Bebelere balon, babalara Viagra

12 Mayıs 2012 15:56 / 1361 kez okundu!

 


Yepyeni, en yesyeni bir anneler günü daha kutlanmakta. Dünya, Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlamayı adet edindiği 'anacığım anacığım, sen bilirsin halcağızım' gününün bando mızıka ve derin nutuklar atarak karşılanması, yazılı görsel basında 'ananıza şunu alın bunu alın, siz alın babanız ödesin'in sath-ı mailine girmiş bulunuyor pek sayın seyirciler.

Hayatın seyrine bakıp, hissiyatı ve insanları umursamayan ama yazılı görsel basının 'al al al!' pompalamasını fena halde umursayan (böyle demesi de ayıbıma giden) ey benim güzel insanlarım, candan aziz dinleyenlerim, okumadan sevenlerim, yazdığımı şettiren yayın yönetmenlerim, beni ben yapan sizlerin huzurunda saygı, sevgi, huşu ve sitemle eğilirkene, bu son anneler gününde artık şurama gelip dayananları söylemezsem çatlarım.

Kimse üstüne alınmasın anacım, ben ortaya koyarım, dileyen alır veyahut da almaz, kendi bilir.

Başlığı bilerekten öyle şeyttirdim, buna okur kışkırtma, tavlama diyorlar. Uysa da uymasa da koymak vaziyetleri. Bebelerden kastedilen elbet sabiler değil, babalarla ilintilendirilen de o adı meşhur kendinin marifeti(coştururken öldürmesi) muhtelif mavi hap değil.

Yanarım yanarım anayı da babayı da onlara ayrılan özel günde ve dahi kalan 364 günde mutlu etmeyi düşünmek, buna niyetlenmek varken, tuhaf ve faidesiz şeylerle oyalandığımıza yanarım.

24 yaşımdan bu yana tamam 33 yıldır idrak etmiş bulunduğum analar gününde payıma düşen tabak, çay bardağı, fincan, birkaç kere ütü masası, hane halkının ortak zevki uzunçalar, badehu CD.ler, varolan giysinin tıpkısının (aynı model ve aynı renk olmak üzere) alınması inceliği. Üstelik o gün de temizlik, bulaşık, ütü, çamaşır şahsıma ihale... Ömrümce bu analık balonundan atabildiğim tek safra, ütü oldu. Buna da şükür.

Kimse okumuyor mu, gastelerde çarşaf çarşaf yayınlanan ilanları, tek taş pırlant, devre mülk, rezidıns, yazlık villa, Adana burma, son model araba felanı?..

Al al al, tek sen al, adam ödesin, yani baba, yahut babalar felan... Neler yazıyor, neyçün yazıyor, hiç mi okumazsınız ey millet?

Bazısı millet değil, illet. Kırk yılın ardından alsalar, eller ihtiyardır ne taksan yaraşmaz, dubleks villayı ben istemem dizlerim sızlar in çık in çık, altının modası geçti ne yapayım, araba desen refleksler zayıfladı, kalsın, rezidıns denen meretten hiç bahis açmayın, beş yıldızlı otele manasız müşterilik, kiranın iki katını da aidat diye alıyorlar.

E, ne kaldı geriye, ne alacaklar, madem almaklar günüdür bu gün?Hep verdik hep verdik, zannımca iki ellerini yumruk yapıp, yahut bilekten büküp al al al anneciğim diyecekler...

Zaten dünya da yani hem hakiki dünya hem yayın dünyası(ilahi dünyayı hiç anmayın, orada, daha Sırat'a giden mahallelerden itibaren yollarımız kesik, borç bini aşmış, değil müslümandan, insandan bile sayılmayacağımız aşikar, kul borcu vısa kart borcumu katlamış durumda...) epeydir bu ayıp kelimeyi telaffuz etmekte bende'nize...

Belki genetik bilimcilerle sağlıkçılar elele verip, 'ömür uzatıyoruz, sevinsenize' diyecekler. İstemem, sizin olsun o uzun ömür. Kırış, buruş, iki büklüm ol, gözlerin buzhane balığı gibi baksın, senle yaşıt erkekler kırk yaş ufağını alsın hem de doğurttursun, ister komşu yardımıyla ister bileklerinin yani muhtelif yerlerinin gücüyle, sende bağlar gazel, dereler tebahür edip uçmuş, adam kaçmış efenim... Kalsın, istemem.

Kimse de demiyor ki, şu anaların hakkını aynalar onu güzel gösterirken, sokaklara çıkıp rüzgarla yarışırken, içinde şarkılar çalınırken ödesek...

Misal, kırklı yaşında kazık kaktırsak şu kadınlarımıza, ana olana olmayana, ana olup papazı bulanlara elbet öncelikle, tee seksenine kadar aynı kalsalar..

Buna KKP diyorlar, kazık kakma projesi yani. Aynı dinçlik, ter-ü tazelik ve canlılıkta kırk yıl kadar oyalansa kadınlar...

Kırkın kapısı kalabalık zaten, o kapıda kırk yıl kadar yığılma olsa, sonra sekseninde ne olursa artık...

O zaman gelince bir kapıdan geçsek misal, bir bahçeye buyur edilsek, ansızın ihtiyar olsak, farketmez, ne korkarız ne girmem diye direniriz, değil mi ki bu güzelim ama bivefa dünyada kırk yıl kadar aynı yaşta eğleşmişiz, ölüm hoş geldi safa geldi...

Yapmazlar ki... Hayırlı işi yapmazlar, varsa yoksa, burundan hortumla besleyip, altını alarak, doksanına kadar yatakta yaşatmak, bu dayatılana hayat, o garibime de insan demek...

Yemişim sizin Hipokrat yemininizi...

Alzeimer hastası kaynanamın haline kahroldukça, amanın böyle olacak isem tezelden öldürün beni diye vasiyet ettiğim ateist doktor arkadaşlarım 'bizi günaha sokma' dedi, nasıl ateist iseler?

Neyse efenim, gelelim anneliğin faziletlerine...

Annelerin mutluluğu elinin hünerinden, emeğinin karşılığından babalardan, kadının mutluluğu aşktan, hatırlanıyor olmaktan, özlenip sevilmekten. Ama bu hasletler de birinci derecenin son kademesinden devlet memuru aylığı kadar erişilmez, yahut ele geçerken yitip giden...

Hoş, biz o kademeden emekli olduk, yeşil pasaport bile verdiler de ne oldu?

Vizesiz kabul eden ülke yok bu biir, sağlık güvencemizin hal-i pür melali ortalıkta bu da ikii...

En başta diş protezini ödemiyor canım devletim, demek ki insanının dişli olmasından hazzetmiyor. Peki bir kadın güzel dişleri olup güzel gülümsemeyince ne oluyor? Bedbaht...

Ondan önce, erkeklerin halini görüp yazıklanıyor, mutsuz oluyor. Yahut şiddet görüp dişleri eline veriliyor.

O halde, şiddetten öldürülen kadın korunsa, sündüre sündüre yaşatmaya son verilse, yerçekimine yenik düşme çağındaki anneler toparlansa, coşturucu haplar yazılsa reçe temize, hergün iki kadeh öküzgözü şarabı bedava verseler, hem kan yapar, hem rüya... Dökülen saçı ekseler, sesi düzeltseler, göz bakımı yapsalar, hoş şu dünyada gördüğünün yarısını görmezden geldirtecek program daha akıllıca ya, duyulanın yarısının silinmesi, hatıralardan mayhoş olanların delete edilmesi (!)

Bir de bütün bunlara dayanma gücü verildiğini düşünsenize...

Allah rızası için, yılda hiç değilse tek bir gün, satmışım şu dünyanın anasını dedirtecek hallere layık görseler bizi...

Babalarla ilintilediğimiz şey latifedir, aldırmayın, eser miktarda yere hükmü geçmeyenin mutluluk ve haz bu coğrafyadan ibarettir sanması debil'liğine devlet ne yapsın, kadın ne yapsın?

Çocuklar siz bu faslı okumayın, bunlar filmlerde olur, gerçek hayatta asla böyle şeyler olmaz... Babalar filesini alır eve gelir, picamasını çeker haberleri dinler, analar hababam de babam mutfakta ve iş yerinde didinir. Haz, keyif, aşk, hınzırlık sözlüğün h, k, a haflerinde bulunan olsa da olur, olmasa da hallerdir.

Zaten iş analara bırakılsa, hepsi evladını, umudu, minnetsiz hayatı seçer, mutluluk bahsinde, bir de barışı.

Analar barış istiyor ey insanlar...

Herşey bu tek kelimede gizli.

Gayrısı laf ü güzaf ve şeytmişim o göstermelik halleri, duyuruları, pompalanan 'al, al, al, ölümü gör al!'ları...

Nasıl mı şeytmişim? Eh, yakındır o da çıkar. Bu errrkek dünyada kadın olabilmek ve kadın kalabilmek üstüne üstlük mutlu olabilmek işlerin en zoru.

Olsun, kadındır doğuran, dokuyan, bitti sanılan yerde yeniden başlatan, erkeği bile onarıp, sevilesi kılan, eskiden yeni yapan yani, şarkıları söyleyen, umudu tetikleyen... Ana olanıyla olmayanıyla bütün kadınlarıyla ve kadın inceliğini taşıyanlarıyla, dünya kadınla güzeldir. Bu da en asil züğürt tesellisidir...


Ayşe KİLİMCİ

06.05.2012

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
12 Mayıs 2012 17:28

kilimciayse

İnanma ey okur, her şakanın yarısı gerçek!
Bakarsınız, göbek adı Devlet olan babamız, artık bu tür mutfaktan, kadına ihale edilen ve sağdıç emeği pekçok işin reklamındansa, yazılı görsel basına analara huzur, mutluluk, sosyal eşitlik, haz, hulya konulu duyuruları başlatır.
Belli mi olur, bakarsınız Berfo ana bile, oğul canından sebep, gözü açık gitmez.
Haksa hak, haz'sa haz, keyifse keyif, hulyaysa hulya.
Bize de bize de bize de...

Ayşe Kilimci

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.