Çocuklara acıyın efendiler!..

16 Mart 2012 13:39 / 1304 kez okundu!

 


TMK mağduru çocuklardan Hebun Hakan AKKAYA göz altına alındı. Sabaha karşı eve baskın yapılmış.
Çocuklar özellikle üniversite sınavına girmelerine az bir zaman kala toparlanmış, alınmış. 24 saatlık süreçte avukatla da görüşemeyecekmiş. BU ÇOCUKLARIN SINAV ÖNCESİ ACİLEN SERBEST KALMALARI GEREKİYOR.

TMK mağduru olan çocuklardan bir kaçı dışında hepsi tutuklu ve şu anda cezaevindeler.
Üniversite sınavı öncesinde bu yapılan o çocuklar için idam hükmünde.
Sayın Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Devlet Bakanı sayın Fatma Şahin arz ederiz efendim...

Bu defa köşemi Balçiçek Pamir'in duyarlılığına, diğer arkadaşlarımın sorumlu vicdanlarına ve çocuklara ayırıyorum.
Bu ülkede Kova olacağıma kedi olaydım diyor ya tuzu kuru yazarlar, asıl çocuk olacağıma kedi olaydım desin, düşünüp taşınsın da...
Bahar geldi gül açıldı, Newroz ve Hıdrellezin eli kulağında, hele arkadan gelen 23 Nisan çocuk bayramı ve 19 Mayıs Gençlik ve spor bayramını düşününce coşup taşıyoruz. Mutluluktan uçuyoruz. Bir yandan taşta çınar bitiren yetenekler öte yandan filizkıran fırtınasında köküne kibrit suyu ekilen çocuklar...
Bazı yörelerimizde ve bazı kimliklerle çocuk olacağıma taş olaydım, taş...
Çocuklara acıyın efendiler.
Çocukları dinleyin beyzadeler.
Çocuklara kıymayın ey ahali.
Tek cevheriniz onlar, ziyan zebil ediyorsunuz, Allahınızdan bulun diyeceğim, onun terazisi ve adaleti de kesin, haklı ancak geç işliyor, gücüne gitmesin de...
Kitapsız eline düşsün, sebebolanlar, sebepsiz kalsın.
Çocuklara da ilenç yahut ilahi adalet değil, bir an önce uzatması gerekenler el uzatsın, susup duranlar, denge hesabı yapanlar, lay lay lom'cular el uzatmayı denesin.
Dindar gençlikten önce, akıl ve ruh sağlığı örselenmemiş, zulmün ilk hedefi yapılmamış çocuklar ve gençler ey efendiler...
Ah çocuklar biliyorum, o cefakar ve çaresiz annelerinizin karnındaki ilk yerinize dönmeyi şu size yaşattığımız günlere yeğliyorsunuz...
Dayanmak zorundasınız.
Bizler de sizi duymak ve çare üretmek...


Ayşe KİLİMCİ

16.03.2012

----------

Balçiçek İlter'in köşesini ayırdığı mektup

Su getireyim mi abi?

Hafta boyunca kadınlarla sohbet ederken hep “yine de çözün kadınlarda, o bireştirici vicdan, o çözüm odaklı bakış açısı kurtaracak bizi…” dedim. Dedim demesine ama…Gel de Müge Tuzcu’dan bahsetme… KCK kapsamında tutuklanan antropolog, yazar… Mücadele eden, susmayan, yüreğini ortaya koyan, kelimeleriyle içime dokunan bir isim. Kendime gelmemi sağlayan gözlemleriyle ben ve benim gibilere tokat atan belki de! Uyanın diye… Bugün Diyarbakır Cezaevi’nde… Bugün bu köşe onun yazdıklarından bir bölüme ayrıldı… Buyurun okuyun, sonra konuşalım. (B.İlter)

*
Çocuklarıma…

Pozantı cezaevindeki çocukların sorunlarını düzeltmeye uğraşırken tutuklanmak…“Taş atan çocukların” cezaevinden sonraki yaşamlarını hep beraber örmeye çalışırken tutuklanmak… Yoksulluk ve yoksulluğu aşmaya çalışırken tutuklanmak… Kadınlara özgür bir kapı aralamaya çalışırken tutuklanmak… Ne yalan söyleyeyim, hep cezaevinden çıkan çocuklarımı düşündüm. Çok dinlemiştim onlardan tutuklanma ve cezaevi süreçlerini, polislerle-savcılarla diyaloglarını. Onların tecrübesiydi beni yabancı bıraktırmayan… Ve belki aynı polislerdi çocuklarıma ellerini uzatan… Birçoğu sokaktan alınmıştı. Bense misafir olduğum bir evde, 8 Martta, emekçi kadınlar gününde… Çocuklarım onların gözlerini unutmuyordu. Ben de gözlerine baktım uzun uzun. Onlar, hayatımın yasadışılığının hesabını sormaya uğraşırken, en fazla 12 metrekarelik bir nezarethanede bekledim. Pis kokuyordu ve hatta nefes alınmıyordu. Küçücük bir çocuğun böyle bir yerde nelere sarılabileceğini düşündüm o an. İmza-sorgu-sohbet, imza-sorgu-sohbet… Hukuksuzluktu en çok çocukları sinirlendiren. Savcı hakkımdaki suçlamaları anlatırken, bir çocuğun anlattığı hikâyeler geldi aklıma. Soru sormaktan terlemiş savcıya “su getireyim mi abi?” diyen o çocuk… Çocuk işte! Koskoca devletin, koskoca savcısı karşısındaki çocuklarım… Beni toplumlar tarihi tartışmalarından örgüt üyesi yapan savcı, ellerindeki taşlarla bir örgütü kurup üye yaptıklarını söylemiş çocuklarıma!

*

Sonra mahkeme koridorları... Ya cezaevi kapısı, ya adliye önünde bekleyen sevenler. Serbest bırakıldıktan sonra, çocuk mahkemelerinde devam edilmişti yargılanmalarına. O koridorda bir hayli gerginken birbirileriyle şakalaşmaya başlamışlardı. Ve tutuklanma kararı... Ömürlerinin çocuk yaşlarını cezaevine reva gören hakime nasıl bakmıştılar? Ne kadar adil, diye mi? Yaşları küçüktü, kelepçe vurulamazdı ama onlara da vurmuştular. Polis otosu içinde, kendi mahallelerinden, bileklerinde kelepçeyle geçtiler... Çocuklarımın mahallesinden kelepçeyle geçtim. Onlarla gezdiğimiz yerlerden... Birkaçının evinin önünden... Sonra duvarlar ve demirler... Oyuncakların, uçurtmaların, kuşların takılı kaldığı teller, tel örgüler... Hep güldüğünüz olayları, günlerinizi anlatmıştınız bana, o sıcak gülüşlerin dışında zaten ne var ki... Sıcak gülüşler ve düşler... Çocuklarımla zaman geçirirken, yaşadıklarını dinlerken ve "Ben Bir Taşım" kitabını yazarken hep anlamaya çalışmıştım. Neler yaşadılar, nasıl karşıladılar, ne hissettiler... Çok sormuştum, aslında çok da anlatılacak bir şey olmadığının farkında olarak. Gerçekten anlatılamazmış... Diyarbakır'da, Bağlar'da cezaevinin ortasında! Suç saydıkları toplumlar tarihi... İlk insanlar, primatlar, ilk kent devletleri bir gün suç olacaklarını bilebilirler miydi? Taşlar... Dağların, duvarların taşları; birgün, kendilerini anlasınlar diye kafalarına atılanlar tarafından suç sayılacağını bilecekler miydi? Neredeydi suç? Çocuklarımın elinde mi? Kaç tanesini insan gibi dinlediniz... Kaç tanesinin hayatını dinlediniz de, 15-16-17 yılın değil de bir anın hesabını soruyorsunuz…

Çocuklarım bırakıldı… Ne değişti? Kürt sorunu mu bitti? Örgüt mü bitti? Şiddet mi bitti? Sonra benim dünyamda suç saydıklarım; uyuşturucu, fuhuş, taciz, tecavüz, katliamlar… Hangisi çözüldü ben yakalanınca?

Şiddeti tartıştık savcıyla sorgu sırasında. Askerlik yaparken bile zorlandığını söyledi ve şiddeti uygulayanlardan hesap sorduğunu… Şiddet nerde?

O çocuklar; duruşlarıyla, laflarıyla, elleriyle, küçücük bedenleriyle o taşın hesabını, anısını, hikayesini en güzel şekilde anlatır. Çünkü onlar birer taş… Yaşadıklarına, yaşatılanlara rağmen hala ayakta oldukları için…

Ve ben de artık bir taşım; çocuklarımdan ayrı kaldığım için…


MÜGE TUZCU
DİYARBAKIR E TİPİ KAPALI CEZAEVİ

13.03.2012


> Çizimler: Firuz Kutal (Orijinal boyutta görmek için tıklayın)


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.