BERABER VE GÖNÜLDEN ŞARKILAR DİNLEDİNİZ…

19 Nisan 2020 22:52 / 1125 kez okundu!

 

 

Şarkılar gönülden ve gündelik hayatımızdan çekip gideli, renkler de gitti sanki…

Ev hapsinde temizlik, dolap düzleme, kışlıkları kaldırıp baharlıkları indirme, kitapları, albümleri olduğu kadarıyla düzenleyip tozunu alma ve mutfak elbet hiçbirimize yetmiyor. Aklımıza, gönlümüze şarkılar düşmeden edemiyo…

Ahbap sohbeti, görüntülü misafirlik, balkondan balkona seslenişler de corona günleri muhabbeti…

 

****

 

BERABER VE GÖNÜLDEN ŞARKILAR DİNLEDİNİZ…

 

Şarkılar gönülden ve gündelik hayatımızdan çekip gideli, renkler de gitti sanki…

Ev hapsinde temizlik, dolap düzleme, kışlıkları kaldırıp baharlıkları indirme, kitapları, albümleri olduğu kadarıyla düzenleyip tozunu alma ve mutfak elbet hiçbirimize yetmiyor. Aklımıza, gönlümüze şarkılar düşmeden edemiyo…

Ahbap sohbeti, görüntülü misafirlik, balkondan balkona seslenişler de corona günleri muhabbeti…

Torunuma ”o güzel sesinle bana şarkı söyle” deyince ’rap söylerim Ayşe’ dedi, “cartel bir numara en büyük, cehennemden çıkan çılgın Türk, yirmi beş yaşında yüz binlik araba, nerden geldi diye sorma…” Yok, öylesi kalsın çocum…

Kızımdan istedim, o güzelim lirik koleratür sesiyle daha bana bir şarkı söylemedi, bundan dertlenmiş olayım bu arada, aman üf makamından tek satır söyledi, ben de ‘bununla bir yıl idare ederiz artık, ‘dedim…

Şarkı düşünülecek zaman mı? Belki de tam zamanı. Belki gönül yoksunluğumuz ve hevessizliğimize corona ayar verir, eski günlerdeki gibi olamasa da hayatımıza renkler, şarkılar, anlam çıkagelir…

Bedri Noyan güftesi, A.Rıza Avni bestesi düştü aklıma:

“Düştüm bir yol sevdâsına/ Beni güldür deli gönlüm/ Götür yârin rüyasına/ Sonra öldür deli gönlüm.”

Arif Sami Toker üstadın “Gam çekme gönül n’olsa baharın sonu yazdır…” Biz şimdi corona karakışını yaşıyoruz, yazdan geçtim, baharla idare ederiz…

“Kime hâlim diyeyim, kime feryâd edeyim/ Kime rüsvay olayım kime şevkâ edeyim” (Faize Ergin)

Tevellüt ortaya çıkacak diye tasa etmiyorum, bunlar çünkü, evvel eski nağmeler, bize de eskilerden devroldu, yürürlükten kalksa da birçok kavramı, ‘Hancı’ gibi, “Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı/ Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş/ Sana herşeyimi anlatacağım/Otur başucuma, sor yavaş yavaş…”

Gurbet neresi?Kapının ardıcığı gurbet…Hancı? Ara ki bulasın…Yanıbaşına uzanıp o sormadan anlattığımız başkası, hancı değil, psikiyatri uzmanı, eldeki yara duvardaki kovuk, ne anlar o bizi? Kantoron çayı iç, avun, intaniyelik yahut devasız derdli değilsen hastaneye düşmeyesin, bir hastaneye bi de aşka, ikisinde de ex olasılığı mutlu olmaktan çok. Sürünmesi garanti ama…

“Nane nane şahane” Ajdar söylerdi hani… Ne ara, nasıl geldik biz, “serahaten acaba, söylesem darılmaz mı” diye iç geçirip, bir türlü sevgisini diyemeyen aşıktan, “bandıra bandıra ye beni, doyamazsın tadıma” faslına? Herşeyin ayağa düşmesi çağına bu çarpıtılmış şarkı sözleriyle koyulmuş olabilir miyiz, tıpkı siyasetin ayağa düşürülmesi gibi…

Aşkın akılla işi yok, var diyeni vururum ama siyasetin, gerçek edebiyatın ve şarkıların var, çizgi sanatının da var. Sonuncuların tamama yakınında akıl mafiş olunca, ömrümüz, gücümüz, keyfimiz zaye gidiyor, aradan dereye gitmekten ve işbu vasatlıktan beni kurtar deli gönlüm yani Yarabbicim…

“Kuşu kalkmaz kuşu kalkmaz/Can’ın kuşu kalkmaz” Bunu söyleyen Sultana, terk eden sevgilisine inat yapmış bu şarkıyı, rivayet o yönde, kuşa sormalı, kuşdilinden anlatsın…(Bir garip zavallı Hatçe, düşmüş bi kere, çalışı pavyonda küsmüş feleğe/Açmış kalçasını tef def çalar/sallar çalkalar her gece/sulanır hergele….diye ayıp ayıp gidiyor. Döndü’ye kalkmayanı Haççe’ye kalkar/hergeleye baksanıza hergeleye/maskesi düşmüş dönmüş keleğe…çıkınca işinden her gece/koş koş meyhaneye, kerhaneye hoş hoş/sonra gelir evine boş boş/Döndü’ye gelince hikaye…

Acılı arabesk, acısız arabesk, acımasız arabesk…Onun bile ilk zamanları aranır olmadı mı?

“Hadi yine iyisin, iyisin iyisin/sen işini bilirsin/Reçeteni ister misin/ Muck…ister misin?”

Ölür müsün, öldürür müsün: “I love you, I love you/Do you love me?/Yes I do/İf you love me tell me, tell me/ İf you love me kiss me, kiss me…”

Ah annem, yandım tüttüm, Ümit Besen dağıttın âlemi, budayıp indirdin beni…

El nasıl türkü yakıyor bi zahmet kulak verin:

“Ekinler sarardı, biçtik, güz geldi/ Hakk’a şükür bu yıl bire yüz geldi/ Nidem ki yokluğun pek öksüz geldi/ Sen yeterdin, ekinleri neyleyim…/Turnalar uçun, yayladan geçin, yârimi seçin turnalar…”

“ İnternetteyim/ vepkemi açtım/bana bi hareket yaptı, şok…/Vücudu tam 90 artı 90/ amanın sıcacık…” Bu şarkı 19 milyon kere tık’lanmış, şimdi 19 milyon 1 oldu.

“Söyle, gerçek sevgi bu mu, yaptığına şantaj denir/böyle aşka montaj denir/şantaj, montaj, şantaj, montaj”

Küçük Emrah, “Yaz gazeteci yaz/Bıktım yazı beklemekten/ Yazıver de gelsin bu yaz.”

Afrodit’in ‘Neremi neremi’ si…’ Hadi beni dansa kaldır/kaldıramazsan kaldırırlar güzelim/ Anneni bize gönder/Beni evinize aldır/Aldıramazsan aldırırlar canım/ Kaldıramazsan kaldırırlar gülüm…”

Biz neyi terennüm ediyoruz, Serahaten’de, ‘sakın gücenme eğer anladınsa sevdiğimi…’

Gökhan Tepe, “Pantolonunu çok sevdim/ çıkar onu bebeğim/ hadi gel bize gideliiim.” Tüh olsun, ben de ne severdim Eski radyolar gibi çatıya saklanmış aşk’ı terennüm edene yakıştı mı?

İ.Erkal döktürüyor, “onun o gözleri var ya/Vatan, millet Sakarya/insanın aklı kaçar ya…”

‘Sevda yüklü trenler/boş raylarda ilerler/sevenleri üzenler/hep o yolda giderler, Doğuş’un içine doğmuş zırtapozluk…

“Anneme şimdi ne derim yar/ben seni sevmiştim kör olasına(belki kör olasıca demek istiyor)/ Bizim oranın adetleri/meşhurdur cinayetleri/yanına bırakmam ben senin/ bitene kadar ihanetlerin…”

Ortaç şarkısı: “Geberiyorum canım geberiyorum, acı domates gibi kızarıyorum”

Birinin de, ‘ayılık var senin hamurunda’ şarkısı varmış…

Gene Ortaç, ‘seni çöpe atacağım poşete yazık/Bi sigara yakacağım, ateşe yazık.’

Bi de Barbaros Hayrettin varmış meğer, “sevgilim sevgilim nassın/Burnun kapıya kısılsın/çok güzel araban var ama/yolda tekeri patlasın/ oh oh oh olsun, sevgilim nassın?/Soğuk (su) iç sesin kısılsın/Köpüklü banyo yaparken/Birden sular kesilsin…”

Çılgın Sedat, ‘bak çakarsam oturturum’u söylüyor.

İsmail Y.K. Allah Belanı versin şarkısını okuyor: ”Allah belanı versin/ Allah seni kahretsin/ Bana gelen sana gelsin/Hayatımı maffettin/ Acımadın neler çektim/Kader seni de köretsin…

Çılgın Sedat buyuruyor: “Bitti dersen bana/inan iflah olmam bi daha/bir kurşun sıkarım/ çeker giderim delikanlı gibi.”

‘Saçım sarı, gözüm mavi/Güzelliğim Avrupai/sen görmezden gelirsen/neye yarar sarı mavi/ Sesim ince kafam dâhi/ Kalbim saf, belki enayi…” Ah Petek…

Semra söylüyor: “90_60_90, her gören hayran/of aman of aman/ne bir diyet ne masaj/Döndün kuru eriğe/ Helal olsun Hayriye.”

‘Aşk oyununda kötü ütüldüm…

Gönlünden taşındım, gide gele aşındım…’

S. Kaynak bestesi gönül şarkısını bileniniz var mı? Ne gönül denen gayyâ kuyusunu biliyoruz ne Gönül nağmesini: “Gönül seni ayık bulsam/ Sorsam halim nedir diye, aymazsın gönül/ Hicran adlı sâki olsam/ Doldursam biteviye doymazsın gönül”

“Bakınız çok oldunuz siz, iğğne yaparım/ Fazla konuşursanız serum bağlarım/ Zırlama bebeğim, Allah’ını seveyim/Uğruna öleyim, sana Roman diyorlar, ben de doktor Erol bey”…Helal, hakketten aşkın medikal açılımı, nice sahici müzik üstadı doktorları bilmesek…

Hekim, edip, şair H.Hatemi diyor, “Eski âşıklar ‘Kapı açık, arkanı dön ve çık, istenmiyorsun artık” diyemezlerdi. Köşelerinde simit tüketir, çay içer, sigara tüttürür, zayıflar, kahrolurlardı. Onlıar Âşık-ı Mahzun idiler. “Kodum mu oturturum” diye gözdağı vermezlerdi sevdiklerine” (Türk Edebiyatı , 2007, S.405: Güfteler Semtinde Cevelan)

“Kalk gidelim de saraylı/ Bak dikiz aynam kalaylı/ Gel bi gel bi gel koynuma/Minderi kendinden yaylı…”

Neşet üstadımız ne diyor beri yanda? ‘Sevda sırınan olur’ diyo…Yaaaa….

Gelin de üstad Hatemi’ye hak vermeyin…”Sırayla herkesin suda sureti kayboluyordu. By-pass ameliyatsız, kemoterapisiz, nükleer magnetik rezonans’sız ölümlerdi bunlar”

“Bir kendi gibi zâlimi sevmiş yanıyormuş/ Duydum ki beni, şimdi vefâsız anıyormuş” Lem’i Atlı bestesi, alttan alta ettiğini çekiyomuş der gibi, ama’ oh olsun havası yok’…

Lokman hekim, ki üç derde deva bulamamış, ölüme, aşka, kötü komşu belasına. Adı kutsal kitaplarda da geçen Lokman M.Ö.VI.yüzyılda yaşamış Alkmaion’dur ‘alıntı H.Hatemi, age) Türkü ne söyler, “Lokman Hekim gelse yaram azdırır/ Yaremi sarmaya yar kendi gelsin”

Bandıra bandıra ye beni demez ama…

Sorayım isterdim Hz.Lokman’a, aşk kaç kişiliktir üstad, diye?

Şairler, şarkılar yanlış biliyor, aşk tek kişiliktir…

“Nesi var ömrün, nesi var?/ Vesvese hepsi, vesvese” derdi Lokman da mutlak…

Ya da derdi ki, “yârin yamacında bir bülbül idim/ Aldırdım dillerim, feryatsız kaldım”…

Yeldeğirmenlerine karşı Don Kişot muyum/uçuyorum durmadan ben pilot muyum/ Yeldeğirmenlerine karşı Don Kişot muyum/ Dilimde hep aynı şarkı İdiyot muyum? diye şakıyor İ.İrem

% Kaç oranla idiyot olduğumuzun yanıtını tıbba bırakıyorum..

‘Ah, bu şarkıların gözü kör olsun…’

 

Ayşe KİLİMCİ

19.04.2020

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.