ÇOCUKLAR KAHRAMAN OLMASIN, YETER ARTIK, OLMASIN…

08 Ekim 2019 11:45 / 471 kez okundu!

 

 

Vail de Aylan gibi, Ceylan gibi, babasının “oğlumu ayağındaki ben’den tanıdım”dediği Yasin Börü gibi simge bir ad artık, kahraman olmak zorunda bırakılan çocuklarımızdan…

Kahramanlık yürek ister, üfürükten teyyare bazı siyasetçiler, akademisyenler, en kahraman Rıdvan  kağıttan kaplan Oğan’lar, Özdağ’lar ve benzerleri yivsiz bıçağı topluma saplıyor, kanama oluyor diye zil takıp oynuyor ama küçücük çocuklar yumrukları kadarcık kalpleriyle bunlara on basıyor, kahramanlıkta…

 

****

 

ÇOCUKLAR KAHRAMAN OLMASIN, YETER ARTIK, OLMASIN…

 

Vail de Aylan gibi, Ceylan gibi, babasının “oğlumu ayağındaki ben’den tanıdım”dediği Yasin Börü gibi simge bir ad artık, kahraman olmak zorunda bırakılan çocuklarımızdan…

Kahramanlık yürek ister, üfürükten teyyare bazı siyasetçiler, akademisyenler, en kahraman Rıdvan  kağıttan kaplan Oğan’lar, Özdağ’lar ve benzerleri yivsiz bıçağı topluma saplıyor, kanama oluyor diye zil takıp oynuyor ama küçücük çocuklar yumrukları kadarcık kalpleriyle bunlara on basıyor, kahramanlıkta…

Çocuklar kahraman olmasın, yeter artık, olmasın…

Çocuk dediğinin kanatları olur, kahraman olmak onların işi değil, gelin görün ki, bu yeni zamanlarda çocuklar hayalleri ve hayata hazırlanmayı bıraktı, mecburen kahraman çoğu.

Onlar büyüsün, genç olsun, birer ülkesi olsun hepsinin, umutları, yarınları olsun.

Vatansızlığın, mülteciliğin, yaransızlığın ve ölüm oyununun kahramanı olmasın hiçbir çocuk.

Birinin yurdu deniz, birininki parçalanarak uçup konduğu ağaç, birininki mezarlık kapısındaki urgan, biri serçe kuşu gibi babasının ardına sığınmış, İsrail kurşunlarıyla taranıyor…

Büyümekten, yetişkin olmaktan bir yurt yuva, meslek sahibi olmaktan, âşık olmaktan önce  hak etmedikleri savaşlara sürülüp telef oluyor çocuklar.

Daha 12’sinde Vail, bir söylenti dokuzunda olduğu yolunda, gittimezarlık kapısına astı kendini…

Söylentiye bakılırsa okulda bir öğretmen azarlamış deniyor, Suriyeli diye okulda arkadaşları bağrına basmıyor onu, Kocaeli Kartepe’de.

Nefretin ağulu dili ilkokula kadar indi, sokak şöyle dursun…

Mersin Mezitli’de beş yaşındaki Ürdünlü çocuk yetişkin bir adamın tokatlamasıyla darbe alıp yere yığılıyor. İdlib’den gelip 1.5 yıldan bu yana yetim vakfında kalan altı yaşındaki CM.nin babası şehit, sınıfta arkadaşıyla ettiği çocuk kavgasını öğrentemin kayda alınca ve ardından sınıftan daha sonra da okuldan atılınca yıkılmış, okul diyor başka şey demiyor, ona reva görülense başka…9’undaki SH beş yıl önce babası Şam’da şehit düşünce anne ve kardeşleriyle gelip Avcılar’da konuşlanıyor, ilkokul üçte, ama, öğretmeni ve arkadaşları ona kötü davranıyor, parmak kaldırınca öğretmeni hiç söz verip doğru yanıtını almıyor, arkadaşları hep niye onların ülkesine geldiğini baş kakıncı ediyor. Oyunlara katılamadığına çok üzülüyor, hem okula gitmek istiyor hem orada ağlatılacağından korkuyor.

7 yaşındaki MA anasınıfından sonra bire başlamış, ama, arkadaşları kalemini defterini kırıp karalıyormuş. Bir arkadaşı babam da sizi sevmiyor ben de nefret ediyorum, dedikten sonra kalemi eline saplamış, kimsenin onu sevmediğine inanıyor…

Küçükler böyle de gençler farklı mı? Onlara da sevgisizlik reva görülüyor, şantaj yapılıyor, sınıf dışına sürülüyor çoğu…

Okullar böyle de dışarısı farklı mı? Nefret kusan koca koca adamlar ufacık kişilikleriyle öldürüyor Suriyeli Vail’i, çocuk küçücük yaşıyla kuşanıyor urganı, gidip Acısu mezarlığının kapısında asıyor kendini, onuruyla büyüyor, ama, ölüyor be, ölüyor be, ölüyor…

Kına yakının e mi, prof’um, siyasetçiyim, kendinden tayin ırk bekçisiyim sananlar, kına yakının.

O yavrucuklar asker ocağına giderken yakınacaktı kınayı, gelin yahut güvey girerken, meslek sahibi olup işe başlarken yakınacaktı, onların güzelim kınası yerine hırsınızın, öfkenizin, düşmanlığın acı kınasını yakının hepiniz, uygun yerlerinize…

Türk Fransız Kardeşlik okulu öğrencisiymiş, başarılı bir öğrenci üstelik, ödüller alıyor, ama, koca okulun tek Suriyeli çocuğu…Sevilen bir çocuk, çocuk ama, onuru biliyor, hiç konuşmadan canından geçerek haykırmayı biliyor, bilmez olaydı, vay…

Ne azap çekti, diyemedi, kendi dilinde şarkı söyleyemedi, okulunda tekti,mahallesinde arkadaşları vardır mutlak, demek farklı bir kumaştandı Vail, duygulu, başarılı, ama, vatansız.

Kapımıza gelmiş, bize sığınmış bir serçe kuşu, kanadı kırık…

Irkçılık küçücük bir çocuğa mührünü böyle basıyor işte, ölümün soğuk damgası, hepimiz damgalıyız artık…

Neydi bölüşülmeyen? Nedendi ölçüsüz düşmanlığınız? Söyledikleriniz kadar söylemediklerinizi de duydu o çocuk.

Adının anlamı “sığınan, kurtulan” demekmiş…

Sığınan, kurtulan…

Anadolu’ya sığındı, insanlığımıza, merhametimize sığındı, kurtulamadı…

Yüzümüz yerde Vaid, hem senin karşında hem öbür öldürülmüş çocukların karşısında...

Çocuklar kahraman olmasın, yeter, onlar bilim ve sanat kanatlarını, özgürlük kanatlarını takınıp yarınlara uçsun.

Başta öğretmenler, siyasetçiler, manşetler,  ille kadınlar barışın, şefkatin, sevginin dilini kullansın. Söz söylesin, şarkı söylesin, düşmanlığı, ırkçılığı silsin, kem söz etmesin, hedef göstermesin!

Çok mu zor?

 

Ayşe KİLİMCİ

07.10.2019

 

Son Güncelleme Tarihi: 14 Ekim 2019 15:44

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.