KAMU VİCDANINI DAHA ÇOK YARALAMAYIN

27 Aralık 2019 22:37 / 3020 kez okundu!

 

 

Toplumda huzur aranıyorsa, ilk yapılması gereken; herkesin adalete, yargıya güvenini sağlamak olmalıdır.

Bir ülkede yurttaşlar, kendilerini güvende hissetmiyor, hele de hukukun üstünlüğüne yönelik kaygılar taşıyorsa, vereceğiniz hiçbir hizmet, yapacağınız her türlü yatırım ve sağlayacağınız en cazip olanakların bile anlamı kalmaz.

 

****

 

KAMU VİCDANINI DAHA ÇOK YARALAMAYIN

 

Toplumda huzur aranıyorsa, ilk yapılması gereken; herkesin adalete, yargıya güvenini sağlamak olmalıdır.

Bir ülkede yurttaşlar, kendilerini güvende hissetmiyor, hele de hukukun üstünlüğüne yönelik kaygılar taşıyorsa, vereceğiniz hiçbir hizmet, yapacağınız her türlü yatırım ve sağlayacağınız en cazip olanakların bile anlamı kalmaz.

Özellikle de Başkanlık sisteminden sonra daha artarak süren hukuksuzluklar, keyfi uygulamalar giderek halkın devlete olan saygınlığını, adalete olan güvenini daha çok sarsıyor.

Bugün medyaya düşen bir haberden yola çıkarak konuyu biraz daha açmakta yarar var diye düşünüyorum.

Bilindiği üzere, 2013 yılında yaşanan Gezi olayları nedeniyle tutuklanan ve 3 yıla yakın zamandır cezaevinde tutulan Osman Kavala ve diğer 16 sanık hakkında ara karar verildi.

Hakkında somut hiçbir delil bulunmayan, savcının dinlettiği tanıklar bile hakkında suçlayıcı net hiçbir şey söylemeyen Osman Kavala’nın avukatları tarafından değişik zamanlarda verilen tahliye dilekçeleri dikkate alınmamıştı.

Bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuşlar ve geçtiğimiz günlerde de AİHM “tutukluğun siyasi bir karar olduğundan bahisle bir hak ihlali olduğu ve acilen serbest bırakılması gerektiği” kararını vermişti.

Peki, mahkeme ne yaptı?

Tutukluluğu sürdürmek için Adalet Bakanlığına yazı yazarak, bu kararın gerçek olup olmadığını sordu!

Her ne hikmetse Ankara’da iki kurum arasındaki yazışmaya 20 gündür cevap gelmediği için de ara kararında tutukluğun devamına karar verdi.

Kaldı ki tüm dünyada basının duyurduğu bir kararın doğru olup olmadığına ilişkin Bakanlıktan yazılı cevap istemek bile düşündürücü!

Kurdun kuzuya “sen benim suyumu bulandırdın, her durumda ben seni yiyeceğim” demesinden ne farkı var.

Somut hiçbir kanıt bulamayınca “Gezi eylemlerinin finansörü” diye suçladığınız Osman Kavala için savcının tanıkları bile ”Benim böyle bir toplantıdan haberim yok. Osman Kavala işin neresindedir, Gezi’yi kim finanse etmiştir, ben bilmiyorum “ demesine karşın bir insanı hala özgürlüğünden mahrum bırakıyorsanız bu durum hem adil değildir, hem hukuki değildir hem de kamu vicdanını rahatsız eden bir durumdur.

Benzer bir durum HDP Eş Başkanları için geçerlidir.

Açılmış ve süren davaları vardır. Tutuklu kalmaları gerekmese de, haydi diyelim siyaset gereği içerde tutmak istiyorsunuz, niye ailesi Diyarbakır da yaşayan bir kişiyi Edirne de cezaevine gönderiyorsunuz.

Kendisi yetmedi ailesini de mi cezalandırmak istiyorsunuz.

O da yetmedi, Selahattin Demirtaş’ın lideri olduğu partinin belediye başkanlarını görevden alıp tutuklayarak, yerine Vali ya da Kaymakamları kayyum atayarak onlara oy veren milyonlarca seçmeni, bu kentlerde yaşayan yurttaşları da mı cezalandırmak amacınız?

Haydi, iktidar partisi rövanşist bir anlayışla bu uygulamaları sürdürüyor.

Muhalefet partileri niye sessiz?

Şimdi Urla Belediye Başkanı görevden alınmasa yine hiç tepki vermeyeceklerdi.

Demokrasi bir yaşam biçimidir.

Bu yaşamı da yasalar ve hukuk kuralları çerçevesinde sürdürürsünüz.

Yani demem o ki; demokrasi, adalet herkes için olmazsa olmaz kurumlardır.

Sana göre, bana göre demokrasi ya da adalet olmaz.

Yarın hepimizin adalete, hukuka, bağımsız yargıya ihtiyacımız olacak.

Anayasa Mahkemesi kararına rağmen, anında verilen bir yerel mahkeme kararıyla Ahmet Altan’a üç günlük özgürlüğü çok görenler, Osman Kavala’yı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen serbest bırakmayanlar, Selahattin Demirtaş’ı CHP belediye başkan adaylarına destek verilmemesi talebini yerine getirmedi diye, hasta haliyle cezaevinde tutanlar, bugün Urla’ da yarın bir başka belediyede başkanları görevden alabilirler.

Toplumun çoğunluğu aynı düşündüğü halde, her ne şekilde görevden alınırsa alınsın, alınan başkanın yerine meclis içerisinden birinin seçilmesi ya da seçimlerin yenilenmesi mümkünken, bunu yapmayıp yeniden bürokratik vesayetin yolunu açmanın kamu vicdanında hiçbir haklı nedeni olamaz.

Bu duruma sessiz kalan muhalefet şimdi de büyükşehirlere yönelik saldırılarla karşı karşıya kaldı. Bu durumlara kitlesel bir tepki yerine yine parti içi disiplin mekanizmalarını harekete geçirerek çözüm arayan CHP yöneticileri, yine iktidarın yarattığı suni gündemlerin peşinde sürüklenmeye başladı.

Yapılan örgüt kongrelerinde tabanın sesine kulak vermeyenler; yarın iktidar da olsalar, bu anlayışla devam ederlerse asla muktedir olamayacaklardır.

 

AYHAN ONGUN

Gazeteci-Yazar

24.12.2019/BODRUM

 

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.