Tartışma Usulü ve Adabı

13 Nisan 2019 15:46 / 346 kez okundu!

 

 

Hakikat kimsenin tekelinde değil, bu yüzden hiç kimse hakikat olduğuna inandığı şeyin tartışılamayacağını ileri süremez. Hiçbir fikrin tamamen doğru olması ihtimâli yoktur. Doğruların içinde yanlışlar, yanlışların içinde doğrular gizlenebilir. Bunların kendini göstermesi, keşfedilmesi, görülmesi ancak tartışma sayesinde mümkün olur. Bugün doğru görülen yarın tamamen veya kısmen yanlış çıkabilir, bugün yanlış görülen öteki gün tamamen veya kısmen doğru çıkabilir. İnsanlar ancak tartışarak birbirlerinden öğrenebilir, birbirlerinin yanlışlarını düzeltebilir, doğruları öğrenebilir. Kısaca, tartışmak son derece gerekli ve yararlı.

 

****

 

Tartışma Usulü ve Adabı 

 

Tartışma usulü ve adabı hakkında ne kadar yazılsa az. Bu husustaki bilgisizlik, dikkatsizlik ve özensizlikler bir yandan beşerî ilişkilere zarar veriyor diğer taraftan fikir hayatının sağlıklı, dengeli ve üretken olmasını engelliyor. Bu yüzden, zaman zaman, “niçin ve nasıl tartışmalıyız?“ hakkında değil bu tür gazete yazıları kaleme almak, kitap yazmayı bile düşündüğüm oluyor.

Tartışmanın niçin gerekli olduğunu söylemeye pek gerek olmamakla beraber, birkaç noktanın altını çizmekte fayda var. J. S. Mill’in ifade özgürlüğü için dile getirdiği tezlerin tamamı tartışmanın gerekliliği için de geçerli. Hakikat kimsenin tekelinde değil, bu yüzden hiç kimse hakikat olduğuna inandığı şeyin tartışılamayacağını ileri süremez. Hiçbir fikrin tamamen doğru olması ihtimâli yoktur. Doğruların içinde yanlışlar, yanlışların içinde doğrular gizlenebilir. Bunların kendini göstermesi, keşfedilmesi, görülmesi ancak tartışma sayesinde mümkün olur. Bugün doğru görülen yarın tamamen veya kısmen yanlış çıkabilir, bugün yanlış görülen öteki gün tamamen veya kısmen doğru çıkabilir. İnsanlar ancak tartışarak birbirlerinden öğrenebilir, birbirlerinin yanlışlarını düzeltebilir, doğruları öğrenebilir. Kısaca, tartışmak son derece gerekli ve yararlı.

Bununla beraber, tarafların birbirlerine karşılıklı bir şeyler söylemesi, bir tartışma yaptıkları anlamına gelmez. Kendi kendine söylenme, bazen bağrışma ve diyalog kurma yerine monolog geliştirme sonucunu verebilir. İyi bir tartışma nezaket kurallarından başlayıp usul kurallarına doğru uzanan bir dizi kurala riayet etmeyi gerektirir.

Tartışılacak olan fikirlerdir. Şahsiyetlerin eleştirilmesi veya çarpıştırılması tartışma sayılmaz. Bu da elbette yapılabilir, ancak, tartışma anlamına gelmez. Bundan dolayı, tartışmalarda insanların şahsiyetlerini, fiziksel özelliklerini, sosyal statülerini, özel hayatlarını hedef almak yanlış. Yanlış olduğu gösterilecek ve çürütülecek olan şahsiyetler değil fikirler. Hep söylediğim üzere, doğru tutum insanlara karşı nazik, fikirlere karşı acımasız olmak.

Tartışmalarda hedef, muhatabı yok etmek, yerin dibine geçirmek değildir; bir veya birkaç fikri eleştirmek, çürütmek, tutarsızlığını göstermektir. Bu yüzden, tartışmalar savaşa çevrilmemeli, fikir farklılığı üzerinden düşmanlıklar yaratılmamalı.

Tartışmayı olması gereken düzlemde tutmak da çok önemli. Diyelim ki, vergilerin sabit oranlı mı yoksa artan oranlı mı olması gerektiği tartışılıyor. Taraflardan ortan oranlı vergiyi savunan, muhatabına, onu zor duruma düşürmek için, Amerikan emperyalizminin yayılmacılığını ve işgalciliğini savunuyorsun diye bir ithamda bulunursa, bu gayrimeşru bir tavır teşkil eder ve usulüne uygun tartışmanın dışına çıkılmasına sebep olur. Tartışmada diğer tarafın argümanlarına hiç kulak vermemek, onları anlamaya ve değerlendirmeye çalışmamak, doğru ve isabetli görünenleri bile sırf muhalefet etme adına peşinen ve gerekçesiz reddetmek de iyi ve sağlıklı bir tartışmanın yapılmasına engel yaratır. Aynı zamanda, muhatabınıza saygısızlık yapmak anlamına gelir.

Bir kimsenin bir fikrinin yanlış olması, tüm fikirlerinin yanlış olduğunu göstermez. Böyle düşünmek, kişilere Hristiyanlık tarihinde büyük zulümlere yol açmış engizisyon mahkemeleri gibi muamele etmektir. Keza, kişileri fikir değiştirdi diye suçlamak da abes. Fikirleri asla ve kata kısmen veya tamamen değişmeyecekler ancak bağnaz tipler olabilir. Her makul insan zaman içinde ve çeşitli faktörlerin tesiriyle, muhtemelen, bazı fikirlerini savunmaya devam ederken, diğer bazı fikirlerini terk veya tadil edecektir. Fikirlere bağlılık bir iman-inanç meselesi değil; bilgi, açı, mantık, muhakeme meselesi olarak görülmelidir. İnsanların yaşı ilerledikçe bilgilerinin ve tecrübelerinin artması, dolayısıyla fikirlerinde değişmelerin olması beklenir. İnsanları, meselâ, 20’li yaşlarındaki basit, çocuksu ve radikal düşüncelerine mahkûm etme hakkımız yok.

Bir fikrin niye savunulduğunu spekülasyonla izah etmeye çalışmak yerine o fikrin doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna bakmak gerekir. Bu çerçevede, insanları para ve maddî kazanç için bazı fikirleri savunduğu iddiasıyla suçlamak da anlamsız. Kimin neyi, niye savunduğunu her zaman bilmek hem imkânsız hem de gereksiz. Diyelim ki, biri bir fikri para için savunuyor, bunun bilinmesi ve doğru olması savunulan fikri çürütmez. Ayrıca, bu yola başvurmak yaygınlaşırsa herkes aynı ithamla karşılaşabilir. Hayek, Kölelik Yolu’nda, kendisinin menfaatleri gereği bu büyük eseri yazdığına inanları kastederek, neden kendisinin o kimselerden daha fazla menfaatini düşünen birisi olması gerektiğini anlayamadığını söyler.

Bana göre, usulüne uygun ve adaplı tartışma yapmanın öğrenilmesi, gerçekleştirilmesi ve ayakta tutulması memleketin en acil ihtiyaçlarından. Özellikle de mensubu olduğum liberal çevrelerin. Çünkü liberal tavır fikirlerde de çoğulluğu ve hoşgörüyü esas alır. Liberallerin dahi usulüne uygun fikir tartışmaları yapamadığı bir yerde başka toplumsal kesimlerin bunu başarmasını umut etmek için bir sebep kalmaz.

 

Atilla YAYLA 

gazeteyeniyuzyil.com

11.04.2019

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.