Mustafa Kemal, Kemalist miydi?

23 Kasım 2014 11:34 / 754 kez okundu!

 

 

“Bir tek Atatürk varken, tarih içinde çok sayıda Atatürk’ün üretildiğini, çok sayıda Atatürkçülük yorumları ile Gazi Mustafa Kemal’in şahsi manevisinin yıpratıldığını büyük bir teessürle izledik… İstismarlarla Atatürk yıpratılmak istendi. Herkesin arzusuna göre bir Atatürk yoktur. Herkese göre bir Atatürk yoktur.”

Bu sözleri kimin söylediğini bilmeden okuduğum herkes aynı yorumu yaptı.”çok doğru söylenmiş, Atatürk’ü bizler kendi çıkarlarımız ya da düşün dünyamıza uygun bir yere oturtarak yanlış yapıyoruz. Mustafa Kemal de bizler gibi, yaşayıp, ölmüş ancak yaşadığı döneme göre çok zeki, öngörüsü yüksek, zamanının ruhunu kavrayan bir devlet ve siyaset adamıdır.”

Yukarıdaki sözleri, Kemal Kılıçdaroğlu da söylemiş olabilir, Bahçeli de ve hatta Demirtaş ya da bir bilim insanı da.

Hangisi söylerse söylesin kabul edilen bu gerçek, Erdoğan tarafından söylendiği anlaşılınca tepkiler, itirazlar, karşı çıkışlar başlıyor.

Sanıyorum Türkiye toplumunun en büyük sorunu da bu önyargılı yaklaşımlar.

AK Parti kurucusu, doğal lideri, Türkiye Cumhurbaşkanı olarak beğenmeyebiliriz, kimi uygulamalarını yanlış bulabilir, sert söylemleri, kimi zaman kırıcı, aşağılayıcı tavırları ve otoriter davranışlarını içimize sindiremeyebiliriz.

Ancak, bir kişi ya da kuruma muhalefet etmenin, toplumda karşılık bulmasının yolu toptancı eleştirilerden uzaklaşıp, gereğinde doğru söylediklerini de kabullenmekten geçer.

Salt Erdoğan söyledi diye bir söz yanlış olamayacağı gibi, sırf AK Parti uyguladı diye her politika, her sosyal proje yanlış olamaz.

Bunu yaptığınız zaman ne inandırıcı olur, ne de yaptığınız eleştiriler, açıkladığınız görüşler geniş kitlelerde yankı bulur.

Tıpkı, ülkenin bir dolu sorunu varken, tüm muhalefeti Aksaray üzerinden yapmak gibi.

En çok üç beş gün sonra, Aksaray da, yapılan harcamalar da, Erdoğan için alınan uçak da unutulur gider. Ama Soma unutulmaz, Ermenek unutulmaz, Uludere hiç unutulmaz.

On binlerce faili meçhulün ortaya çıkarılmamış olması, Hrant Dink cinayetinin ardındaki sır perdesi, Balyoz davasındaki ses kayıtları, darbe girişimleri hiç unutulmaz.

Baas rejiminin orta doğuda uyguladığı baskı ve zulüm, Esad’ın askerleri tarafından üzerlerine bombalar yağdırılan çocuklar, yurtlarından kaçmak zorunda kalan milyonlarca mültecinin dramı ne yaparsanız yapın zihinlerden çıkmaz.

Dersim de mağaralara doldurup, gaz bombalarıyla imha ettiğiniz insanların günümüze kadar gelen hayat hikayeleri unutulmaz. Yalnızca Kürt oldukları için cumhuriyet döneminden bu yana ezilen, aşağılanan, yok sayılan, yok edilmeye çalışılan yurttaşlarımızın kimlik ve eşit yurttaşlık arayışları da unutulmaz.

Asıl yüreğimize bir hançer gibi saplanan bu yaraları sarmak, unutturmamak ve hesabını sormak yerine, üç-beş gün sonra unutulacak konular üzerinden popülist muhalefet yapmak; iktidar yolunu açmayacağı gibi, Mustafa Kemal üzerinden yapılacak ideolojik koşullandırmaların da bir sonuç vermediği ortada.

Mustafa Kemal Atatürk sevgisi üzerinden toplumu dizayn etmeye çalışanlar, ona hiç de hak etmediği misyonlar, ideolojik etiketler yapıştırdılar.

Öyle ki, eğer solcu olacaksanız “Atatürk de solcuydu.”, yok eğer milliyetçiliği benimsiyorsan “ancak bir Türk milliyetçisi olabilirsin. Bunun da tek bir yolu vardır. Kemalist olmak.”

İnönü’nün yerine Celal Bayar’ın başbakan yapılmasını gerekçe gösteren kimilerine göre Atatürk, sıkı bir liberaldi.

Kurtuluş savaşı dönemlerinde Sovyetler Birliğiyle, daha doğrusu Lenin’le yakınlaşmasına atıfta bulunan kimi eski komünistlere göre “Atatürk aslında sosyalizmi istiyordu.”

Oysa Mustafa Kemal, antiemperyalist yanı ağır basan, üstlendiği görevleri layıkıyla yerine getiren, batı medeniyetini esas almış, ancak dönemin özgün koşulları gereği başlarda diğer kurucu unsurları da yanına almayı başarmış iyi bir devlet adamı, zamanın ruhunu iyi kavrayan zeki bir siyasetçiydi.

Bu özellikleri de onu hep yenileşmeden, değişim ve gelişmeden yana tavır almaya yöneltmiştir.

Bizzat kendi ifadesiyle;

“Efendiler, medeniyet yolunda muvaffakiyet yenileşmeye bağlıdır, içtimai hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olabilmek için tek gelişme ve yükselme yolu budur. Hayat ve maişete hakim olan hükümlerin zamanla değişmesi, gelişmesi ve yenileşmesi zaruridir.”

Bu sözlerden, Türkiye’nin değişen ve gelişen koşullara uygun olarak sürekli yenilenmesi, değişime ayak uydurması, bilim ve teknolojinin gösterdiği yolda, her dönemde Yeni bir Türkiye hedefini gösterdiğini anlamak yerine, Yeni Türkiye kavramını AK Parti iktidarı gündeme getirdi diye karşı çıkılması ancak Kemalist bir anlayışın sonucu olabilir.

Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz bu ülke insanları ve hatta tüm dünya için önemli ve değerli bir liderdir.

Bilimsel gelişmeye, teknolojiye, çağdaşlaşmaya ve uygar bir toplum yaratılmasına inanmış, cumhuriyeti kurmuş, bağımsızlık mücadelesi vermiş bir tarihi kişiliktir

Böylesine önemli bir tarihi kişiliği, ulusal değeri, belli ideolojik kalıplar arasına sıkıştırmak, tabulaştırmak; gerçek Atatürkçülerin işi değildir.

Atatürk’ün gelişmeye, yenilenmeye açık fikirlerini dar kalıplar içerisinde Kemalizm diye halka sunmaya çalışanlar siyasi rant adına yıllarca halk üzerinde bir algı operasyonuyla çıkarlarını sürdürmeyi başarmışlardır.

Atatürk, bu ülkede yaşayan herkesin Atatürk’üdür ve hiç kimse daha fazla Atatürkçü olmadığı gibi, hiç kimse ya da kurum kendine göre bir Atatürkçülük oluşturma hakkına sahip değildir.

 

Ayhan ONGUN

Gazeteci-Yazar

11.11.2014/İSTANBUL

 

Son Güncelleme Tarihi: 23 Kasım 2014 11:47

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.