Türkiye yol ayrımında

22 Nisan 2015 01:00 / 701 kez okundu!

 

 

Seçimlere elli günden az bir zaman kala, siyasi partiler seçim beyannamelerini açıklamaya devam ediyorlar.

Bir vaat yarışına dönen beyannamelerde en çok dikkat çeken konu, tüm partilerin daha çok ekonomi ağırlıklı bir programla halkın karşısına çıkmaları oldu.

Görünen o ki, siyasetçiler halkın beklentilerinin ekonomi ağırlıklı olduğunu, geçim derdinin öne çıktığını fark ettiler ve programlarında özellikle de emeklilere yönelik bir dolu vaatlere yer verdiler.

Şimdi daha çok da iktidar partisi tarafından tartışmaya açılan konu, dar gelirliye, işçiye, memura, emekliye vaat edilen bu projelerin kaynağının ne olduğu!

Muhalefet açısından baktığımızda; artık vatandaşın soyut değerler üzerinden yapılan politikalara itibar etmediğini, geçimlik projelerin daha çok prim yaptığını görebilmiş olmaları önemli bir aşama.

İktidar tarafından baktığımızda; muhalefetin bu atağına karşılık pek de inandırıcı olmayan ve hatta kendi içlerinde de çelişkili ifadelere neden olan kaynak konusunda halk da karşılığı olmayan itirazlara yönelmeleri.

Kuşkusuz her projenin bir maliyeti vardır ve bunu karşılamak için kaynak yaratmak zorundasınız.

Ancak vatandaş gözüyle baktığımızda kaynağın nereden, nasıl sağlanacağından öte, önemli olan bu zorunlu ihtiyacının karşılanabileceği umudu ve ihtimalidir.

Keza, istendiğinde bu kaynağın sağlanması da öyle çok zor bir şey değildir. Yalnızca öncelikler ve tercihler de yer değiştirmeler olacak ve belki bu durumda kimileri biraz üzülecektir.

Toplumdaki bu işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluklara ilişkin duyarlılığı azami şekilde lehine çevirmek isteyen muhalefetin en önemli güçlüğü, güven sorununu henüz aşamamış olmasıdır.

İktidarın bu hamle karşısında uygulayacağı karşı atakların halkta mutlaka bir karşılığı olacaktır.

O nedenle muhalefet partilerinin, özellikle de CHP'nin vaatlerin kaynağından çok niyet ve iradesini net biçimde ortaya koyması ve bu vaatleri yerine getireceğine halkı inandırması gerekmektedir.

Toplumdaki endişe, kaynağın bulunamamasından kaynaklı değil. Bu kaynakların doğru ve söz verildiği biçimde kullanılıp, kullanılmayacağına ilişkin olduğunu anlamaları ve bunu her fırsatta anlatmalarından kaynaklanmaktadır.

Ekonomik projelerin ötesinde demokrasi ve haklar konusu, yeni anayasa, barış; sanki ikinci plana itilmiş gibi görünüyor.

Oysa hepimiz biliyoruz ki, demokrasinin olmadığı, hukukun ve adaletin işlemediği, hak ve özgürlüklerin anayasal güvenceye alınmadığı bir ülkede, yalnızca ekonomik politikalarla insanları mutlu edebilmek mümkün olmuyor.

Doğası gereği HDP sosyal ve toplumsal projelere diğer partilerden daha fazla yer vermiş durumda.

Ancak onun da baraj gibi önemli, yaşamsal bir sorunu var.

Umarız, iktidar partisi dahil, diğer partilerin bu konudaki iki yüzlü politikalarına rağmen barajı aşarak mecliste temsil edilme olanağı bulur ve demokratik parlamenter sistemin yeni bir krize girmesi önlenmiş olur.

Aksi durumda yeniden parlamentonun meşruiyeti tartışmaları başlar ki, Türkiye’nin böyle bir kriz ortamına tahammülü de, dayanma gücü de yok.

Yazının başlığında da dediğim gibi, Türkiye bir yol ayırımına geldi.

Ya! Eşit yurttaşlık temelinde tüm yurttaşların barış içinde, bir arada yaşayabilmelerine olanak sağlayan bir demokratik sisteme kavuşacağız.

Ya da, geçmişte sıkça yaşadığımız, kin ve nefret söylemlerinin halkı esir aldığı, etnik çatışmaların yaşandığı, insanların yeni kamplara bölündüğü, korkularımıza yenik  düştüğümüz bir kaos ortamına yeniden döneceğiz.

Oysa geleneksel toplum yapısı, tarihi ve kültürel değerleri, geçmişte çok kimlikli ve çok kültürlü yaşam deneyleri olan bir toplum olarak biz, savaşı değil, barışı; yokluğu ve yolsuzluğu değil, onurlu bir yaşamı fazlasıyla hak ediyoruz.

Siyasetçilerin bizim barış ve demokrasi umutlarımızı tüketmelerine, yerine getiremeyecekleri vaatlerle toplumu oyalamalarına, kendi kişisel hırs ve çıkarları uğruna yaşamımızı zindana çevirmelerine izin vermeyelim.

Onlara her fırsatta, liderlerin değil, halkın temsilcileri olduklarını, sorumluluklarını, görevlerini hatırlatmaya devam edelim.

Demokratik, özgür bir ülkede, onurlu yaşama hakkımızı siyasetçilerin kapris ve komplekslerine kurban etmeyelim.

Tarihi bir dönemece giren ülkemizde savaş çığırtkanlığı yapan kan emicilere inat, barışı istemeyi ve barışı konuşmayı, ısrarla ve inatla sürdürelim.

Barış ve demokrasiden başka seçeneğimiz yok.


Ayhan ONGUN

Gazeteci-Yazar 

21.04.2015/Bodrum

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.