AŞKIN BEŞ HALİ…

19 Ağustos 2020 20:37 / 1599 kez okundu!

 

 

İsmin halleri gibi, yalın hali, e hali, de hali, den hali olur mu hiç?

Aşk’ın var binbir hali…

Ben bu yazıyı kendimden aşırdım, çok yıllar önce bir sanat dergisine verdiğim, telifsiz, üstelendi diye verdiğim yazıdan apardım, demek ki aşkı da telifsiz, teklif ve tekellüfsüz, üsteleyerek ve hiç anlamayacak olana vermemek gerek…

 

****

 

AŞKIN BEŞ HALİ…

 

İsmin halleri gibi, yalın hali, e hali, de hali, den hali olur mu hiç?

Aşk’ın var binbir hali…

Ben bu yazıyı kendimden aşırdım, çok yıllar önce bir sanat dergisine verdiğim, telifsiz, üstelendi diye verdiğim yazıdan apardım, demek ki aşkı da telifsiz, teklif ve tekellüfsüz, üsteleyerek ve hiç anlamayacak olana vermemek gerek…

‘Nâ ümidim bakma doktor, dilde aşkın yaresi/Söyle var mı fenn-i tıpta hiç sevilmek çaresi?”

Niye doktor ortak edilir ki aşk denen marifete (merete yazarken ayıp olur deyip, marifetle değiştirdim, belki ilki daha uygun idi…)

Tabib aşkın bilicisi mi sanki? Ne umuyor bacından bacın ölüyo acından. Belki aşktan helak olan ‘dinle zârımı/ kodum arımı/ verdim serimi/ aşkın elinden’ deyince ilaç yazar o, sabah akşam bi ölçek sarılıp yatıvermek, onu da eczanede ara ki bulasın…

Başka noksanda gık’ı çıkmayan insan, aşk diye mermere saplanıyor. Âşık olsun varsın başka bir şeyciği olmasın. Aşk belki Hıdrellez ateşi üstünden yanıp tüterek atlamak, belki karşılıklı ebedi susuşmak. Belki onun söyleyip güldüğünü özlemek. Bir insan için yüreğinin dağlanması, yanındayken bile özlemek. Onunla taş taşıyıp, dağı delmeyi göze almak, ona çorba kaynatmayı, cilveli kahve pişirmeyi istemek, yalnızca cilve yapmayı istemek de olabilir. Hüner göstermeyi, şarkı söylemeyi, onunla susuşmayı istemek. Yanında sıkılmamak, çekişmeden yapamamak, yorulduysa, ya kalbini kırdıysam, burnunda tüttüm mü ki diye tasalanmak…

Müdafaasız Savaş:

Aşk, iki kalbin ansınız birbirine pıt diye açılıvermesi mi? O yoksa dünya insansız kalmış gibi fin fin ediyorsa bu mudur aşk? Heves, nefes kördüğüm olur aşkla, hışım gibi bastırır, tıpkı ölüm gibi. İkisinin de kaçarı geçeri yok. O vakit anlıyoruz hayat ne tatlı, dünya ne tılsımlı…

Evet, aşk dellenmek, tüfekten yana müdafaasız kalınan savaş. Anarşinin Allahı, kendine hükümsüzlük, âmenna onursuzluk. İflah olmaz umucu kuş. Uzaktan Zümrüd-ü Anka, eline alınca vurulup düşmüş bir minnak serçe kuşu, onca anlamı, dizeyi hangi kanatçığıyla yüklenip de uçar ki bu? Güzelim gökyüzünü şatafatıyla alıp, üstüne sarınmak mıdır aşk? O tılsımlı gök örtüyü birinin üstünüze sereceğinden umudu hiç kesmemek mi? Dünyanın gökyüzüsüz kalması bahasına üstünüze yıldızlar döşeyecek bir el vardır elbet, yolunu gününü ne bu fakir bilir ne yukardaki, hani işinin çokluğundan kalplerimize eğilemeyen büyük hikayeci…

“Yenildik bu hayata, sayma bunu’ diyecek halimiz de yok, şair Akçiçek gibi, fena halde sayıyor…'Ölüm, titiz virtüözun yanlış bastığı nota' diyor, şair Akçiçek, aşk o notanın doğru basılması işteKalpteki çerağdan susakalmak, o konuşunca zil takınıp oynamak, o gülünce senin yüzünde güller açması, onunla uçurtma uçurmayı, deli topaçlar çevirmeyi istemek, bir gevrekten bi lokma ısırıp doymak,kalanıyla herkesi doyurmak. Öyle sanmıştım, değil miymiş? Bir türküye koyulmak olaydı bari, ‘bahçelerde mor meni, verem ettin sen beni/ Ya sen İslam ol Ahçik/ ya ben olam Ermeni.’

Bu da mı değil? Sınırları silmek, birbirine yazılmak da mı değil?

Ananem âşık olamadığına anardı. Kaçanların aşkına inanmaz, derdin başka olduğunu imâ ederdi, ona göre aşk sabır demekti. Bu fakirin aşk bilirkişisi sayılacağını ruyada görse, hayra yormazdı. Yoracak olsa, ‘aman mektup, mektepliye gidesin/elin koyup ayağına düşesin/bizim kızdan sorgu sual ederse/gönlü kırık, boynu bükük diyesin’ maniini attırıp, ‘hadi, karşıla ya Eşe’ demezdi. Hayatın bin bilinmeyenli bu denklemine peşrev çekip, ‘kalenin ardı tandır, yandır Allah’ım yandır/Kuş edip yar dizine/Kondur Allah’ım kondur’ diye karşıladım mı, unutmuşum…Ama hayat ve hikayeler ve hakikat artık öğretti umarım, aşk yedi renge boyanmanın yanında, gönül kırıklığı, boyun büküklüğü, yanıp tütmek,bir tevatür aslında, ruya…Kuş olup ille o dize konmak…

Bilir miyim? Bütün mesleklerimde çekişim onunlaydı, evet, envaını gördüm, canımda denedim, gönül kuşu göklerden vazgeçip, yar dizine konmak diledi de n’ooldu?

İlle baharın depti bu meret, bu dert, papatyanın katline sebep, kuma yazıldı, buza yazıldı.

Şimdi gelip sorsa insanlarım, derim ki, aşk bir ruya, keşke bunca kanamasaydık. Umup umsuruk, bulup bunsuruk olmasaydık. 'Bende Mecnun’dan füzun âşıklık istidadı var/ Âşık-ı sadık benem, Mecnun’un ancak adı var.’ deseydik, Fuzuli gibi.

EROS, devrimci güç:

Tarihteki toplumsal devinimlerle aşk nasıl benzeş. Büyük bir güç kalıpları kırıp gelen. Yakıp yıkan, dayanışarak güçlenen, yaşama sevinci ve dipten doruğa yenilenmek. Tıpkı bahar gibi, bahar da aşk değil mi, doğanın devrimi?Aslında dünya gailesine dalıp kendini elden kaçırdığı için vasat ve solgun bireyin ansızın kendini, hayatın görkemi ve dünyanın ihtişamını, tılsımını fark edivermek aşk. Zeka, coşku, tutku fantezi, bağları koparıp atıp, hayatı altüst edip dönüştüren ve yeniden yaratan…

İki kişiyle, çokluk bir kişiyle sınırlı da olsa, Eros devrimci güç, ne hikmetse yaşamın dönüm noktalarına denk geliyor, yahut tersi, aşk gelicek bir sapağı alıyoruz, baş döne döne, kalp tüte tüte. Ve âşık şiirsel bir dile yaslanıyor. Demek aşkın ilk hali, dil hali, ağız içindeki ve sol yandaki dil haliya da D hali dil, doğuş ve dönüşümü de kapsıyor. Kurumları dinamitliyor, tutku ve erosla açıklamak zor, yeni bir yaratı sözkonusu, yırtılma, sancı, ışığı getiren. Hayatımızda açılan gedikten engellenemez bir nehrin akışı, fokurdayan mağmanın ortalığı kavurması. Aşk, ihlal etmek, yasak çiğnemeyen aşk yok. Bir engel şart, bu ırk, dil, sosyal sınıf olabilir, yeter ki aşılacak bir eşik olsun.

Bir diğer hali H olabilir mi? Hayır deme hali hayır görme ve hasret hali, hadi bakalım hali…Hayal hali de, o en önemlisi. Hatıra verme hali, aşıklar birbirine yekdiğerini anımsatacak nesne sunmaz mı? Ve geliyoruz kim daha çok haline. Daima biri diğerinden çok sever, âşık tektir, zaten aşk tek kişiliktir, inanmayın çoğuldur diyenlere. Diğeri macera tutkunu, erotizm ya da bilgi keyifçisi, avcı, evet acı ama böyle. O yüzden biri ölüp biter öteki yanıp tüter görünürken, aslında kenar gezer…Yaratıcı kimlik taşıyan için sorun az, daha yaratıcı olur. Fantastik bir döngü çizer, geçer kurulur. Kendi masalında mutludur, ama, kırılması doyumundan derin olur. Aşkı az olan diğerine bunun bir oyun olduğunu imâ eder etmesine, az sevenin ayakları yere basmaktadır. Sembol, metafor ve coşkunun kaynaştığı daha çok seven kalbi, kınar bile, çünkü kendi içi kuru kovandır, içinde şarkılar bitmiştir, teknik aşıktır o, öteki Allahına kadar…

Aşka hazırlanılmaz:

Aşkın Z hali, zamanlaması, zurnanın zırt demesi, zilzurnalık. Zırtapozluk, zimzifirlik. Z hali önemli. Aşka meylin ansızın sumsuğunu yemenin zamanını belirleyen kim peki? Kader mi, hormonlar mı, yalnızlığımız mı, istemiyişimiz mi, korkumuz mu? Ne zaman kendimizi değersiz, boşlukta bulsak, bu aşka çağrı olup çıkar. Renkler solmuş, dönecek kavşak ve başımızda esen rüzgar kalmadısa, şarkılarımız tükendiyse, aşka yelken açmak farzdır. Kaybedecek şey kalmayınca, o cenk için güç buluruz ve süngüyü takıp yürürüz, aşk üzre.

Bunun zamanı, bir sürü kırıklığımızın biriktiğidir belki. Mahrumiyet, yalnız, sessiz, sevinçsiz, heyecansız olmak. Doyum ve arzular eşiğinden ötelenmişlik. Dünya bizsiz de dönmektedir, herkesler mis gibi âşık olup, papatya falı açmaktadır, ya biz? Kendimize acır, medet ey aşk deriz.

Âşık olunca da bir yeniyetme olup çıkarız, kalbimize bir helecan yüzümüze bir kızarıklık gelir, gitmeyi bilmez. Güzelim tılsımlı dünyaya nasıl da neşe ve hevesle koyulmaktır aşk. Âşık olur, papazı buluruz, kendimizle kavgamız başlar. Bâki’nin yalancısıyım, ‘Bâkiya kangı gönül şehrine gelse şeh-i aşk/ Bila enduh-u bela hayl ü haşem gibi gelir.

Hâlâ büyük aşklar yaşanıyor mu acaba ünyamızda? Kalp kapısınıhangisi tıklatıyor, nasıl anlayacağız? Üstelik bir hınzır sokak çocuğu da var geriden gelen, erotizm…

Sümer, Mısır mitolojilerinde aşk efsaneleri yazılmadan önce aşanmış, önce erkek cinsine tanınmış haklar. Kadınların aşk hakkı soradan kazanılmış, geriden gelmiş. Seni seviyorum’un İtalyanca karşılığı ‘senin iyiliğini istiyorum’ demekmiş, bakın ne güzel. Birinin iyiliği nasıl istenebilir? Onu özgür bırakıp, kişilik haklarını sayarak. Kalbinizin iyilik ve merak dolu olduğunu bilerek, bu dünyada sen varsın diye mutluyum diyerek. Sahiden sevmek, bir çocuğu koşulsuz sevmeye mi benziyor azıcık ne? Birinin güzel haritası mı olmak demek, Cumalı dizesi gibi: ‘Açarım seni önüme/ salarım teknemi dalgalarına/ Suların gittikçe derin/ Bitecek gibi değil/ Denizlerinin sınırları…’

Aşka hazırlanılmaz, önlem alınamaz. Aşk çünkü, hep hazırlıksız yakalar, incinirsiniz. Kalbin gümgümünü herkes duydu sanırsınız. Kalbiniz gümbürdemekle kalmaz bir de karnınıza yuvarlanır. Aşkta erkekler kadınlardan geri, birçok konuda olduğu gibi. Erkeğin sezgisi kıt, üstelik korkak. Korkan erkek ne kadının cesaretiyle ne üsteleyerek aşka çekilemez, ko inceldiği erden kopsun . Hayalleriniz çatılmamışsa, aşkı dileseniz de beyhude, size düşen tek kişilik kalp çarpıntısıdır. İkinci bir kalbin desteklemediği aşk da ahrazdır, uzun süremez. İlacı Baki’de, hekimden umudu kestik: ‘Sabrımız erdi fenaya dahi hasret baki/ Himmet et valsına kim kalmaya firkat baki.’

Aslında aşığın serzenişi boşa, çare arayan yok ki…Burada şair İsmet Özel’i anmalı: ‘Vara iksir, vara tin, vara tılsım, vara kut/ Ha gayret kanat takıp uçmama ramak kaldı/ Ateş yakın, su uzak, ara yerdeki bulut’…

Aşka çâre aransa Fuzuli arardı, ne em ister âşık, ne sır sıtır edilmek…’Bu ne sırdır sırr-ı aşkın dimeden bir kimseye/ Şehre düşmüş ben seni sevdim diye âvazeler,’

Aşka düşen kişi bir zaman sonra, ‘ah keşke hiç olmayaydı’ da diyebilir, eğer düşmemişse, ‘ah keşke âşık olaydım, vara öleydim’ de…Sevdiğinin kalbi buz kesmişse, hız kesmişse, ısıtmaya dünyanın bağrındaki ateş yetmez, en iyisi vazgeçmek.

Ya aşkın güzelliğe geldiği martavalı?

Sevmek iki  kalbin sahiden katışması, bunun için güzel olmak gerekmiyor. Onun gözüyle bakmalı. Zamansız, sırasız, hesapsız gelir, kendine er açar aşk, davetsiz konuktur kendileri.

En olmadık anda, en olmayacak kişiye âşık oluruz. Ses soluk gittiği bir yana, akıl da gider. Toz olup savrulmak, onda eimek isteriz. Endorfini suçlarız, çılgınlık, körlük hormonunu. Hani o aşkın sorumlusu ilan edileni. Hormonlar, tutku, hasret ama neden ille o bir kişiye de başkasına değil? Bu çözülmemiş bir sır, ne tıp bilir bunu, ne kalp…

Aşk ne peki? Halk bilgesi bir kadından duymuştum, ‘aşk, bitmezlik’miş…Ama aşk salt yorgan altı da değil, türküler tersini söylese de…Hüsmen Ağa’ya sormuşlar, hiç aşık oldun mu diye, ‘tam oluyordum, jandarma bastı’ demiş. Akıl ve kalpte yalnızsanız, ona sarılsanız ne?

Susuzluğunuz başka şeylereyken içinizde coşkun nehirler çağlayıp taşsa ne? Gene en güzel Yunus söylemez mi?’ İşitin ey yarenler/Kıymetli nesnedir aşk/ Değmelere sunulmaz/ Hürmetli nesnedir aşk/ Dağa düşer kül eyler/ Gönüllere yol eyler/ Sultanları kul eyler/ Cur’etli nesnedir aşk/Denizleri kaynatır/Mevce gelir oynatır/ Kayaları söyletir/ kuvvetli nesnedir aşk.’

I LOVE YOU PAKİZE

Aşk saygı, eşitlik, değişim ve olgunluğu şart koşar. Âşık olmak savaşmak değil ki, onunla yahut kendi canınla…Meydan okumak da değil. Uygarca kimi zaman çılgınca da olsa, anlaşmak, birbirini tanımak demek. Göz kamaştıran bir yolculuk. Bazen yollara düşer, kompresör üstünde, ‘seni sevmeyen ölsün’ yahut bıçağın ucunda, ‘ya benimsin, ya kara toprağın’... Bazan kamyon üstü şiir, ‘aşkın noktası için virgül kadar eğilme.’, kimi zaman taksiye çizilir, ‘Seveni yok Seyfullah’. Yahut ‘Love dedi gözlerim’. Su tankerinde ‘I Love you Pakize, bir de sen beni sevsen..İmza: Hüsam.’ Demek ki Pakize’nin ruhu duymuyor. Hüsam boşuna konuşuyor.

At arabasına çiçekler içinde: 'Dünyada her canlı eş arar/ Taşın kalbi yok, onu da yosun sarar.’

Kendin olmaktan başkası olmaya geçmek, birazcık da ölümün ilmini almak. ‘Sevdiklerimizden gelir en kutsal ecel/ Gerçek ölüm aşk, sanki nedir uysal ecel?’ (T.S.Halman, 4 gök, 4 gönül.)

Benzeşmek ya da onu kendine benzetmek değil, her şeyi paylaşabilmek. Özel zamanlarda yaşanan bir şeyde değil, âşık olmak. Hayatın içinde her an her yerde. Aşkın ölçüsü olur mu?

Ölçüsüz ve onurluca sevmek belki. Aşk karşındakine düyayı sunmak, sonsuzluğu… İçildikçe daha çok susanan ve asla susulamayan. ‘Aşkı duyan bir kuyu, bin bir kuyudan türkü duyar’mış. Halman diyor, onun yalancısıyım. İnsan kendini sevmeden başkasını sevebilir mi? Kendini tanıyıp dönüştürenin mutlu olma şansı artar. Sahiden yaşamak, iyi aşklar yaşamaya bağlı. Özgür ve özverili, sahici olmaya bağlı.

Acaba kızamığa benzer mi aşk? Yani bir kere olunur ya hani ateş kırka vurur, sonrakiler onu andıran hastalıktır, ama, kızamık biriciktir, bi kere olursun…Kim bilir?

O devasız derde düşme şansı olanların yıldızlara bürünüp, gökkuşağını sarınıp dilde şarkılar, gönülde gümgümlerle katıldığı en büyük şlen bence, aşk, sonu nasıl gelirse gelsin…

Ko hekim şöyle dursun, burada üstad Hüsrev Hatemi gelsin,sevdan hekimi şair, o hem hekim, hem şair:

‘Ata vü lütf-u kerem sana kaldı Sultanım/ Muradımız ne ise hâkipâye söylendi.’

 

Ayşe KİLİMCİ

18.08.2020

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.