Barışa dair köşeli yazılar

08 Mart 2015 00:57 / 667 kez okundu!

 

 

Devlet içerisine tünemiş kan emicilerin talimatlarıyla gerçekleştirilmiş toplu katliamların, faili belli cinayetlerin, toplu mezarların, darbe planlarının olmadığı, darbecilerin kahraman gibi kabul ettirilmeye çalışılmadığı, hiç kimsenin siyasi iradeye müdahale etmeyi aklından bile geçiremeyeceği bir ülke; barış içerisinde, yaşanası bir dünyaya yeniden doğmak için yazıyorum.

Hiç kimse aç- açıkta kalmasın, çocuklar öldürülmesin, analar ağlamasın, yokluk ve yoksulluk kader olmasın, masum insanların üzerine bombalar atılmasın, gencecik çocuklar anlamsız bir kirli savaşın içinde yok olup gitmesinler diye yazıyorum.

Statükonun kibirli mensupları, modern elitistler; artık bu güzel ülkede birlikte yaşamak zorunda olduğumuzu, kendilerinin hiçte öyle sandıkları gibi üstün yaratıklar olmadıklarını, o hep küçümsedikleri, " bazen da yanlarına inmek" lütfunda bulundukları halkın, artık onlar tarafından yönetilmek istemediklerini anlasınlar diye yazıyorum.

Bu memlekette halk iradesi egemen olsun, demokrasi ve özgürlük alanı genişlesin, savaşsız, sömürüsüz bir toplum içerisinde eşit yurttaşlar olarak her sabah yeni bir güne, yeni umutlarla, yeniden doğalım diye yazıyorum.

Sevgi, kardeşlik, barış adına da; savaş çığırtkanlığı yapan, şehit cenazelerini istismar eden, sağlı-sollu ırkçılara, darbecilere, vesayetçilere inat, yazmaya devam edeceğim.

Çünkü yazmak, her gün yeniden doğmaktır…”

Yukarıdaki satırlar şu günlerde kitapevlerinin raflarında yer almaya başlayan ikinci kitabım, Barışa Dair Köşeli Yazılar’ ın tanıtım bölümünden.

İlk kitabımda 2007-2011 yılları arasında yayınlanmış güncel konulara ilişkin köşe yazılarına yer vermiştim. Bu kitapta da son üç yılda özellikle de barış üzerine, çözüm sürecinin işleyişi ve karşılaşılan sorunlar üzerine yazılmış makaleleri yine kronolojik sırayla yayınladım.

Daha önce yayımlanmış yazıların bir kez daha bir kitapta toplanıp yayımlanması kimilerine pek anlamlı gelmeyebilir.

Ancak ben bu köşeli yazıları bir kitapta toplayarak yitip gitmelerini önlediğim gibi, bir anlamda kendimi de bağlamış oluyorum.

Çünkü inanıyorum ki, ilk kitapta yayımlanmış kimi yazılarda savunulan görüşlerle çelişen yazılar da var bu kitapta. Ve ben bu durumun sorgulanmasını istiyorum.

Kimi insanlar kişilerde oluşan zihinsel değişimi sanki ideallerinden vazgeçmek ya da daha ileri giden kimileri “döneklik” gibi algılama aczine düşüyorlar.

Oysa yeryüzünde birlikte yaşadığımız tüm canlılar kadar, canlılar arasındaki ilişkiler, üretim ilişkileri, yaşam tarzları, bakış açıları ve hatta beklentiler bile değişirken insanların değişmemesini savunmak kadar saçma ve anlamsız bir şey olabilir mi?

Küresel dünyada neredeyse sınırların ortadan kalkması gündeme geliyor, bilim ve teknolojinin katkılarıyla bilgiye ulaşmak bu kadar kolaylaşıyorken, yaşadığımız çağda, geçmişe öykünerek yaşamak aslında bir insanlık ayıbı değil midir?

“ emek en yüce değerdir.” Diye haykırdığımız günlerde kastedilen kol emeğiyle bugün dünyayı ve yaşamı değiştiren beyin emeğini doğru yerine koymadan, hala o eski bildik üretim ilişkileriyle sermayeyi ve sömürüyü anlamaya çalışmak ne kadar mümkün olabilir?

Kaldı ki, geçmişte bazı konularda yanlış değerlendirmeler yapmış, kimi gelişmeleri farklı yorumlamış, zamanın ruhunu yakalayamamış da olabiliriz.

Israrla ve inatla geçmişte yaptığımız yanlışları, yanlış görüşleri savunmaya çalışmak hayatın kendisiyle de bilimsel kaygıyla da örtüşmeyeceği gibi, bizleri elimizde mumlarla karanlık dehlizlerde ışığı arayan aptallar durumuna düşürmez mi?

Yazmak, eğer her gün yeniden doğmaksa; her yeni doğan günde yeni şeyler söyleyebilme, yeni fikirler yazma heyecanını yitirmeden, kendimizi ve yaşadıklarımızı yeniden sorgulamak, kendimizle ve toplumla ve hatta mümkün olduğunca geçmişimizle hesaplaşmak zorundayız.

Aksi halde yaşamımız, bir tekrardan ibaret hale gelir ki, o zaman yaşam da beklentilerimiz, hayallerimiz ve umutlarımız da anlamını yitirir.

Daha anlamlı yaşamak, içinde bulunduğumuz coğrafyaya ve sorunlarına sahip çıkmak, çağımızın tanığı, yaşadığımız gün ve olayların ortağı olmak istiyorsak eğer, değişime ayak uydurmak, kendimizi sürekli yenilemek ve dönüştürmek zorundayız.

İşte o zaman ancak, sorumlu birer yurttaş olmanın onurunu, her gün biraz daha kirlenen dünyada barış ve kardeşlik içerisinde yaşamanın hazzını ve gururunu tadarız.

İşte o zaman ancak, insan olmanın erdemine varır, herkesi eşit yurttaş olarak kabul ederek, karanlığın ürkütücü derinliklerinden, güneşli, güzel günlerin aydınlık yüzüne çıkarız.

Çözüm süreciyle ilgili umutlu açıklamaların yapıldığı bir dönemde yitirdiğimiz barış ve demokrasi kahramanı, Çukurovanın efsane adamı Yaşar Kemal’i de saygıyla anıyor, en kısa sürede ülkemize barış ve huzur dolu günlerin gelmesini diliyorum.

 

Ayhan ONGUN

Gazeteci-Yazar

03.03.2015/BODRUM

 

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.