HER KADINA BEŞ KOCA, KOŞ VATANDAŞ KOŞ…

25 Mayıs 2011 16:37 / 1710 kez okundu!

 


"Bu hatun kişi, hani kocasının iki yahut daha fazlasını üstüne nikah etmesine hiçbir itirazı olmadığını söyleyen, söylemekle kalmayıp, bütün kadınlara bunu öğütleyen kadıncağızın işi bir de bu yanıyla ele almasında yarar var.
Ya, günümüzde bir kadına en az beş er gerekliyse?
"

---------------------------------------------------------------------------------------

Dün akşam bütün haber kanallarında (sosyolog mu, pedagog mu, psikolog mu olduğunu çıkartamadığım bi akıldane) kadınlara erkekle geçim tüyoları veren bi hamfendiyi izledik…
Sabahına televizyonda sayın Umut Oran’ı izliyorum, CHP genel başkan yardımcısı partisinin koyduğu akıllıca hedeflerden sözediyor. Vezir-i azam gibi ağır konuşuyor, meddah üslubundan uzak, insana gülüp geçmek değil, anlamak hevesi veriyor. Derken, dakika bir gol bir, ‘Türkiye’de kadının adı yok’ dedi ve pek sevdi bu bildik sözü, beş dakka içinde üç kere yineledi. Bana gene daral geldi…
Kadının nesi var nesi yok diye düşündüm, serinkanlı olmaya gayret ederek.
Adımız var da sayın Oran, kısmetimiz, kaderimiz, kararımız yok.
Derken hop, aile yardımının aile reisi adına bankaya yatacağını vaat etti.
Çokluk reis kadın, direksiyon onun elinde ama ödemeler gene babaya.
Aslında kadının olmayan üç K’sına ek olarak asıl kocası yok, kocası.
Kocalarda da kazanmaya gayret, çalışmaya heves, düşünmek için ufuk, uçmak için kanat yok.
Aile reisi diye anılagelen o adamcağızların daha pek çok şeyi yok da hadi bunu geçelim, kol kırılır yen içinde.
O yüzden sormadan edemiyor insan, o sosyal bilimci olduğunu söyleyen, dünden beri yazılı görsel basında başların kendine dönmesini isteyen (asıl gayret de buna zaten, markalaşmaya, öne çıkmaya, fark edilmeye…) hatuncağızın hedeflediği, öğütlediği 4’ün, 5’in, dört yahut beşten öteye Allah ne verdiyse artık, yediye kadar gider mi gider, eş’in, büyük olasılıkla kadının alacağı, nikahlayacağı, yedekleyeceği, elinin altında, kapının önünde ve ardında bulunduracağı eş, yani erkek olup olmadığını?
Gözüne erkeklerin kadın için icat ettiği gözlükleri takıp, erkeksi mantığı kuşanıp, sistemin zaten sistemli ve bilinçli olarak küçük düşürüp durduğu (öyle ettim sandığı) kendi cinsine bir de o küme düşürtmekte hiçbir sakınca görmüyor, hatta kazanım hedefliyor ama bu elbet kadın hakları ve kimlikleri açısından kazanım değil, kişisel kazanımı… Yazılı görsel basın, STK’ları, akıldaneler, köşeciler artıkın herkeŞ bundan sözedecek, görün de bakın.
Başında abartılı, atkı tarzı bürünülmüş örtüsüyle de zaten söylemek istediği başka. Türban değİl, tesettür örtünmesi değil, alayını bildiğimiz örtünmelerden farklı, fark etmiş olmalısınız.
Kulak asmayayım dedim, edemedim, bir ara, ‘akıllı kadın aptalı oynayabilir, ama, akıllı gibi görünmeye (bile) çalışamaz, aptal kadın’ falan da dedi. Ezcümle, ‘hemşirelerim, siz akıllısınız, erkeği, yasal yahut yasa dışı nikahlınızı öfkelendirmeyecek kadar, çemkirip de kendini döğdürmeyecek kadar… Adam kadına el kaldırıyorsa, vardır bir bildiği, yahut siz aranmışsınız…
Aptalı oynasanıza…Şeker kardeşlerim, uyanık olun, aptal görünün, sahiden aptalsanız da olduğunuz gibi görünün ama zinhar akıllıya yazılmayın, her şeyi bozan da kadının akıllı olma hevesi zaten.’
Elbet bu mantığın, mantıksızlığın sonu, iki de yetmez, on alsın, biriniz ayağını yıkasın, biriniz kuluncunu oğsun, biriniz saçını tarasın, biriniz yemeğini ağzına versin’e gider.
Fıkradaki adamı gel de anma şimdi, bu hanım kızımızın mantıksızlığına örnek oluşturacak bir hadisedir, vebali anlatanlara, ben aktarıcıyım, adamın biri bi gün (!) umumhaneye gidip dört kadın kaldırmış, adamcağız da yetmiş sularındaymış. Her ne kadar bu döşek kültürü, ‘yerden kağıt kaldırdığı sürece erkek erkektir’ diyor ise de, kağıt kaldırmakla başka marifeti kaldırmak aynı değil elbet, ikincisi ağır işçilik ve zaten fıkranın sonu da bunu gösteriyor. Fiş veren çaça diyor ki, ‘beyamca, gençler bile biriyle baş edemiyor, sen dördünü n’apacaksın?’
Hanım kızım, diyor bizim hevesli amca, ‘bir taze başımı tutacak, biri belimi, biri şeyimi eh sonuncusuna da denk getirebilirsem artık, kısmet…
Bu hatun kişi, hani kocasının iki yahut daha fazlasını üstüne nikah etmesine hiçbir itirazı olmadığını söyleyen, söylemekle kalmayıp, bütün kadınlara bunu öğütleyen kadıncağızın işi bir de bu yanıyla ele almasında yarar var.
Ya, günümüzde bir kadına en az beş er gerekliyse?
İster misiniz şimdi yanıt hakkı doğduğunu belirtip essin gürlesin, ‘hemşirem, ortada erkek mi kaldı? Üçte biri evli, üçte biri kendi cinsine meyyal, kalan üçte birinde zaten iş yok, ne yapsın bu kadınlar, hisseli erkek kumpanyasına yazılmaktan başka?’
Ha böyle desin, canımı yesin, buna kim karşı çıkabilir, evrensel doğru, üstelik kadının raf ömrü yani erkeklerin bakış açısıyla, arzulanabilir, kalbi hop ettirebilir, kadın güzelliğiyle algılanabilir olanının yaşı da otuzda sabitlenmiş ise…
Yani altmışındaki adam gönül rahatlığı ve haklılığıyla yarı yaşındakini alırken, göbekli, yaşlı, başarısız, kel olmak erkek açısından seksilik sayılırken… O zaman da gelsin Viagra ve kalp krizi. Ki, tanıklarından duyduğumuz kadarıyla Viagranın da bi hükmü yoğimiş.
E bu durumda, kadın kocar hiç olur, erkek kocar (doğrusu koç olur ama…) daha da hiç olur.
Dördünden anca bir adam olur…
Peki dördü bire anca denk gelen adam, ikiden fazla isterse on iki kadın alsa ne olur, almasa ne olur?
Sanırım herkes aklını başına alsa iyi olur…
Derdimizin, algı, mantık, sağlıklı düşünme, doğru hedefler olduğunu, asla skor olmadığını anlasak…
Bu dünyanın erkeklerin hakkı, kadınların ise görevi, mecburiyeti olmadığını anlasak…
Hem erkeğin yarısı kadar biçilsin değerin, hem onların kırk katı fazla çalış, daha ucuza hatta beleşe, ne emeğin görülsün ne aşkın ne hünerin ne sabrın, analık hayatla aranda önemli bir engel, bitmeyen tez çalışması, anlayışın ve aşkın ise hayatla arana girmiş bahane olsun…
E bu durumda elmanın kurdu da içinden olur işte böyle…
Çürük elmaları ayıklayın kadınlar, hala mecaliniz kalmış ise, ya da duymazdan görmezden gelin, mantığa sığmaz bu zırvaları…
Erkeği ama görün, anlayın, çözün, şifresini kırın, üstüne üstüne gidin, onun sizi budayıp indirmesine sakın ha izin vermeyin. Aşk batağına saplanıp kalmayın.
‘Yerimi, yurdumu, uykumu, tende en kuytumu al’ diyen Sezen’e de kanmayın, dediğini tutmayın onun ettiğini işleyin…
Valla ben bu konuda bir konuşurum kırkınız susturamaz, ama, sabahın köründe, pimi çekilmiş olsa da fıssssttt diye cılız bi ses çıkarıp sönen bu ‘döğüyorsa adamın bi bildiği vardır ve haklıdır, aptal görünen akıllı olun siz de. Bırakın adam iki de alsın, on iki de, şey onun öteki şey de onun, size ney gelir anacım? Siz cilveyi, aptal görünmeyi, hizmetkarı olmayı, susmayı, yakanıza söylemeyi, sabrı öğrensenize, aaa…’ bombasının hemen ardından, kahvemi bile içmemişken anca bunu diyebildim.
Siz hepiniz, açın camı, höykürün, bağırın, alanlara çıkıp elinize pankart alın, yürüyün, bağırın, bağırın….
Kadınlar Allahaşkına başkaldırın!
Erkeğe de, aşka da, düzene de, düzmeyene de, akılsız akıldanelere de, yamuk siyasete de, dini ve tornistanlığı siyasete alet edenlere de, aile içi ağırlaştırılmış müebbede de, analık karılık gibi sağdıç emeğine de, dünyadan aralanmaya da, erkenden kocamaya da, kocaya da goncaya da….
Yeter be artık, yeter, yeter, yeter!


Ayşe KİLİMCİ

25.05.2011

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.