Hınzırıyegah makamından şarkılar...

01 Ekim 2012 14:33 / 1691 kez okundu!

 


Türk müziğinde (musıkıisinde demesi belki daha yakışır…) böyle bir makam icadolunmuş mu?

Hınzırane yahut hınzıriyegah makamı diye?

Yoksa da biz yazar, söyleriz, şanı gider Çin-Maçin’e, İskender’e (!)

Artık Hz.İskender aleyhisselam neyi kastetti, bilemem, belki o cenahı da düşünmek gerek, kadının satır arası, iki cilve bir heves üstü harcanmasına karşı çıkmış olabilir…

Divan edebiyatı üstadı olarak asıl kendileri bize en söylenilmedik, yakası bağrı açılmadık, yorgan altı manii’leri ve vuslata manii hallerin şiirini sunmalıydı…Bildiğini paylaşmalı insan, sakıncalı ve kışkırtıcı olanı daha da çok paylaşmalı ki, bilmeyenler öğrensin…

Seferiyken ve elinizin altında o güzelim manii derlemeleri yoğiken kılavuzluğa soyunması da zor…

Olsun, kılavuzluk haddi aşar, ayrıca engin bilgimizle alemi şaşırtıp nizamat verme yanlısı değiliz, kimileri gibi, biz alt tarafı kadınız, üst tarafı ve hulyaları da kadın olanız, İskender nam üstadlar da bir insan sonuçta, miktar-ı kafide bilip haz duymamızı yeğliyor olabilir.

Sonuçta ey ahali bende’niz İskender’in akılcısı, öğütçüsü, ağıtçısı değilim, kadının sağıtçısıyım ve hazzın savunucusu…Sakıncalı iş, haklısınız…

Ha diyende aklıma hep Deveci türküsü gelir.

Malum yer adları ve türküler hep devletlu musahhihlerce budanıp indirilmiştir, değiştirilmiştir, tarih boyu…Bu satır türküde söylenmez, tıpkı Recebim türküsündeki gibi…(Aman da kumandanım izin ver bize, izin de vermez isen dök bizi denize, diye bilirsiniz ya siz onu, değil işte, izin de vermez isen, kızın ver bize’dir, doğrusu…)Deveci türküsünün atlanan satırı ile Recebin kumandanı kısmını hatırlatıyor oluşumuzdan maksat kamu çıkarı ve ahlakı…

Niyeyse kimileri kendinden tayin namus bekçisi…

Deveci türküsü, Konya dolaylarından mıydı, bilmiyorum, bilen söylesin…

Ama şu dizeleri bilen yoktur, ben de Köy Enstitülü eskilerden aldım zaten.

‘Çek deveci develeri yokuşa

Ne verecez bir gecelik tokuşa?’

Bu ülke ki Karacoğlanların şair Eşref’lerin, Neyzen Tevfik’lerin bittiği toprak, burada namus bekçiliği sökmez, gerek de yoktur, herkes kendi namusundan sorumludur, başta kadınlar…Hem iki dize bir heves üç türkü bi dönüvermekle gidecekse o namus, zaten hiç yoktur…

Ruhsati nam bir ozan var ki, hafasanallah…

Bir taze cenana bağlandı gönül/ velakin anında amma yeri var/ domurlanmış ak memeler, baş vermiş/ baktım arasında emme yeri var…

Şimdi bu deyişin neresi kötü, kim kıvanç almaz böyle söyletir de?

‘Ahtı bütün ikrarında bikarar/ sözün verüp, durmaz yari neyleyim?/Rast gelsem tenhada bana bergüzar/Bir buse vermeyen yari neyleyim?/Al yanakta elvan güller açulup/ Top top olmuş zülüfleri tel açup/Tenhalarda kavuştukça kol açup/Sarulup vermeyen yari neyleyim?’

Dikkat dikkat, kadını aşağılamakta, soyup üryan etmekte, aşağılamakta…

Hiç bile, rikkatle nezaketle gönüller hevesler faş edilmekte…Oyun eden de kadın üstelik…

Ruhsati’yim her yiğide yıkılmam, bu aşk beni yıkar diye korkarım diyecek karata şair bunu söyler işte…Hüner, tumturaklı, unutulmaz söylemek, yasaklamak, sansürlemek, kınamak değil…

Misal:

Bu sözlerim altun küpe bellidir/ Çerkesin kızları ince bellidir/ Nezaket cilveli tutu dillidir/ Altuna gümüşe çözeğen olur…

De haydi buyurun, tekzibe girişse de kimi millet, ne hoş söyler, atın o ırk belirtecini, koyun zamane kelimesini, altuna gümüşe çözeğenlik hüküm sürecektir ne çare?

Aynalıdır kaydurba, kendin yana kaydırma, kesede akçe çoğsa, beş yüze bi karyola, bu da bizim hatundan kalma bi dize, kaydurba üstü mermer, halkalı derin çekmeceleri olan, duvara dayalı güzel aynalı, günümüz şifonyerinin atası, daha alımlı çalımlısı, kafiye uysun diye koyulmuş olsa gerek…Beş yüz elbet karyolanın satış ederi olmayup muhabbet tutarıdır olsa olsa, kadını da korumuş erkeği de, cem’i beş yüze dememiş, cilveli söylemiş…

Yanına / Gel geç gönül yanına/ Yarin yare ettiği/ Sanma kalır yanına/ Gel yosmam sarılalım/ Gelsin yanım yanına…

Bu da gayet ölçülü biçili, sırlı sıtırlı işte.

Hz.Karacoğlan’dan söz açmayın şimdi…Bin rahmet olsun onun ruhuna, yattığı yer pambık döşek olsun, huriler alsın dört bi yanını, makamı kızınan gelininen dolsun…Ne derdi hazret, ‘öpmedim, koçmadım, bühtan ederler.’der, ‘yüreciğim bozuktur, söyletme beni gelin’ diyen de odur, helal olsun…

Benzer söyleyişi Ruhsati’de de görürüz:

Aman seher yeli can sende kaldı/ mihri keklik sekişliden ne haber/ gine bahar geldi bulandı gönül/göğsü turunç kokuşludan ne haber? Diye…

Arkamdan gülen güzeller/ Bilmem ki izim mi eğri/ Ne Didim de ne güldünüz/ Dilimde sözüm mü eğri? Diye yakınır Ruhsati ve noktalar, ‘huri olsan yemem seni…

Üstad Karacoğlan ama öptüğünü koçtuğunu, kaçtığını, kızını, gelinini, kızın koynundaki turunç memeleri, gelinin şeker şerbet tasta, kızın petekte bala benzediğini ve daha amanın neleri de neleri, en güzel o söyler…

Tüfeğinin çakar almadığını da, bağların gazele düştüğünü de, güzellere ancak iç çekebildiğini de…

Yaşamıştır dibine kadar, sevmiştir, söylemiştir, kimseye halel getirip çirkinleştirmeden.Hüner de zaten bu değil midir?

Yarin koynundaki güzelin, ‘horoz gözün kör olsun/ ne tez ettin sabahı’ dediği de bu makam değil midir?

Hatice’nin turuncu/ Kınalı parmak ucu/ Öpülmedik kızların/ Kabul değil orucu , ne güzeldir…

Ay gidiyor batmağa/ Ben de varam yatmağa/ Elim kötü alışmış/ Memeler oynatmaya da öyle…

Karanfil katmer olsa/ Şu güzel benim olsa/ Sevdiğimin dudağı/ Her gece iftar olsa…

Karacoğlan üstadın değil mi, ‘bir atlastan döşek olsam/ yar altına alsa beni’…

Aman satır pala üstadlar bunu duymasın…Budar indirir vallahi…

Bedene/ Gelir sular bedene/ Su yolcusu değilsin/ Ne çıkarsın bedene/ Eğil bi şeftali ver/ Hayat verir bedene

Bu manii de ne lezzetlidir …


Merdivenden insene /Yönün bana dönsene /Koynundaki memenin / Birin bana versene

Devir sakıncalı devir, hayat tek cins üstüne serbet, öteki yarı açık cezaevinde…

Merdivenden inemem

Yönüm sana dönemem

Koynumdaki memeler

Sahiplidir sunamam, derken gelin, aşık bu lafı alır tutar, sözü atar, dilini tutamaz çünkü:

Bana bir mendil gönder/ ucunu işle gönder/ içine üç elma koy/ birini dişle gönder…der.

Dense de, ne ten susar ne heves ertelenir, ne de haz konusunda yasak umursanır…Hayat bunu gerektirir, her çağda. Diyeti göze alınır ve döşekler de tutuşur, gönüller de…Yok mudur her dönemin satırcıbaşısı, ayıplayıcısı, men edicisi? Olmaz mı, kürem kürem…

Ama işte tarih onları değil de o hevesleri duyanı, o hazzı yaşayanı ve bunları esaslı biçimde şiir kalıbına dökeni hatırlıyor…

Ben ettim

Bir afeti del’ettim.

Hep kabahat bendedir

Neylediysem, ben ettim

Ak gerdanı emerek

Bir küçücük ben ettim…

Sözün ustaları döktürürken bize söz bağlamak düşmez…

Sakıncalı hal ilan edip şiirleri hevesleri gelinleri kızları ve dünya tadlarını gözaltına almak hele, hiçbirimize düşmez…

Şiir ummanında, hele hınzırane söyleyiş, hazza çalıdan dolanıp güzel sözle yaklaşması, hasretin vuslatın esaslı dile getirildiği alemde bizler olsa olsa bir kara virgülcüğüz, hadli hadsiz, palalı palasız, iz'anlı iz'ansız, denli densiz, sırlı sırsız...

Sevda sırınan olur, diyen Neşet usta gibi, hazzı ve hevesi dile getirmesi de sırınan, aşkınan, edayınan, usulünen olur, bu da her kula nasip değildir...Haddi ve çapı olanlar buyursun bu meydane...



Ayşe KİLİMCİ

01.10.2012


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
01 Ekim 2012 15:41

Özer Dudu

Güzel yazınız için teşekkür ederim.

Bu da Osmanlı artığı Pala’ya gelsin.

Kuşakta büzme kese
Selam vermez herkese
Püskülü yana düşmüş
İşeyeyim o fese
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.