HİKAYENİN DİBİNE BAKMAK (!)

29 Ağustos 2011 12:39 / 1204 kez okundu!

 


Böyle dedi valla, bir çizer. Ün ve yeteneği kendinden menkul, ben tanımıyorum. Çizgi meraklılarının bildiğinden de kuşkuluyum, ama, yakında göreceksiniz annemizin örekesini. (Hamiş, öreke ayıp bişi değildir, tığ’dır, örgü, dokuma tığı, hem görmüşüm hem tutmuşum, esaslı bi şeydir.)

Bir Türk çizgi kahraman yaratmışlar. İlk defadır ki… Bu söylem de pek moda, romancısından çizerine, ‘Türkiye’de ilk ve tek” demiyorlar mı, illet oluyorum.

“Gavurun onca ünlü faresi, efenime söyliyim heri potır’ı, yahu kadın 40 milyar doları götürdü”, valla bilmiyordum tutarı, söylediler de öğrendim, şusu busu, tommiks, Dallas, teksas, hani bizim ulusal karakterimiz? Pelerinle uçan Süpermen kimmiş, biz yelek şeyaptık, giydirdik, hırka-i şeriften manidar…

Şimdi efenim, "hikayenin dibine bakan, bakmayı bilen, dibini merak eden bir millet olmadığımız için biz” …Necip ve asil Türk milleti bu dediğim. Asil kanlı, korkusuz ve gavurun beşinin hatta cihanının, o da belki birimize denk geldiği, ancak hikayenin dibini hiç merak etmeyen…

Adını veremem valla, merak buyurun tv. kanallarının tekrarlarını izleyin, başıma iş açamam.

Bigün evladıyla kahvaltı ederken, tabii besmeleyle başlamışlar bunu bahusus belirtiyor, aa yemek bitmiş ki tabakta bi fare… O şey olmuş, ilham olmuş. Fare deyince iğreti olmuş (irite oldum (irritation) diyecek, kendi söyleyişimizle iğrenmek, çiğrikmek, ancak ne hikmetse kahraman Türk ama deyişler Amerikanca…) ama sonra düşünmüş bu miki maus, adamlar taa ne vakit bunu marka yapmış böyle bir yaratığı bile, para basıyorlar.

‘Hadise kıyam olsun (ki) her makama bir MARKA…’

Budur… ’Akademik mevzuu adına örnek, cumhurbaşkanı.’

Burada beni epeyce irkiltti, hatta iğreti bile oldum(!) sayın cumhurbaşkanımız falanca ülke yetkilisi, makamdaşı biriyle görüşmeye giderken, üstüne, yakasında ünlü bi markanın simgesi işli gömlekle gitmiş, aceba karşılığı (=bedeli ) ne imiş? (Ben ayıp söyleyenin aktarıcısıyım)

Markaya takmış sayın çizer ve akıldane, vakıf kurucusu ve hayal planlayıcısı, hikayenin dibine bakmasını öğrenmiş, pişmiş, olmuş, kişi…

‘Çok harman, çok epik, karışık bi hikaye’ yani.

Marko Polo dönemine uzanıyor, o cin’i, Alaaddin’in lambasının içine kim hapsetmiş?

Bu % yüz bizim karakterimiz feşmekan, Hırka-i Şerif’ten müsemma, apartma, öykünülmüş yeleği giyince Süpermen olmuyor, haşa, ne kadar dürüstsen, o kadar kahramansın…

Normalliğin şeysi… Artıyor yani. Şeysi bu. İngiltere’de okuyan bi kız çocuğumuz hasta çocukara bağış toplıycak, diyor ki adamlara, gavurlara: ‘haltetmeyin, gelin de memleket görün, insanlık görün.’ Gelip görüyorlar (insaniyeti elbet, annelerinin örekesini görecek halleri yok ya) Böyle meziyete haiz başka kavim yok… Yani. Neden mi Türk karakter Feşmekan?

Ötekilerden farkı ne, onları döğer mi diyorsunuz? Fena pataklar evet. Söylediydim di mi, yeleği hırka-i şerif aslında. Bize Allah üç ömür verse, hikayelerimizi anlatmaya yetmez, o kadar yani… Ülkenin imzasını taşıyor, mesela aslı Ermeni ama söylemiyoruz, o Mimar Sinan. Neden ırkçılık edelim, zenciyi bile karakter olarak soktuk çizgi romanımıza, ayrımcılık etsek niye yani?

Amerika’yı Amerika yapan ne? Markaları. Simpson’ı bilmem neyi, dört milyar dolar kazanıyor. Biz Batman petrolünden anca iki milyar dolar. Acuzet bi durum (valla abartmıyorum, aynen).
Vakfımız da kuruldu, kitap telifinden oraya da belli bi yüzde aktarılacak, otomatikman.

Hiç çocuk hastanemiz yok bizim, bi tane bile yok, taa Abdülhamit han zamanında bi çocuk hastanesi yapılmış işte o. Siyasi şeylere girmek istemiyorum, DNA, moleküler falan… Biz yedi bölgeye yedi çocuk hastanesi şiarıyla yola çıkıyoruz. Hatta bir tane de Somali’ye… Her bölgeye bir aziz Türk büyüğünün adı verilecek… Diyarbakır hassas bi bölge, oraya Tayyip Erdoğan adı vermeyi düşünüyoruz. Doğu’ya Acun Ilıcalı, Kuzey’e Cem Yılmaz, Ankara’ya müteşebbis Türk büyüğümüz Sabri Ülker’in adı verilecek. Global sermaye simgesi Koç’un adı İstanbul çocuk hastanesine, İzmir’e (batı Anadolu demedi, İzmir dedi) Sezen Aksu adı, Adana’ya Fatih Terim…

Aşk, aşk var elbet ama o kirli erotizm vesaire yok… Çağdaş argümanlarla harmanlanmış…

Battal Gazi’de direniyorum direnecem de… O Bizans’a kafa tutuyodu, ben Amerika’ya. Hiç eksiğimiz yok, inanın. (Hatta fazlamız var, ama, gavur aklı işte, bilmiyor, fark etmiyor.)

Zaten matematikte şeyiz demişti, sosyal şeylere de rakam sokunca biz…’

Olmuyor olmuyor, böyle olmuyor.

Belki başka şeyler oluyordur da, markalar, kazanımlar, işler güçler ihaleler, ünlü ve şefkatli Türk büyüklerinden tıpışlar, Amerika’ya ve farelere, pottırlara kafa tutmalar, ancak, çizgi roman, çizgi film, çizgi kahraman zor…

Tırışkadan işler işte, son dönem örneklerini görmek zorunda bırakıldığımız ticari sanatın marka, satış vesaire üstüne çıkan gecekondusu, uysa da uymasa da koydumcusu…

Aziz Allah, akıllar fikirler hayaller sana emanet…


Ayşe KİLİMCİ

29.08.2011

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.