Barışa giden yolda Kobani durağı

31 Ekim 2014 19:33 / 684 kez okundu!

 

 

Suriye de Kobani denen bölgede bir aydır devam eden çatışmalarda yüzlerce insan öldü.

Tam da barış yoluna girdik, artık geriye dönüş yok dediğimiz bir anda bu kez de Kobani de kesintiye uğrayan barış yolculuğu, yeniden umutsuzluk ve karamsarlık içeren bir bekleyişe dönüştü.

Gelen son haberlerde IŞİD in yaptığı intihar saldırısında 70 kişinin yaşamını yitirdiği iddia ediliyor. Daha ilginç ve üzücü olan yanı, intihar saldırısını yapanlar da Kürt çıktı.

Bu nasıl bir savaştır ki; ölen de öldüren de Kürt.

Bu nasıl bir savaştır ki; 10 tank ve 2 bin militanla IŞİD dünyaya meydan okuyor.

Bu nasıl bir savaştır ki; dünyanın en teknolojik silahlarına ve saldırı araçlarına sahip ABD ve koalisyon güçleri yalnızca hava saldırılarıyla sanki IŞİD e yol veriyor.

Sanırsın gökyüzüne fırlatılan roket ve bombalar, IŞİD militanlarını öldürmek değil, onlara yol göstermek için atılıyor.

Bu nasıl bir savaştır ki; yalnızca petrol ve su yataklarının olduğu bölgede yapılıyor.

En önemlisi de bizler, ellerimiz kollarımız bağlı, naklen savaş izliyoruz.

Herkesin kafası karışık, kimse ne yapacağını, ne yapılması gerektiğini bilmiyor.

İktidar meclisten sınır ötesine asker gönderebilmek için yetki tezkeresini aldı, bekliyor.

Muhalefet partileri, iktidarı köşeye sıkıştırmak ve durumdan vazife çıkarmakla meşgul oluyorlar.

Devam eden olayların ve uzun zamandır üzerinde çalışılan çözüm sürecinin muhataplarından HDP ve diğer Kürt grupları; İmralı’yla Kandil arasında sıkışmış bir halde, her türlü provakasyona ve kışkırtmaya açık eylemler konusunda kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar.

Şimdi tüm önyargıları bir kenara koyup, gelişen olaylara ilişkin objektif bir değerlendirme yapmaya çalışalım

Suriye de kendi halkına zulmeden, yaklaşık 8 milyon yurttaşının ülkeyi göç etmesine neden olan Esad rejiminin tüm bu olayların ateşleyicisi olduğuna sanırım kimse itiraz edemez.

Suriye’den kaçan mültecilerden yaklaşık 2 milyona yakın olanı da bizim ülkemize geldi.

“sanki bizim yoksulumuz yok muydu, nereden geldi bunlar” diyen endişeli modernler olduğu gibi daha da ileri giderek "gelenlerin çoğu terörist, ajan provakatör, IŞİD militanı" diyenler de oldu.

Kuşkusuz, sığınmacıların ülkeye girişlerinde yeterli denetim ve disiplin sağlanamadığı da bir gerçek.

Belli bir bölgede tutulup, ihtiyaçlarının karşılanması bir yana, uluslararası örgütlerin ve devletlerin bu konuya gerekli ilgi ve desteği göstermeleri için yeterli çaba ve lobi faaliyetlerinin de eksik kaldığını söylemek mümkün.

“Biz güçlü ülkeyiz, gelenler bizim misafirlerimizdir, onların her türlü ihtiyacını karşılayacak imkanlara sahibiz" türünden popülist söylem ve politikalar, ne yazık ki giderek bizi dünyada yalnızlaştırdı.

Bütün yurda dağılan sığınmacıların içinde bulundukları güçlükler ve psikolojik eziklik kimi zaman onarlı suça da itti. Bunu fırsat bilip onlara karşı nefret içeren açıklamalar yapıldığı gibi kimi yerlerde saldırılar da başladı.

Sonuçta bu kaos ve karışıklıktan yararlanan dış güçler, Türkiye'nin içinde bulunduğu zor koşulları, siyasi ve ekonomik ranta dönüştürecek projelere yöneldiler.

Şu anda iktidarın içinde bulunduğu durum, tam da bu tespitin kanıtı durumundadır.

IŞİD taşeron örgütünü sahaya süren güçler, rehine kriziyle Türkiye'nin elini kolunu bağladığı yetmiyormuş gibi, Türkiye’yi yaklaşık otuz yıldır mücadele ettiği PKK ve onun diğer silahlı gruplarıyla aynı safta savaşa sürüklemeye yeltendiler.

Üstelik de bunu doğrudan içerde muhalefet aracılığıyla yapmayı da başardılar.

Bir yanda Kobani'de devam eden kuşatma, Bir yanda, bölgede etnik çatışmaların, mezhep kavgalarının sürmesinden yarar uman savaş baronları, silah ve uyuşturucu tacirleri, bir diğer yanda da iktidarı devirmek için demokratik yöntemler yerine, bu tür kaotik ortamlardan medet uman muhalefet partileri.

Kobani’nin düşmesi ülkemiz sınırları için elbette çok büyük tehlike ve bölge barışı için önemli bir risktir. Ancak Kobani'de şu an sokak savaşı veren militanlar dışında kimsenin olmadığı da bir gerçek.

IŞİD’in katliamlarına karşı duyarlı olunmasını talep etmek ve bunun için protesto eylemleri yapmak elbette demokratik bir haktır, yapılmalıdır. Ancak bu protestoları fırsat bilerek kimi grup ve örgütlerin sokakları bir kan gölüne çevirebileceklerini öngörmek de bir kehanet değildir.

Kobani’yle sınırlı yeniden bir tezkere çıkarılmasını istemek de bir siyasi tavırdır ama, kendi kitle tabanının bile meclisten geçen tezkereye ret oyu verdikten sonra böyle bir talebin samimiyetini sorgulayacaklarını görebilmek de o kadar zor olmasa gerekir.

Sonuçta yaşananları iktidar karşıtlığı üzerinden tek yanlı değerlendirmek ne kadar doğru değilse, iktidarın da "muhalefeti yok sayan, bilgi paylaşımında gerekli duyarlılığı göstermemesi" o denli yanlış ve hatalıdır.

Muhalefet partilerinin halk iradesiyle seçilmiş yöneticilere karşı meşruiyet tartışması açması ne kadar anlamsız ise, Cumhurbaşkanının da hala Başbakan gibi davranmayı sürdürmesi, bir o kadar yanlış ve demokratik teammüllere aykırıdır.

Umarım, barış yolculuğunda Kobani'de verilen mola uzun sürmez.

Dilerim barış ve demokrasinin olmazsa olmaz koşulu YENİ, SİVİL DEMOKRATİK ANAYASA yapımıyla taçlanacak çözüm süreci, barış ve özgürlük yolunda emin adımlarla yoluna devam eder.

 

Ayhan ONGUN

Gazeteci-Yazar

14.10.2014/BODRUM

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.