HİKAYEYİ BİRLİKTE YAZMAK…

27 Şubat 2019 16:07 / 1672 kez okundu!

 

 

Muhalefet partisi büyükşehir başkan adayı latif hayallerle İzmirli varsılları toplu taşıma araçları ve gece giysileriyle opera baleye götüren, Viyana benzeri bir İzmir hayalede dursun, Zeybekçi ağır dertlere neşter vuruyor, kötü kokuyor elbet…

Tarsus bile halletti altyapı derdini, şimdi katakulliyle saf dışı edilen, partisi marifetiyle siyasi hayatı noktalanan Kocamaz’ın ilk işi bu olmuştu, bizimkilere kalsa Tarsus da CHP kal’asıydı, hem kale b…tandı, hem olmayan kanalizasyon sistemi, yani aşağıdaki doldukça boşaltılan çukurlar b….ndı.

 

****

 

HİKAYEYİ BİRLİKTE YAZMAK…

 

Söz konusu  İzmir’se, hikaye yazmak benim için farklı önem taşıyor.

Hikayem İzmir’de başladı, hikaye yazmaya da orada başladım, gerisi hikaye…

Şehrimin hikayesini çok yazdım, ama hikaye, ama düzyazı, ama anı, ama yemek kültürü açısından, o nedenle şehrime borcumun büyük bölümünü ödediğimi düşünüyorum,  geriye faizi kaldı, güç yettiğince onu da öderiz, borç faizi ödemekte ustayız ne de olsa, gönül borcu mu dersiniz, banka ihtiyaç kredisi borcu mu, evlad ve ebeveyn borcu mu, vatan borcu mu, faiziyle birlikte bütün borçlar boydan aştı, korkumuz yok netekim… (Ha bunca kitapla şehrin seni yazardan saydı mı, orası tartışılır, Akçiçek kültür merkezinde bir etkinlikte baktım duvarlar yazar fotografileriyle dolu, bir tek ben yokum… Allah Allah yazar mı değilim, İzmirli mi değilim, diye kuşkulandım bir an. Henüz hayattaydı; Muzaffer abiye (İzgü) dert yandım, dedi ki, “hemen açarım telefonu, koydururum resmini”… ’Yok canım’, dedim, ‘istemez, bir Adanalı marifetiyle İzmirliliğimi kanıtlayacaksam, batsın bu dünya!’

İzmir benim hikayeciliğimi bilmiş bilmemiş, hiç önemli değil, şehrim kendini bilsin, yeter…)

Dünyanın en zor, en önemli, en çok sorumluluk, bilgi ve hayal gerektiren ağır işi nedir derseniz, esaslı hikaye yazmaktır derim, elbet sahici şiir yazmaktan sonra…

Kısalık sıralamasıyla yurdum insanının yazmaya teşne olduğu (ve becerdiğini sandığı) ilk iki iş, önce şiir, sonra hikaye yazmak yahut yazdığını sanmak, sonraki iki iş yurdunu, milletini özünden çok sevmek ve partisini nikahlısı gibi tutmaktır, sorgulamadan, körükörüne, yenilik istemeden, yeni nikahlı düşünmeden… Gayrısı hikaye…

“Hikayeyi birlikte yazacağız” diyen AK Parti büyükşehir başkan adayı Zeybekci onun için gönül tellerimi titretti.

Üç tümcesi var ki, aslında bu üçü bile yeter, hikayenin iyi yazılması için:

- İzmir’in hikayesini İzmir’lilerle birlikte ve akılla, gönülden yazmak.

- İzmir’in dertlerinin yüreğini sızlatması (Bu dertlerin İzmir’lilerin % 60’ının yüreğini sızlatmadığı açık…)

- Bu şehir emanetimizdir, ona ihanet etmeyip korumak için buradayız…

Hayalşor olmak akıl ister, güçlü kanatlar ister, kurduğu hayalin ve o hayalin hayali kurana yüklediği sorumluluğun bilincinde olmayı gerektirir, ekip ister, ufuk genişliği ister, namus ister, her hayalin yarısı gerçek sözünden yola çıkıp, kurulan her hayalin % 120’sinin gerçekleşeceğini uman, bekleyen insanlara kendini borçlu hissedip, bu borcu ödemeye yürek ister…

Hesabını kitabını yapmış, Zeybekci, 1 Nisan’da göreve gelirse içme suyunu yarı yarıya ucuzlatacak.

Otobüs, metro, vapur, tramvay ücretlerinde vatandaş yararına iyileştirmeye gidilecek, en az bir yıl ulaşıma zam yok, kent içi ulaşım ücretlendirme sisteminin belkemiği olan 90 dakika uygulaması sürecek.

Yeşil alan miktarı, bugünkü 1.6 metrekarelik düşük rakamdan beş yıllık başkanlığı sonunda kişi başı yeşil alan miktarı 15 metrekareye çıkarılmış olacak, sayıya dikkat isterim…

Bu güzel şehrin hala yağmur suyu, kanalizasyon gibi b…tan konularla boğuştuğundan dertli, Zeybekci (b..tan faslı benim ifadem, densizliğime, küfürbazlığıma veriniz, ama, nazik geçinen bende’niz bile son on yıldır İzmir’de her an ve her köşede küfrü bastığıma göre, küfr’edeni değil, ettireni ayıplamak gerek)

“21. yüzyıldayız güya, şehrin göbeğinde altyapıyla ilgili en temel, en insani, en kentsel unsur olan kanalizasyon probleminin olması yürek sızlatıyor.” derken, haksız mı Zeybekçi?

Karaburun’da, Mordoğan’da kanalizasyon yok, yok! Şaka gibi, en güzel iki turizm beldesi de b….a garkolmuş…(Ne b…tan bir yerel yönetim böyle, şey demeden ne yazılıyor, ne konuşuluyor…)

Muhalefet partisi büyükşehir başkan adayı latif hayallerle İzmirli varsılları toplu taşıma araçları ve gece giysileriyle opera baleye götüren, Viyana benzeri bir İzmir hayalede dursun, Zeybekci ağır dertlere neşter vuruyor, kötü kokuyor elbet…

Tarsus bile halletti altyapı derdini, şimdi katakulliyle saf dışı edilen, partisi marifetiyle siyasi hayatı noktalanan Kocamaz’ın ilk işi bu olmuştu, bizimkilere kalsa Tarsus da CHP kal’asıydı, hem kale b…tandı, hem olmayan kanalizasyon sistemi, yani aşağıdaki doldukça boşaltılan çukurlar b….ndı.

Üstelik Roma’lı Tarsusta binlerce yıl önce, Tarsus’un o yıllarında olmayan kanalizasyon sistemi varken, Cumhuriyet döneminde yoktu… İnsanların küçük ve büyük imalatları şehrin altındaki, dokuz kat üst üste dokunmuş uygarlıkların başına yağıyordu… Bir okulun şey çukurunun vidanjörle tahliyesi sırasında, dönemin kültür müdürü H. Öz’le birlikte tanık oldum, aşağıda renkli bişeyler gördüklerine, “müdürüm n’apalım”, dediklerine… Biz atık şeylerin rengi sandık, saray mozaikleri çıktı… O dönem sevgili kardeşim Buket Uzuner yurt dışında okuyordu, yazışıyorduk, ona yazmıştım bu hikayeyi, ‘Türk kenef edebiyatının şahaseri” diye yorum yapmıştı…)

Kocamaz bu büyük derdi kısa sürede halletti, partisi de önümüzdeki seçimlerden onu kısa sürede paketleyip, halletti… Ama Tarsus CHP kal’ası olmaktan onunla çıktı… Darısı İzmir’in başına…

Karabağlar ve Alsancak’ta, Bornova, Buca, Konak’ta bile var olan doğalgaz sorunu, hava kirliliğini biz tek tümceyle yazıp geçsek de siz bir de orada yaşayanlara sorun…

Anaokulundan başlayarak, bütün çocuklarımız için spor, sanat kurumları, her okula bir spor salonu, aynı zamanda mahallelinin de kullanabileceği… Hayata geçecek projeler için kentliyle birlikte sayısız kere toplanmak, gerekirse aylar boyu tartışmak, gerçekleştirmede hız…% 51’le alınacak kararın herkesin namusu olduğu, bu namusa hep birlikte sahip çıkılacağı… Kruvaziyer gemilerinin limana yeniden uğraması, bugüne kadar en çok 560 bin turist getiren kruvaziyerlerin sayıda milyonu bulması büyük hedefi… Antalya’nın yirmi milyon turistin İzmir’e uğramadan gitmemesi, Pamukkale, Hiyerapolis, Afrodisyas, Efes, Meryem Ana’ya getirilecek turistlerin Kemeraltı’nı görmekte ısrar etmesinin sağlanması… İstanbul’un Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı’nın çok ötesindeki, daha geniş, daha önemli olan Kemeraltının ticari olarak onları çok geride bırakacak şekilde ele alınacağı…

“Kemeraltı yılın her günü ve 24 saat yaşayan bir yer olacak, oradaki iki güzel örneğin çoğaltılması lazım. Kültür anlamında belki müzik, tiyatro yahut gösteri türü etkinliklerin Kemeraltı içlerine taşınması lazım. Öncelikle çarşının sınırlarının genişletilmesi lazım. Bir tarafta Konak tüneli üstleri, Yeşildere, Kadifekale, diğer tarafta Alsancak Limanına kadar tarihi çarşının sınırlarının genişletilmesi lazım.

Kemeraltının havasının İzmir’de geniş bir alana yayılması lazım. İçinde Kadifekale’den Kemeraltına inen çift hat telefiriğin bulunduğu Yeşildere projemiz var, bunun Kemeraltı’na büyük anlam katacağını düşünüyoruz.” diyen Zeybekci’ye kulak ver, ey İzmir’li!..

Kentin en büyük, en kalabalık ilçesi Karabağlar’da taş taş üstüne konmadığını, seçmenin başkanının adını bilmediğini düşün.

Konak başkan adayı Melek Eroğlu’na kulak ver, projelerini düşün, Konak’ı 24 saat yaşayan ilçe yapmak isteyen bir mimar, Eroğlu; bütün yollar Konak’a çıkar düsturuyla, Alsancak Gar’ı önünü meydan yapmayı, tünel otopark projesini hayata geçirmeyi, ki bu büyük vizyon projesi, Büyükşehir belediyesine armağanları olacak, 6 bin araç kapasiteli tünel otopark… (Düşün ey İzmir’li, güzelim Elhamra ve Memleket Hastanesi arasındaki  (bizim de görmediğimiz eski cezaevinin olduğu yerdeki) kazulet, çok katlı otoparkı, Mezarlıkbaşı’ndaki, Polis Anı eviyle Agora kazı yeri arasındaki çirkinlik abidesi katlı otoparkı, sen kendine yakıştırıyor musun bunca ilkelliği?

Her iki yerin de Katipzade vakfı arazisi olduğunu düşünürsek,  kamuya bedava hizmet amaçlı işgal edilip çuvalla para kaldırıldığı bir yana, İzmir’in ortasına dikine saplanmış çirkinlik abidesi iki paslı hançer olan bu katlı otoparkların yıkımı için ilk dilekçeyi vermezsem, namerdim… Ahanda bu da benim yerel yönetim vaadim, dış kapının dış mandalı olarak…)

Melek başkan, yatay asansör ve seyir terasları sözü veriyor, İzmirliye nefes aldırmak için, yaşlılara AVM hizmeti sözü bile (Belki yaşlı mahallesi kurma sözü de verir)… Çevreci ve planlı Konak başlığı altında İzmir bahçe projesi yapacak, çocuklara oyun alanları, on kata çıkarılacak yeşil alan, Buca Konak arası bölgede, hayvanlara barınak… Kanayan yara Gültepe’ye iyileştirme… Film platoları, kadın eğitim, istihdam, iş merkezleri kurulması. Sayfalara sığmaz projeleri içinde Metruk bina iyileştirme güzelleştirme projesi, Damlacak Tasarım Merkezi, Kemeraltı’nın şehrin ve ticaretin kalbi haline getirilmesi, Kadifekale teleferiği,ülkemizin en büyük arkeoloji ve medeniyetler müzesi, Çalışan annelerin çocuklarına bakım evleri, çamaşırhane, geleneksel Konak kahvaltısı, semt poliklinikleri, engelli rehabilitasyon eğitim ve iş merkezi, Veledrom ve atletizm pisti, akıllı kent Konak, ayak izi projesi, sanat sahneleri, festivaller şehri Konak, gezici sanat evleri, yaratıcı performans merkezleri…

Konak belediye başkan adayı Melek Eroğlu’nu aklınla duy, kalbinle duy, bir bugünkü Konak’a bak, bir hayali kurulmakta olana…

“Abi dürüm ister misin?” diye sokaktaki insanın önünü kesen girişimci (!) ‘evet’ yanıtı alınca hop koşuyor. Bereket iş merkezinin arka taraflarındaki “kümes” haline getirilmiş eve, boynuna bıçağı çalıp, beş dakikada tavuk kızartmasını dürüm yapıp getiriyor, oralar kızartma yağı kokuyor, Hastaneyle İkiçeşmelik arasındaki dar sokaklar midye…Belki  ‘chicken ve midye merkezi’ adıyla kurulacak merkezler de gerekebilir…Şimdi bu sözü ele alıp da düşmeyin yola, latife ediyoruz şunun şurasında…

İzmir’inden ve dertlerinden haberdar ol ey İzmir’li, bu dertlere doğru ilacı vaat edene kulak ver, ondan sonra her yer İzmir olsun, de, hakkındır…

İdeoloji gözlükleriyle, partizanlıkla düşünmeyeceğini umuyorum, belediyecilik hizmeti olarak ve İzmir’in yararını düşüneceksin, bu da İzmirli’nin namus borcu.

Gerisi hikaye…

Kim bilir, belki de her işin başı hikaye…

Ahmet Oğuz'un sitemizdeki yazısında altını çizdiği gibi "darbeseverlik hastalığı oldukça zayıflasa da maalesef izleri hala vardır. Mesela İzmir-Buca’da bir meydana adı verilen 28 Şubat darbesinin baş sorumlusu Çevik Bir’in adı hala kaldırılmamıştır. Bu, utanç verici bir durumdur. Bu adamın isminin kaldırılmasıyla ilgi türlü çabalar olmuşsa da maalesef sonuca ulaşılamamıştır. 2015’te AK Parti, ‘Çevik Bir Meydanı’ adının ‘Yaşar Kemal Meydanı’ olarak değiştirilmesini istemişse de önerinin CHP’nin çoğunluk oylarıyla reddedilmesiyle o darbeci ve militarist isim bir demokrasi ayıbı olarak ne yazık ki hala o meydanda durmaktadır."

Bu mudur çağdaşlık?

Bu mudur demokrasi savunuculuğu, bunun yalnız kendilerine verilmiş bir hak olduğu?

Şehirler eski güzelliklerine kıyılarak, yıkılarak, yahut önlerine İzmir Konak meydanındaki gibi çirkin yüksek yapılı bina setleri çekilip, geridekiler gözden gizlenerek en önemlisi de darbe şakşakçılığıyla, yargıya müstehak darbeci paşalar ve sorumlularının adları dağa taşa, meydanlara, taksi duraklarına (Buca'da bir de Çevik Bir Taksi durağı vardı, bilmiyorum duruyor mu?) verilerek mi güzel, çağdaş, demokrat olur?

İzmir, bir zamanların güzel İzmir'i dipten doruğa yenilenmeyi, sahiden çağdaş olmayı, akıllı ve ufku geniş projelerle donatılmayı, pis kokmamayı, sel su basmamayı, barış ve kardeşliği, dengeyi, huzuru ve mimari onarımı (şahlanış demeye dilim varmıyor, haline baktıkça...) çoktan haketmedi mi, sizce de?

 

 

Ayşe KİLİMCİ

27.02.2019

 

Son Güncelleme Tarihi: 27 Şubat 2019 17:09

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.