YAZMASI EN ZOR DUYGU, YALNIZLIK

03 Kasım 2020 12:04 / 1278 kez okundu!

 

 

Yaklaşık iki haftadır göz operasyonu nedeniyle geldiğim Adana’da hep bu konu üzerine düşündüm.

Kimimiz için özgürlük, kimimiz için mutsuzluk kaynağı, kimimiz için bir kaçış sayılan yalnızlık, kimi zaman ruhlarımızı arındırdığımız bir zaman dilimine denk düşüyor.

 

 

****

 

YAZMASI EN ZOR DUYGU, YALNIZLIK

 

Yaklaşık iki haftadır göz operasyonu nedeniyle geldiğim Adana’da hep bu konu üzerine düşündüm.

Kimimiz için özgürlük, kimimiz için mutsuzluk kaynağı, kimimiz için bir kaçış sayılan yalnızlık, kimi zaman ruhlarımızı arındırdığımız bir zaman dilimine denk düşüyor.

Aynı soyadı taşıyan yüzlerce akrabanın yanında binlerce eş-dost, arkadaşın bulunduğu bir metropolde, hele de üzerinize titreyen bir ev sahibiniz varken, niye bu yalnızlık bunalımı diyeceksiniz, biliyorum.

65 yaş sendromu bir tarafa, basit bir göz operasyonu da olsa sonunda bir sıkıntı, bir belirsizlik gelip ta yüreğinizin üzerine oturuyor.

Bunu en çok da 20 dakika süren operasyon sırasında hiçbir acı duymadığınız halde çok daha derin hissediyorsunuz.

Yeniden ve çok daha acımasız biçimde hayatı ve kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz.

İşte o anın yalnızlığı bütün duygularınızı esir alıyor.

Tahmin ediyorum, birçoğunuz anlam veremediniz şimdi bu duygusal girişe.

Ülkede ekonomi iflas etmiş, açlık, işsizlik ve yokluk yüzünden onlarca insan yaşamına son veriyorken, üstüne üstlük bir küresel salgın yüzünden her gün yüzlerce insan ölüyor, yaşam mücadelesi içindeyken kimi ne ilgilendirir senin duygusal yalnızlığın! Dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Oysa gelişen tıbbın mucizesi bir akıllı mercek sayesinde gözlük kullanmaya gerek olmadan çevreyi, insanları, dünyayı çok daha net, berrak görebilme imkanı sağlamışken, şımarık çocuklar gibi bu sızlanmak niye?

Doğaya yapılan kötülükleri, çevreye verilen zararı görmesek de hissediyorduk.

Kirlenen siyaseti, kadın cinayetlerini, çocuk istismarlarını görmek bile istemiyorduk.

Kadim dostlukları, vefa duygusunu yitireli çok zaman oldu.

Ne düşmanlıklar, ne ihanetler gördü bu gözler.

Şimdi tüm bu çaba daha çoğunu, daha net görebilsin diye mi?

Nasıl öpüyorsak nasırlı ellerini anaların, “gözlerinden öpüyorum” diye uğurluyorsa gözü yaşlı bir baba çocuğunu ve sevgilinin alnına koyduğumuz bir öpücükle bitiyorsa özlem, şimdi ne yapsın bu gözler?

Sanki akacak yaş kalmamış gibi her gün saat başı verilen damlalar dindirebilir mi anaların gözyaşlarını?

Hastane köşelerinde lösemiyle mücadele eden çocukları, ilaç bulamayan hastaları, askıda ekmek bekleyen yoksulları daha iyi görünce ne geçecek eline?

Aslında göz operasyonumu başarıyla gerçekleştiren köylüm, akrabam sevgili doktorum Muttalip Taşkın ve Adana Dünya Göz hastanesi personeline teşekkür etmekti amacım.

Bu arada son bir haftadır her fırsatta bizzat arayan, sosyal medyadan mesajlarıyla bana yalnızlığımı unutturmaya çalışan dostlarıma, gösterdikleri duyarlılıktan dolayı sonsuz teşekkürlerimi iletmek istemiştim.

Bu duygu sağanağı beni esir almadan kurtulmak gerek bu durumdan.

Sabah erken saatte kontrol için hastaneye gittiğimde henüz yeni haline alışamamış gözlerim bana yine oyun oynadı, çok erken çıkmışım evden.

Eski Adana dediğimiz kesimde dolaştım biraz.

Sabahın köründe işçi pazarında bekleyen insanları gördü gözlerim

Çöp bidonlarını karıştıranlar yine iş başındaydı.

Gözler değişse de, gördüklerim aynı.

Yine yokluk, yine yoksulluk, yine işsizlik…….

Yine acı, yine hüzün…..

Daha iyi göreceğim diye seviniyordum.

Meğer, önemli olan iyi görebilmek değilmiş.

Neyi gördüğünmüş önemli olan.

Sağlıklı, kaliteli yaşamı önemsemiyorum sanılmasın sakın.

Hele de yangın yerine dönmüş bir ülkede, korona denilen illet yüzünden sağlığını, yaşamını yitirmiş binlerce insan var iken;

Elbette aldığımız her nefes önemlidir,

Yiyebildiğimiz her besin, içebildiğimiz su bile değerlidir.

Tüm bu değerleri, güzellikleri görebilsin bu gözler istedim.

Artık gözlerden akan yaşlara, acıdan, özlemden yanan yüreklere tahammülümüz kalmadı.

Çukurova’nın sarı sıcakları gibi olmasa da, Adana’da hala sıcak gündüzleri.

Akşam esintisiyle birlikte kurulur mangal, hazırlanır çilingir sofrası.

Dost meclisinde acılı şalgamla birlikte başlar rakı-kebap faslı.

Ben bir kez daha en kalabalık masalarda yaşarım yalnızlığımı.

En sıkıntılı günlerde, yaşanan acılara, yitirilen değerlere inat yüreği güzel dostlarımı daha güzel görebilmek umuduyla.

 

Ayhan ONGUN

Gazeteci-Yazar

27.10.2020/ADANA

 

Son Güncelleme Tarihi: 03 Kasım 2020 18:13

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.