'Hayat Bayram Olsa, Kitapla'

12 Kasım 2010 23:41 / 1687 kez okundu!

 


Fuar deyince benim aklıma, kimse alınmasın ilkin İzmir Enternasyonal Fuarı gelir.
Elbet peşi sıra ülkeler pavyonları, yerli üreticilerin sözgelişi Tariş’in ikramlı şerbetli, güzel hostesli sunum yerleri.
İzmir’liyseniz başka türlüsü olamaz.
Giderek yeni bir kavramı hep birlikte öğrendik, fuar dediğin ille bizimki demek değildir, türlü çeşit fuar vardır.

Bunlara otuz yıl kadar önce Tepebaşı’nda açılan kitap fuarı eklendi.
İstanbul kitap fuarı görkemi göresesiyle de eksiği gediğiyle de kitap fuarlarının şahı olageldi.
Zaten ötekiler ya Ankara gibi tutturamadı ya İzmir gibi ayak sürüdü, Adana ve D.Bakır için, ikinciyi görmediğimden söz edemesem de ilki için ha var ha yok, geniş bir kitapçı tezgahı olmaktan öteye gidemedi.
Elbet iyi niyet ilk adım, şimdi ‘yok bizimki öyle değil, haksızlık edilmesin’ türü salvolara hiç kalkışmayalım lütfen, iyi niyetli ilk adımı nasıl gösterişli, yararlı, çok yönlü yaparız bunu konuşalım.
İstanbul’un artık Beylikdüzü nam, şeytan hazretlerinin mum sattığı yerde açılan ve bu yıl 29.sunu ‘idrak ettiğimiz’ fuarda -ki, şeytan hazretleri de S ile başlayan o marifetinde elbet mum falan satmıyor, çünkü en iyi o bilir satılan bir şeyin alıcısı da olmak gerektiğini, o alıcı da izninizle altmış kilometre yolu hele o şehr-i garabetin trafiğinde katedip de gelmez, gelenlerin de alnından öpülmek gerek, bademşekeri kolonya sunmak gerek girişte şeytan S ile başlayan başka bi marifet etmektedir, kimsenin gelip görmeyeceğine inandığı o tenha ve uzak yerde…
Bu yıl rekor kırılmış, 37 ülkeyi 51 yabancı yazarı 300 etkinliğiyle tam 410 bin ziyaretçiyi ağırlamış.
Rivayet öyle, ben görmedim…
Sondan başlayalım, o yüz binlerce eli öpülesi ziyaretçi, özlenen kitap okuru muydu, tartışı
lır. Elbet eli kitaba değen, o yolu kat etmeyi göze alabildiğine göre, kitapsız değildi en azından.
Kılavuzsuz, kendi bildiğince, çoğu kere (benim bile yaptığım biçimde) körlemesine, o büyük dağınıklık ve yüzlerce metrekarelik tezgaha yığılmış kürem kürem yapıttan elinin değdiğini, aradığını bulamasa bile, çekip alan, göz atan, kesesi elverdiğince satın alan cinsindendi.
Danesiz başak idi, bunu akçalı anlamda demem, diyemem, elimde olsa kitabımı sebil diye dağıtırdım, öyle aydınlık yüzler, alımkar ancak verimkar olamayan kısıtlı haller gördükçe…
Sormak, paylaşmak kitabi muhabbet anlamında söylüyorum…
Bana bu en çok Oğlak yayınevi standında kısmet oldu. Açıkça imza yapmasam da, kasaya elinde son kitabım (Meğer Mutfak Bir Masalmış)la sokulan okura kaşla gözle beni gösterince görevli arkadaşlar, geldiler ve muhabbetin belini kırdık, onlar soluklandı benim soluğum genişledi, mutlu olduk.
Taraf gazetesinden Sibel Oral 9 Kasım Salı günkü yazısında, konuyu espriyle karışık pek güzel özetlemiş.
Benim yıllardır yazmaktan, yaşamaktan usanıp artık sözünü etmediğim, fuar arabası sürücülerinin yol iz bilmediğiyle başlamış söze.Tuhaf, gerçekten çok tuhaf dediği şey esasen bir fuar klasiği.’Otobüsün şoförü Esenyurt’ta seyir halindeyken, etrafındaki yolculara, (kendisi ve iki kadın bunların içinde)Tüyap’a nereden sapacağını sordu?’
Allahtan Oral yolları az çok bilmektedir, yolcuların hangi kapıda bırakılacağını da… Ama bu kere olmamış tahmini tutmayıp kitap fuarı yerine sanat fuarı kapısında inmişler ve bir otobüs dolusu insan hazır gelmişken yanlış kapıda da inmiş iken sanat fuarını da gezelim demişler.
Biz bunu yıllar boyu yaşadık…
Bir keresinde hem de ikili otobüs, Avcılar gişelerini geçti ve kontağı kapattı, ‘benden buraya kadar’ dedi… Alenen havlu attı.
İndik, yollara serildik, yolcunun biri kalp spazmı geçirdi, iki kişiyi arı soktu, hem de eşek arısı.
Ben yazılı görsel basının Hızır acil servislerini telefonla aradım, feryat figan ettik, haber için bile kimse gelmedi. Alışıldık bir işti ne olsa… Arı sokanlara yoldaki çiçeklik dibinden çamur sürdük, kalbi tıklayanı uygun biçimde uzattık, kitapsızlara küfrettik.
İmzam olduğu için ben otostop yaptım, pantolonlu bacak uzatma numarasını kimse yemedi, otobüsün sarı renkli fuar tabelasını alıp tutunca biri insafa geldi, durdu. İmzaya yetiştim, sonra fuar boyu otobüsteki yolculardan birbirine rast geldikçe insanlar ah etti.
Gene servise takarak ve yerden göğe haklı olarak S.Oral sürdürüyor sözünü, Taksime dönen akşam servisi, 17 ve 17.30 servisleri, upuzun kuyruğu umursamadan, saati gelmeden öldür Allah otobüsün kapılarını açmaz… Otobüs sayısı yetersiz, sürücü insafsızdır. Merkeze çok uzak fuar açan akıllar fikirler ise dermansız, kitapsız…
Siz bir de o otobüste ayakta, elinde yüküyle dikileni düşünün…
İçerinin katil halıflekslerini düşünün, tamamı kıvrık, kaymış, altında tuzak borular kablolar olan… Herkesin canına kasteden, en çok da yaşlının, engellinin ve çocukların…
O halıflekslerden yükselen tozu, havadaki bakteri yağmurunu, bi şişe suyun, bi sıcak çayın kaç paralara satıldığını… Acil müdahale gerektiğinde nelerin yapılamadığını… Yüksek sesli anlaşılmaz anonsların yol açtığı kirliliği… Bazı medyatik kalemlerin önünde uzayıp giden kuyrukların öteki yayınevi standlarının sunumuna ve canına kastettiğini…
Otuz yıldır hayalimdir, ilk yirmi yılda makinem yoktu, son on yılda bende derman ve vakit yoktu, kitap fuarı içinde çocukları resimlemek…
Kendi arabasında kitaplarını kucaklamış yatanlar, kasada, ağzında emziğiyle babasının elinden tutmuş, dizaltı konumda dikilen noktacıklar, yahut kaybolup anons edilen kırmızı hırkalılar, başka bir eli tutup yürüyüp gidenler, elin farkını fark edince feryat edenler, parası biten annesine kitap diye ağlayanlar, hepsi birleşip gene de parası kitap kadar etmeyince, bu kadarlık kitap isteyenler, bir liralık kitap yok mu diyenler, ortak alınan kitabın ithafı ve aidiyeti hangisinin olacak, bunu merak edenler, yeni doğmuş, kanguru içinde yarı uyur kitabi olanlar, hasta, ama yüzünde maskesiyle dolaşanlar, kardeşiyle itişip kitap kavgası edenler, baba omuzunda padişah gibi gezenler, yahut omuzda uyumuş kırmızı terli yanaklılar… Hatta kitabı anacığının karnında idrak edenler, doğmamışlar, doğmaya gün sayanlar… O yüklü anneleri kitap salıncağına buyur edip kalbimin beşiğinde sallamayı dilemişimdir hep, üç kere de kendim yüklü gezip imza yaptığım halde…
Yayınevi çalışanlarının çocuklarının rafa kitap dizdiğini, mahsusçuktan kitap ırgatlığı ettiğini de görmüş olabilirsiniz, denk gelirse… Boğaz tokluğuna kitap sevendir onlar, canıma katasım gelir hepsini, Kök yayınevi sahiplerinin küçük kızını unutamam, yeni yürüyordu, konuşamıyor ama kitabı getirip sesle bana anlatıyordu, sevinçle… Çocuklara bu mayayı katıyorsa o fuarın her şeyi çekilir, desem de inanmayın, bu gavur eziyeti çekilir gibi değil, Büyükşehir belediye başkanının dikkatine, önemle arz edilir…
Çocuklar için bir soluk alma, bakım bölümü şart…
Hatta içinde ellerini kitaba değdirecek her nesne ve yayın, yırtacakları, dilleriyle okuyacakları, gözle gönülle dilsiz makamdan anlayacakları, boya yapıp, çizecekleri, büyüteçle kara tahtayla renkli kalemlerle kitaba koyulup hatta profesyonelce sunum bile alabilecekleri bir yer… Ana babalar gönül rahatlığıyla onları bırakıp sonra alacak, acıkanlar doyurulacak, susayanlar içirilecek, hatta altını kirletenin altını değiştiren görevli de olacak.
Okulların fuarı ziyareti artık gelişmesi gereken bir bilinçle, düzenle yapılacak, öğretmenler kır gezmesine değil, kitap tavafına gittiklerini öğretecekler öğrencilere, öğrencilerin de kitabı tanıma ve azgınlık etme gibi iki ayrı mekanı olacak.
Gösteri, müzik, onların alfabesi olan internet üstü sunum, görselliğin de olduğu apayrı bir yerde öğrenecekler, soracaklar, dokunacaklar, hatta büyük indirim yapılacak okur ve yazar adayı çocuklara… Üstelik artık, alfabesi renkler resimler olan yazısız kitaplar basılıyor bebelere de, bir yaştan itibaren görüp algılayabilecekleri, en çok beş sayfalık güzelim kitaplar...
Yazar, yayıncı, yazılı görsel basının buluşturulacağı ayrı bir yer, mekan, gece düzenlenecek, düzenlenmeli.
Plan, düzen, mekan tanıtımı, etkinlik duyurusu gibi haller, bin kere yinelenecek, kaybolanlara yol anlatan noktalar olacak, sular sebil, bi zahmet kağıt kalem bedava olacak, yaşlı ve engelliye destek hizmeti olacak…
Ya benim çalışan çocuklarım nerede?
Bunu hamaset olsun diye yazıyorsam, namerdim.
Bilen bilir, sokakta çalışanlar, araba altına giren kaportacı çırakları, hatta fuarın dışındaki simitçiler, boyacılar, sucular, hastane ve islahevindekiler, annesiyle cezaevinde yatan çocuklarım... Keşke her kitap fuarında oralara da nöbetçi kitapçı ziyaretleri yapılabilse, onların gelemediği kitaplar onlara gitse...
Hayal bu ya… Ama her hayalin yarısı da gerçek, unutulmasın…
Kitabınız bol ola, fuarınız sürekli ve olması gerektiği gibi, kitapsızınız hiç olmaya…


Ayşe Kilimci

12.11.2010


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.