BİR İNSAN BİN BİR HAYAT

21 Haziran 2020 12:55 / 2808 kez okundu!

 

 

Dün Dündür, Mehmet Barlas’ın hikayesi, bir insan ömrü anlatılıyor görünse de aslında tanığı olduğu ülkemizin en önemli dönemleri, geçtiği en tehlikeli sular, kayıpları kazançları, rengarenk siyasi hayatı, demokrasiye düdük çalarak mola vermelerin de anlatıldığı, bin bir insana ve hayata dokunup, dokunmakla kalmayıp onları anlayarak, okurlarıyla paylaşarak ve hayatın her an’ından bir ders çıkararak anlayıp anlattığı Türkiye destanı.

 

****

 

        BİR İNSAN BİN BİR HAYAT

 

Dün Dündür, Mehmet Barlas’ın hikayesi, bir insan ömrü anlatılıyor görünse de aslında tanığı olduğu ülkemizin en önemli dönemleri, geçtiği en tehlikeli sular, kayıpları kazançları, rengarenk siyasi hayatı, demokrasiye düdük çalarak mola vermelerin de anlatıldığı, bin bir insana ve hayata dokunup, dokunmakla kalmayıp onları anlayarak, okurlarıyla paylaşarak ve hayatın her an’ından bir ders çıkararak anlayıp anlattığı Türkiye destanı.

Aralardan, ortalardan, en çok da sondan başa doğru okuduğum, sonra bütünlüklü olarak okuduğum, yapboz gibi, matematik ve tarih kitabı gibi ama aslında tarihin edebi ve müzikal bir tadla yazıldığı, yaşayan kadar ondan dinlediği o müthiş hayatı nasıl süzüp, imbikleyip minnacık bir kitaba sığdırdığına ve dilinin tadına, sorularının hınzırlığına bayıldığım Göksan Göktaş’ın katkısı göz ardı edilemez. Turkuvaz’dan çıkan 205 sayfalık kitap rahatlıkla bin sayfa olabilecek bir hazine ömrün özetinin özeti, niye bu kadar kısa tutuldu diye hayf’lanırken, acaba kaç sattı, kaç kişi okuyup anladı, dostlarına salık verdi diye düşünmeden edemedim. Satsın diye yazılmış, piyasa mantığına dayalı bir kitap düşünülmediği için sanırım, bu kadarının unutuştan kurtarıldığı asıl kazanç. Herkes salgın nedeniyle evinde, zaman bol, bizde o dediğimiz hep boldur zaten, nereye harcedileceği bilinemez, gerek bu tür biyografiler gerek şiir, hikaye, deneme, tarih, hatta çocuk kitapları okunmaz, hatta eski okuduğumuz kitapların tekrarı niye yapılmaz? Yayıncılık sektörünün durgunluğu, öte yanda bohçacı kadın mantığıyla mal pazarlayanlar ve malın dandikliğini düşünen kaç kişi kaldık?

(Göksan Göktaş Sabah’ta röportaj yazarı, ‘Kör Talih’ adlı tasavvuf geleneğinden beslenen rock grubunda davul sanatçısı, üstelik eşi Hatice hanım ebru sanatçısı, bu kitabın görünmez sanatsal dokusu, tadı bundan olabilir mi?)

Barlas benim için niyeyse yaşlı, gereğinden uzun boylu, her devrin ve yazılı görsel basının usta adı olagelmiştir. Dön geri bak, diyorum şimdi, dön beri bak, bi kendine bir ülkene bak, gençliğimizi ve demokrasimizi elimizden çalanlara, tankları kaldıranlara, siyasi yalancılara bir bak, ondan sonra böyle düşün…

Her dem genç bir kişi Barlas, düşüncesi, ilgi alanları, hayata bakışı, siyaseti ve sanatı yorumlayışıyla hepimizden genç. Boyun bosun doğru düşüncede yeri ne, demeden edemiyorum, ülkeye uzun ve kısaların emeğinin daha çok geçtiğini düşünüyorum, orta’lar arada kalanlar olmuş, diğerleri ya tek başına ya bir ünlem işareti olarak anlam katmış. Siyasette askeri vesayet kapı dışarı edileli beri, bu tür ömür kitapları daha da önem kazanmış, keşke hak eden herkesinki kitaplaşsa. Tarihin eksik ve yanlış yazıldığı, bilirim geçinenlerin yorum arenasında istediği gibi at oynattığı, olmayanın olmuş, olmuşun olmamış gibi gösterildiği, pek çabuk unutanların ülkesinde bir bakarsınız vurmalı çalgıların ve sözün, söyleşinin ustası bir gazeteci, karşısındaki cevherden tarih kitabı çıkarmış.

Selim İleri’nin ‘Her Şey Hatıra Oluyor’ sunuşuyla açılıyor perde.

Sonra Göktaş bageti alıyor eline ve ilk vuruş: 'Bazı insanlarla değil tanışmak, aynı yüz yılda yaşamak, aynı dönemi paylaşmak bile talihin size iltimas geçmesidir' diyor, başka söze, vuruşa ne hacet?

“Darbe tarihlerini evlilik tarihimizden daha iyi hatırlıyoruz” diyor Barlas; hepimiz için geçerli bu. Elbet kitap da kronoloji daraçlığını kırıp atıp, kendi bildiği gibi yoluna devam ediyor, ondan olmalı benim usül okumak, kitap öyle buyurdu…

Kimi gazeteciler, yazılı görsel basıncı akıldâneler gibi her yana salınan, her telden çalan biri değil, Barlas… Onu sevmeyenler, hayatındaki dönemeçleri iyi bilse de görmek istemeyenler her devrin adamı demekten utanmaz. Bu kitap hem o algıyı yerin dibine batırıyor hem ülkemizin baş belası her darbede nasıl dimdik durmuş Barlas ve davalar, tazminatlar bir yana, ailesinin geçimini, hayatını nasıl tehlikeye atmış, bunu öğrenmek, doğru bildiklerinin yanına onun hayatının neş’esini katmak için bile okunmalı. Her devrin değil, Göktaş’ın söyleyişiyle, “her devrin adam gibi adamı olduğunu” anlamak için, en azından.

Barlas Antep’li, dedesi bir hukuk çınarı, Yargıtay’da herkesin saatini ona göre ayarladığı. Amcalar, uzak yakın tüm hısımlar önemli görevler üstlenmiş, siyaset, hukuk, tıp başta.

‘57 Seçimlerini CHP kazanıp da, baba C. Sait Antep’te belediyeye saldırı olurken uçakla Adana yolunda olduğu halde, idamla yargılayacağız, çünkü ayaklanmaya sebep oldu deyince Menderes, telaşlanan annesi Emine hanım İnönü’ye mektup yazıp köşke yollar, kocasının idam edileceği endişesini yazdığı mektubu okuyan İnönü, “annene söyle, olur böyle şeyler” der.

Olur böyle şeyler’istandan tadına doyulmaz hikayeler kitabı bu kitap, ömrün kitabı olmaktan öte…

Barlas’ın ömrüne elbet önce geniş ailesi, sonra handiyse hepsi filozof gibi olan Antepliler, siyaset, kendi küçücükken tanışıp dost olduğu, yol yordam öğrendiği, dünyaya sağlam bakmayı belleten yaşlı siyasetçiler, ünlü yazar ve sanatçılar mührünü vuruyor. Kemal Tahir bunların başta geleni, öyle ki; ‘herkesin babası ona para mirası bırakır, senin baban bizi miras bıraktı sana’ diyecek kadar.

İki dil bilir Barlas, İngilizceyi çok iyi, Rusça’yı dört beş yıl kadar, çalıştığı üç ve dördüncü dili sürdüremez ama Antepçeyi Antep sürgününde ve sonrasında köklerinden kopmayarak iyi öğrenir…

Barlas deyip durun orada, 18’inde Son Havadis patronu…

O kadar sık gazete sahibi yahut başyazarı, makam sahibi (sonradan Makam Farkı…) ki Barlas, hepsini de, işsiz kaldığı dönemin matbaacılığı dahil, öyle iyi yapıyor ki, herkes benim gibi yaşlı başlı biri sanıyor, öyle ki; eşini isteyince ‘Barlas yaşlı başlı adam, Canan daha genç’ diye düşünüyor büyükler…

Oysa hâlâ gözlerinde o hınzır çocuk bakışı…

18’inden itibaren zorunlu olarak yetişkin ve sorumluluk sahibi, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, bütün aziz Kemal’ler, bu arada Çetin Altan, elbet Aziz Nesin, müziğin üstadları, siyasetin kurtları, herkes onun arkadaş dağarcığında.

Nesin’den ‘kinliydi’ diye söz etmesi manidar, genelde DP’ye ve kapitalizme, sonra herkese kinli olmak?

27 Mayıs olmuş, ‘ordu gençlik el ele’ sloganı yeri göğü inletirken, ekmek derdindeki bir küçük çocuk Taksim’de bağıra çağıra koşarak, Ekspres gastesi satıyor, genç bir subaya çarpıyor. Şapkası düşüp forsu bozulunca bir tokat aşkediyor çocuğa subay. Barlas koşuyor, çıkışıyor, ‘sen de kimsin?’ diyor subay, ‘Gençlik’ diyor. ‘Seni Harbiye orduevinin altındaki bodruma çekersem gençliğin ne olduğunu görürsün’ diye tehdit ediliyor elbet.

12 Mart’ta A. Sirmen’in tahliyesini beklerken nizamiyedeki astsubayın hatırını soruyor, çoluk çocuk muhabbeti derken, astsubay, 7 yaşındaki oğlunun büyüyüp subay olacağını, inşallah bütün üniversiteleri kapatacağını, bu üniversitelerle gençliğin bela olduğunu’ söylüyor Barlas’a, ne dönemler, ne durumlar, ne haller, kitabın yaz bitesiye beş on bin, hatta elli yüz bin, neden olmasın o yandan çarklı yamuk yazarımsı hüttüdü kuşlarının kitaplarının birkaç yüz bin sattığı bu garip diyarda onlar kadar olmasa da Barlas’ı ve demokrasi tarihimizi anlayacak olanlarca okunduğunu diliyorum, gönülden.

Anlatılan çünkü sizin hikayeniz…

Atatürk’ü sevip anlamaya çalıştığını söyler, onun Avrupalı olduğunu vurgulayarak, o Anadolulu değildir, doğru, hiç bu yanıyla bakmamıştım…

Sofrası herkese, aklı bütün dünyaya ve doğrulara açık bir adam Barlas… Hep izledim, sürekli okuru oldum, eleştirdiğim de oldu ama daha çok hak verdim, doğruya doğru, eğriye kimden nerden gelirse gelsin eğri diyebilme dik’liğini sevdim, aile babası kimliğini, şikemperverliğini, musikişinaslığını, aile kavramını baş tacı edip örnek olduğunu… Bu kaygan zeminde ve en belalı yıllarda herkeste bir zerre mürekkep, yahut tavır lekesi oldu, nasıl olmasın? Ama Barlas’da bu yok, lekesiz ve dosdoğru bir adam, gözünü budaktan sakınmayan ve sevgi, şefkat, hakbilirlik haresiyle herkesi kuşatan…

Sayın Barlas beni bir gün konuk olarak davet edin ne olur… Size yakın otururken çat kapı geleyim çok istedim, çekindim, şimdi çağırın çağrımı âlenen yapıyorum, börek benden, kitaba imza sizden…

Ey sevgili okur, ne Barlas’ın beni çaya çağıracak zamanı var ne bende gidecek hal, sizin için kitapta öyle çok yer işaretlemişim ki, bana da ayıp size de… Gidin edinin bir tane, bir ömrün hikayesi böyle özetlenemez, hele böylesi bir ömrün, okuyun kitabı, o müthiş demokrasi (ve yazık ki yanı sıra darbeler, siyasi kan davaları) korosu eşliğinde tadına varın.

K. Tahir’in Sovyetleri ziyaretinde Lenin heykelini görüp de, ‘bu sapı silik kim?’ diye sorduğuna resmi mihmandarın dehşet içinde yanıt verdiğini, bu yanıta öfkeden köpürüp, Puşkin dururken, Dostoyevski varken bu sapı siliğin heykeli dikilir mi, ayıp size!’ dediğini de ekleyeyim bari.

Şiire ilgi olmayınca toplumsal, ruhsal bir topallık yaşadığımız yargısını da Barlas’ın…

Sıkıyönetimin gazete kapatma marifetiyle, Nadir Nadi’nin işine annesi ve damatların nasıl son verdiği…

Yepyeni bir Rusya yarattığını düşündüğü Sovyet vatandaşlarının Gorbaçov’u sevdiğini sandığını söyleyince Gorbaçov’un, ‘yok, benden nefret ediyorlar, Sovyetleri benim çökerttiğime inanıyorlar. Beni siz, Alman ve Amerikalılar seviyorsunuz, Ruslar nefret ediyor’ yanıtını…

Çingen çadırında oturan Kaddafi’yi nasıl tokalaşma bahanesiyle ayağa diktiğini.

Aşkın hayatlarımızdaki yalın önemini… Onun yalnızca başlangıç olduğunu, elli yıldır aşığız diyen yalancılara inanmamak gerektiğini, bin çeşit aşk ve sevgi olduğunu, bunların algısının insan sayısınca olduğunu söylüyor, harika bir örnekle: ‘Köylü amcaya sormuşlar, ‘hiç âşık oldun mu?’ diye, ‘tam oluyordum, jandarma bastı’ demiş. İyisi mi diyor Barlas, siz dayanışma ve paylaşıma inanın…

Özal’ı sonuna dek desteklediğinden mutlu Barlas, aynı şeyi Tayyip Erdoğan için de söylemekten çekinmiyor. “Kendini ülkenin, halkının gelişme ve güvenliğine böylesine adayan insanlara sadece teşekkür edilir” diyerek…

“Hayat kimine başrol kimine figüranlık verir, gel gör ki, bazıları rol nice küçük olsa da başrol performansı sergiler, mühim olan hayatı dolu yaşamak ve yararı bir yana, ruhen bizi eksiltme ihtimali de taşıyan dijital çağdan olabildiğince az yara almak” diyor, gittiği her yere ülkesini götüren, bu coğrafyaya kalpten bağlı, sahici sevgilerin esaslı düşünmelerin kişizâdesi Barlas, gittiği her yerde kendini gurbette sayan, Antepçe’nin ve esaslı gazeteciliğin ustası, hayatın filozofu…

Bir teşekkür de Turkuvaz yayıncılığa…

Haydi şimdi hepiniz hayata…

 

Ayşe KİLİMCİ

19.06.2020

 

Son Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2020 19:55

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.