adlı yazısız kitap soruyu yetişkinlere, oyun çağı çocuklarına da sorulacak biçimlerde beni hayallere saldı.
Küçük çocuğu olan kitapseverler çokça düşünmeli, altı yaşta kitabı okuma yazma öğrenmeden önce çocuğun algı yoluyla dili ve dünyayı çözdüğü, söktüğü üstüne…
Önemli kitaplar bir dolu.
Elbet başta onur konuğu Doğan Kuban kitapları, Kültür bakanlığının prestij kitapları nasıl da alınası ve indirimli, Irgat Yaşar’ın anıları (Yaşar Kemal/ Bugünlerde Bahar İndi, YKY) şiirleri gel ediyor insana, sermayenin dik başlı çocuğu Şakir Eczacıbaşı’nın Remzi’den çıkan anıları Çağrışımlar, Tanıklıklar, Dostlukla, Sedef Kabaş’ın emek emek yarattığı Nermin Abadan Unat’ın dolu dolu yaşadığı ömrün hikayesi ‘Hayatını Seçen Kadın’, Stieg Larsson’un Milenyum Üçlemesinin ilki ‘Ejderha Dövmeli Kız (Pegasus yayını), Behice Boran ömür kitabı, bu arada kendi halinde, köşesinde mis kokusunu salarak bakınan, çalımsız reklamsız yeni kitaplar, sözgelimi Yazı kitap yayını Yasemin Arpa’nın ‘Dağlarca İle’si…
Hayatta iken şairle yaptığı muhabbetleri, onun tümceleriyle şiir tadında (çünkü Dağlarca’nın söylediği zaten kıvamında ve benzersiz şiirdir, düzyası söylerken bile şiir söyler, ondan…) aktarılmış. Enis Batur’un arka kapak yazısında dediği gibi bir ‘muamma’ insandır Dağlarca ve ‘penceresini” nadiren aralar, seçtiği, gür güven beslediği kişilere… Şairin kitabın adını ‘söz kuşlarından kalan parıltı’ diye koyduğuna saygı göstermiş Arpa, bir adı olmuş böylece kitabın bir de soyadı… Okumalısınız, dünyanız değişecek bakın görün… Yazarının eline emeğine sağlık, Dağlarca’ya bin gülücük ve ışık… Gitti sanmayın, şiir ağacının dallarını buduyor hazret, aramızda…
Dönence yayıncılık da iğne ile söz ve kitap kuyusunu deşen, önemli kitaplara imza atan saklı kahramanlardan, fuar kitaplarından biri Erol Özyiğit’in yayına hazırladığı, ‘Şairini Arayan Mektuplar’ pek çok yazar/şair/kültür kişisinin dünya değiştirmiş sanatçılara saldığı mektuplar. Büyük olasılık posta dağıtıcısı marifetiyle ulaşmayacak bu mektuplar alıcıların eline, zaten gökyüzüne söylenmiş, bulutlara fısıldanmış mektuplar bunlar. Beni gene en çok mutsuz kılınmış kadın sanatçılara yazılanlar etkiledi, G. Cengiz’in Yaşar Nezihe’ye, ille Ayten Mutlu’nun Nadia Anjuman’a (hani kocasının işkenceyle öldürdüğü Afgan kadın şaire), Emel Güz’ün Ted Hughes’e yazıp saldıkları.
Fuar boyunca kitap nöbetçisi olarak size haber geçmeyi görev belledim, bizden ayrılmayınız efendim… Kitapsızlardan sakınınız, kitaptan yana varsıl, gönülden yana sevdalı olunuz…


Ayşe Kilimci

04.11.2010

Son Güncelleme Tarihi: 10 Kasım 2010 09:43

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.