Ablalarım- abilerim, teyzelerim- emmilerim!

17 Haziran 2018 19:31 / 561 kez okundu!

 

 

Hepinize akrostiş şiir yazdırtacam, evde kalanlara anahtar büyüsü,hem de papaza, kısmet açacam, dula eş, batana avukat, çıkana himmet, evsize huzureviii, yeni doğana çocuk yuvasııı, kele peruk, köseye sakal, şeysize şey, kaçırana akıl, kaynanaya vicdan, boysuza boy, soysuza soy, engelliye rulmanlı kasa araba, engelsize at arabasıııı…

 

****

Ablalarım- abilerim, teyzelerim- emmilerim!

 

 

Biz herne kadar karşınıza muhalefet  adlı eli kolu bağlı olarak çıkıyor olsak da, asıl bereket ve vaad hep muhaliftedir, çünkü niye, muhalefet heves eder, ne etsem de şu ciğere uzansam der. Ciğeri kapıp kapmamak hiç önemli değil ey vatandaş, iş ki sen dalda asılı olana hamle et. Zaten ciğer kuvvetli gıda, yenmese daha iyi… Dala uzanmak onu kapmaktan evla.

 

Kaparsan başına iş açar, uğraş dur ondan sonra.

 

Hevesimiz şuna, ey ahali, en başta herşeyi kapatacayiz, ışıklar hariç. Niye ışıklar hariç?

 

Çünkü ışığı kapatan yorganı açar, bu da başımıza iş açar, üç çocuk değil, bakabildiğin kadar, yoksa hayvanlar da doğurup duru, doğurup dokuz doğuracağına ışıklar hep açık dursun, çocuk mocuk şöyle dursun, yani olmasın, nüfus artış hızımız sıfır olsun…Aşk da neymiş, yorgan altı ayıp marifet neymiş, her aileye üç çocuk neymiş? Bunun aşkta hicranı var, çocukta bezi var, maması, mektebi var, masrafa bak masrafa…

 

Böyle en az üç çocuk kafasıyla vatandaş her dakka dokuz doğuruyor, yok öyle yağma, aşkın da üremenin de kuantumunu konuşalım sizle, ama siz anlamazsınız, kuantumdan anlayan öbür fen bilgisi örtmenleri zamanla anlatır siz de belki anlarsınız. Bu kuantum denen şey çok mühim, herşeyi açıklar …

 

Kapatılacaklar, sayıyorum, biiir, yorgan döşek ve çoğalma kapısı.

 

İkiii, TRT, en başta o! Ne dizisi be? Araplara dizi film satmak neymiş? Siz sayı dizilerine bakın, çoktan seçmeli sorulara bakın, fizik çalışın fizik…

 

Üüüç THY…Zaten, söz aramızda battı fishing yan going, battılar, dilleri varıp diyemiyorlar, gelsin reklam filmleri, dünyanın masrafıyla, onu da gittiler o kara adamla çektiler, şöyle akça pakça, genç, yakışıklı kimse yok muydu reklam yıldızı olarak? Beni çağırsalardı, memnuniyetle oynardım valla…Sonra havada yeme içme ikramı, hele yurt dışı uçuşlarda, içki miçki, senin verginle ey vatandaş, sen var rüyanda uç…Beni seç, uçurayım, düzlüğe kondurayım.

 

Döört, Tika’yı hemen o dakka kapatıcam, Reis-i Cumhur olduğum dakka, önce bazı  kapıları taşlıycam, sonra gidip, hatta gitmeden, usulen ve beyanen Tika’yı kapattım, diycem. Kendi himmete muhtaç bir dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede?…

 

Apolet faslına girmiyorum, sökecem dedim, sökecem! Bizzat ben, yargıya zahmet olmasın, zaten her işe yargıyı ortak edersen olmaz, yolda kalırsın, iş uzar, hem ne gereği var?

 

Sonra o bölünmüş yollar…18 bin kilometre, başka iş kalmamış gibi…Yol de, dur orda, evladını gurbete çağıran o yoool, dışardan göçmeni sığınmacıyı getiren o yoool, Allah etmiye, yol mol gerekmez.

 

Tüneller sonra, 383 kilometrelik tünel, buna can mı dayanır, oraları obruk gibi kullanıcaz, pattez soğan, hububat depolıycaz, atlar tepişiyor arada biz eşekler ezilmeyelim, savaş çıktığında sığınağımız hazır olsun…Bakın tüneller açık olunca, kontrollü darbeden kaçıp oraya sığınıyor bazıları, bizim gibi  memleketi savunmuyor…

 

O üniversiteleri sonra, hiçbirinin hükmü yok, batıda felan hiç geçmiyor, lise muamelesi yapıyorlar, kapatalım gitsin, yahut daha iyisi yatılı bölge okulu veya köy enstitüsü yapalım.

 

Kanal İstanbul derhal, hemmen iptal! Marak etme vatandaş, onun yerine iki yakası bi türlü biraraya gelmeyen yurdumun bütün boğazlarını dolduracam, siz sağ, ben selamet…

 

Düşünün Çanakkale, İstanbul her iki boğaz da başa dert, bak tanker girdi güzelim yalı yerle bir oldu, gitti…Boğaz olmasa bu olur muydu? Ayrıca, ben düşündüm, hem fiziken hem kimyaen düşündüm, günlerce düşünüp taşındım, İstanbul boğazını boyuna, ötekisini enine parsel parsel, böyle çızık çızık doldurtacam! Istanbul’un iki yakası arasında bisiklet yolu yapacam, gidişli gelişli, bir o kadar su yolu, su yolundan tomruk taşırız, bedava nakliye, toprak yoldan vatandaş gelir gider, pedal çevirir…

 

Boğaz ortadan kalkınca ne o masraf kapısı dışa bağımlı, yani üstlenici firmaya bağlı köprüler kalır, ne onların netameli adları…Ne köprü, ne Avrasya tüneli, ne de Marmaray, her yokluğun bin safası var! Hayal ve zırva peşinde koş, coş vatandaş coş.

 

Düşünün, haydi hepbirlikte hayal edelim, bu diktatör sizin hayallerinizi budadı indirdi, kanatlaarınızı kopardı, hayale bile mecaliniz kalmamış! Ben öyle miyim, bana uy, gerisini marak etme sen…Beraber zeybek de oynarız, diz de vururuz, kaşık da çalarız, hayal de kurarız, Çanakkale boğazını enine çızgılı dolduracam ya, orada tamamı toprak olacak, böylece ülkenin hafriyatı nereye dökcez abi, derdi kalmayacak, hem çöp, hem herşeyle Çanakkale Boğazı dolunca, ızıcığı bisiklet yolu, ızıcığı tarla, böylece betonlaşmaktan kurtulan vatandaşın ayak bascak toprağı olacak, tohum, fide, su bizden, hafta sonları bedava taşımayla bütün Marmara bölgesi insanları Çanakkale bahçelerinde ekip biçip ürün alacak, ruhu arınacak, çocuklar gibi şen olacaksınız.

 

Bi de şu her mahallede, büyük şehirlerdeki terk araba konusu var, bu mühim, bu belalı ve terkedilmiş araçları müzik eşliğinde denizlere atıcaz hepbirlikte, balıklara yuva olacak, hayatından bezip kendini denize atana kabir olacak, hem mezarlık sorununu çözücez hem balıkların başını sokacak yuvası olacak. Mezarlık dedim de, ben itikat sahibiyim biliyorsunuz, abdestsiz yere basmam, başörtüsünden yanayım, fakat şu mezarlık derdini çözmek gerek, yer kalmadı, yer! Millet ölüp duru ölüp duru, gömecek yer hani? Dikine gömmeyi öneriyorum ey vatandaş! Yüzü Kıbleye dönük olarak rahmetliyi çivi gibi yere çakmanın en iyi çözüm olacağı açık, böylece bir mezara on kişiyi sığdırmak mümkün. Bu arada, yeri geldi söylemeden geçmeyelim, bunların şu günlerde bastırıp durduğu bir yardım afişi var, her yerde zırt diye karşınıza çıkıyo, camiilerin musalla taşları başına bile asmışlar, ‘Beklenen Sensin!’ yazıyor, yahu gülmekten öldüm, musalla taşının başında beklenen sensin denir mi?

 

Bu halk soracak bunun hesabını, soracak! Musalla taşını boşverin ama bu slogan benim sloganım olsa yakışır…Beklenen benim!

 

Suriyelileri biliyorsunuz, benim gönlümden geçeni biliyorsunuz, söylemek gereksiz…Jet hızıyla ve yalnız gidiş biletiyle herkeŞŞŞ memleketine kardeşim, burası aşevi değil!

 

Bakın Kars’ta trene yer bulamıyor insanlar, iki yıl sonrasına her yer dolu, demek ki neymiş, kara tren hasreti varmış vatandaşın. Demir ağlarla örecem, anayurdu dört baştan…Öbür taşıma araçları da, sığınmacılar da başka kapıya!

 

Tankmış, tüfekmiş, topmuş, iha’ymış, savaş gemisiymiş, geç geç geeeeç…Savunmaya yatırım yap, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşür, gelsinler kapına, ‘siizler, pabucu yarım, hadi çık dışarı savaşalım’, desinler, yok öyle yağma! Gömün toprağa, eski savaş gereçlerinizi, baltaları, sapanları, oku yayı, yeni yapılmakta olanları, gömün, üstüne zeytin fidesi dikin, barııış barış, mis gibi zeytin, yani barış kokuyor, hayali bile…

 

Her yerde dedim, gene derim, şehir hastaneleri denen savurganlık, vatandaşa yalakalıktan başka bişey değil, gidip görün bakın, her şey hastanın hatırına göre yapılmış, her şey, doktoru falan ipleyen yok, herşey eski safalar pardon, vatan için…Hasta neymiş? Tedaviye mi geliyor, safaya mı? Sen öyle yaparsan, o da yatan kalkmaz, gelen gitmez…Hızır acil, küçük pansumanlar, eh işte bazı ameliyatlar falan…Aslında yedi bölgeye yedi şifahane, onun dışındaki yapıları dağıtacam! Nereye dağıtacağımı daha sonra açıklayacam, sürpriiiz…

 

Ötekilerine de oy isteriz bak, yok öyle yağma, bir bana, bir onlara, darılırım bak sonra…

 

Biz üretecez, biz tüketecez. Dışardan toplu iğne alınmayacak, Merkez kasaları para dolup taşacak. Satmak da yasak, satacağına sakla, gün gelir lazım olur. Şehir hastanelerini, sarayı satacaz yalnız.

 

12 Eylül ve 27 Mayıs özgürlük, anayasa ve direniş bayramı olarak tatil edilecek. 15 Temmuz da eklenirse, muhteşem üçleme olur.

 

Darbe kutlama günleri geri gelirken, parlamenter sistem haydi haydi geri gelecek. Getirmeyen namerttir! Geri getirmenin ve delirtmenin, geriletmenin, gevşetmenin danıskasını bilirim ben, danıskasını…

 

Kadınlarımız açılıp saçılacak, imam hatipler derrrhal kapatılacak. Meraklısı yaz tatillerinde hocaya gitsin. urt sorununu çözmeyi kim vadediyor? Ben…Yurt ve kredi sorunu çözülmüş öyle mi? Olsun ben bi daha çözücem…Zaten o kek ustası, kek. Sarayda bıldırcın yetiştirip, onun yumurtasını yiyor, ben bakkaldan aldığım yumurtayı yiyorum. Onun sarayı var, yetmedi Marmaris’e de yaptırıyor, yuh deyin bakiiim, Sonra nedir o bakanlık birleştirmek, üniversiteleri ayırmak?

 

Bakanlıklar birleşmez, yenileri kurulur, esnaf bakanlığı, kısmet bakanlığı, umut bakanlığı, sabır bakanlığı… 657’ye dokunamazsınız, o Cumhuriyetin önemli yasası, yan gelip yatma yasası değil, memurumu yedirtmem…Yiyeceksem ben yerim. Hünerleri de sırayla sergilerim, öyle hepsini birden bitirir miyim?

 

Sarayı, sarayın altın helalarını, yeni yapılmakta olan yazlık sarayı yıkmazsam namerdim! Ama yok yaa, yazık, sonuçta masraf edilmiş, uluslararası kumar merkezi yapsam diye düşünmüyor değilim valla, o zaman, ne biçim kalkınırız ama…Kıbrıs’ı sollarız, Monaco’yu da, işte bütün bunları akıl edebilmek için fizik lazım fizik, hem fizik tahsili, hem boy bostan, edadan yana fizik…Yaaa…Yaaaa…Allahıma bin şükür hem yakışıklı, hem akıllıyım, bi de güzel oynarım ki, şaşarsınız, daha ne gördünüz, birini gördünüz…

 

Seçim sandıkları, mürekkep, zarf, kağıt fazla masraf, bunun yerine partilerin bi rengi olacak, o renkteki boncuktan alıp, bir küpe atacaklar, küpün ağzı mühürlü tabii, sonra boncuk sayıcılar gelip sayacak, kimin şeyinde boncuk çıkacağı belli olacak.

 

Ben ayrıyetteeen, şu elimde görmüş olduğunuz kınayıııı, 25 Haziran günü herkes bi yerine yaksın diye elimden geleni yapacaaaaam, tülbent müzesi açacaaaam, Çankayayı dipten doruğa tülbentle donatacaaaam, boya badana masrafı olmayacak. Cumhurbaşkanı olduğum güüüün benden bıyıklı abla diye sözedenleree gününü gösterecem. Dile benden ne dilersen fonundan hem kart borcuu, hem kumar borcuu, namus borcu ve cümle borçlarınızı sileceeem..

 

Siyah mektep önlüğüyle kolalı beyaz yakanın suyu mu çıkmış ey kadınlar, onu geri getireceem. Hiçbir ilgi ve alakam yoktur, ama, o yaşında bir dindar kişiye yapılan haksızlıktır, besmelenin ve bi fincan kahvenin kırk yıl nesi vaaaar, hatırı vaaaar…Derhal getirilecek ve şanına yaraşır bir makama yerleştirilip her dediği tutulacaaaak, çektikleri unutturulacaaak. Din işleriii, askeriyeee, maliyeeee, Mit felan, remil’cilik, baht açıcılık hepsi ondan sorulsa ne vaaaar?…

 

Tamam artık, yeter, Cumhur ittifakının karşısındakiler olaraktan, yok aslında birbirimizden farkımız ve sloganımız, hırsımız, millet için geliyoruz, ananızı seviyoruz, hepinizi öpüyoruz…

 

Öpüp hemen gitmiyoruz, şoo leke ilacını verdikten sonra yanında bir de kalem hediyemiz olsun, kalemi verip gene gitmiyoruz, çamaşır mandalı, mangal maşası ve her vatandaşımıza, ciğerpâremize yüz gram kına da bizden olsun. Uygun yere yakılır, evde bulunsun, kına gibi malın olsun…

 

Hepinize akrostiş şiir yazdırtacam, evde kalanlara anahtar büyüsü, hem de papaza, kısmet açacam, dula eş, batana avukat, çıkana himmet, evsize huzureviii, yeni doğana çocuk yuvasııı, kele peruk, köseye sakal, şeysize şey, kaçırana akıl, kaynanaya vicdan, boysuza boy, soysuza soy, engelliye rulmanlı kasa araba, engelsize at arabasıııı…

 

Bizden ayrılmayınız, mührü bize ş’aaparsanız biz de sizi öperiz, bu işler karşılıklı…

 

Ya ya ya, şa şa şa, canım kendim çok yaşa!

 

Ayşe KİLİMCİ

14.06.2018

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.