Düşman olmadan da karşı olunabilir

01 Eylül 2013 01:01 / 785 kez okundu!

 


Daha net bir söylemle karşı olmak için mutlak düşman mı olmak gerekiyor?

Bir kişi, grup ya da fikre karşı olabilir; bir siyasi partiye, iktidara, yönetenlere muhalif olabilirsiniz ama bu durum sizin; onlara düşman olmanızı, düşman gibi görmenizi gerektirmez.

İşçi patronunu, memur amirini sevmeyebilir; yönetilenler, yönetenden memnun olmayabilir ama sonuçta aynı çevrede, aynı coğrafyada birlikte yaşıyorsak; kin, nefret ve düşmanlık gütmeden sorunlarımızı çözebilir, karşı olduklarımız için mücadelemizi sürdürebiliriz.

Ancak ülkemizde toplum olarak uzlaşı ve birlikte yaşama kültürü yeterince gelişmediği için ne hoşgörünün sınırlarını zorlamak için istekli davranıyoruz, ne birbirimizi anlamaya, tahammül etmeye çaba gösteriyoruz.

Çağdaş, gelişmiş ülkelerde insanlar; hak ve özgürlükler, adalet, hukuk gibi kavramları içselleştirmiş, günlük yaşamlarının bir parçası haline getirmiş. O da yetmemiş, şimdilerde “ihtimam toplumu” kavramını tanımaya, yaşamlarına sokmaya çalışıyorlar.

Muhalefeti “AK Partiye karşı olmak “ gibi algılayan siyasilerin; iktidar olmayı, muhalefeti ezmek olarak gören iktidar yöneticilerinin, bu tür kavramları yaşamlarından özellikle uzak tutmaya çalıştığını düşünürsek, toplumda uzlaşı kültürünün gelişmesini, yerleşmesini boşuna bekleriz.

Gezi olaylarına katılan herkesi terörist ya da işbirlikçi, kötü niyetli, uluslararası bir komplonun parçası olarak gördüğü için düşmanca bir tavır takınan başbakan kadar, AK Partiye oy veren tüm yurttaşları üçüncü sınıf vatandaş, bir çuval kömüre, makarnaya oylarını satan ötekiler olarak gören ulusalcılar da aynı ölçüde nefret suçu işliyorlar.

Yaşam tarzlarını, başörtülerini, inançlarını beğenmiyor olabilirsiniz, ama eşit yurttaşlık temelinde onların da en az bizim kadar bu ülkenin vazgeçilmez unsurları olduklarını kabul etmek; dost olmasak da, düşman olmadan, bir arada yaşabilecek ortam ve koşulların oluşması için iyi niyetli ve samimi bir yaklaşım içinde olmamız gerekmez mi?

Aynı şekilde, toplumun çoğunluğunun oylarını alsanız, tek başına iktidarı elinize geçirseniz de, muhalefeti yok sayarak, giderek otoriter yönelimler içine girmek kimseye yarar sağlamayacağı gibi, bu durumdan en çok da ülke zarar görür.

Görünen o ki, ülkeyi yönetmeye talip siyasi partilerin yöneticileri, lider kadroları kimi zaman kişisel hırs ve çıkarları, kimi zaman iktidar olabilmek için her yolu meşru görebildikleri ve toplumu da kendi arzuları doğrultusunda dizayn etmeye çalıştıkları için; onlardan toplumsal uzlaşı ve barış konusunda ciddi bir adım atmalarını beklemek hayal gibi.

O zaman iş yine biz yurttaşlara ve Sivil Toplum Kuruluşlarına, sivil insiyatif ve platformlara düşüyor. Bu noktada da STK ların ne kadar sivil olabildikleri gibi bir soru geliyor önümüze.

Sivil Toplum Kuruluşları, kendilerini kamu ve yerel yönetimlerin ve hatta daha da tehlikelisi bir siyasi partinin arka bahçesi olmaktan kurtaramıyor, buralara yaslanmadan iş yapamıyor, çevreci örgütler; çevreciliği, belli güç çevrelerine dayanmak, oralardan güç almak olarak görmekten vazgeçemiyorsa; örgütsüz bir toplumun sığınabileceği tek liman kalıyor geriye; Sosyal Medya.

İletişim ve etkileşim konusunda sonsuz bir kaynak ve fırsat olarak değerlendirebileceğimiz sosyal medyayı eğer amacına uygun kullanabilirsek siyaset adına yapılmak istenen tüm bu kirli oyunları bozabilir; kin, nefret, düşmanlık yerine barış, dostluk ve sevgi tohumlarını yeşertebiliriz.
Yeter ki, farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görebilsek!

Yeter ki, bize uzun yıllardır şırınga edilmiş anlamsız korkularımızdan ve ön yargılarımızdan arınabilsek.

Yeter ki, birbirimizi ötelemek, ötekileştirmek yerine, aynı geminin farklı bölümlerinde yolculuk eden birer yolcu gibi görsek birbirimizi.

İlericisi, devrimcisi, liberali, milliyetçisi, dindarı, laik düşüncede olanı, inananı, inanmayanı, etnik kimliği, farklı fikir ve ideolojileri, farklı cinsel eğilimleriyle bizim olan, bizden olan; bu ülkede, bu topraklarda yaşayan tüm yurttaşları sevmeyi öğrenebilsek.

Sevmesek de kin duymasak, dost olamıyorsak da düşmanca davranmasak,

Konuşsak, dinlesek, anlamaya çalışsak; kimse kimseye tahakküm etmese,

Yaklaşık altı aydır dağlardan cenazeler gelmiyor, faili meçhuller olmuyor, terör yaşanmıyor diye sevinebilsek.

Karşı olduğumuz iktidar gündeme getirdi diye barışa karşı durmasak, hep birlikte, barış içinde, eşit yurttaşlar olarak yaşasak bu güzel ülkede.

En azından düşmanlık etmeden, karşı olduklarımızı düşman gibi görmeden de yaşanabileceğine inansak, inanın hayat çok daha güzel olur.


AYHAN ONGUN
Gazeteci-Yazar

27.08.2013/BODRUM


Son Güncelleme Tarihi: 03 Eylül 2013 13:39

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.