Erdoğan'ın 'diktatörlüğü' ve CHP'nin Çelişkileri

30 Aralık 2020 16:46 / 892 kez okundu!

 

 

Siyasette tarafların birbirine ağır sözler sarf etmesi bilindik ve şu veya bu ölçüde anlaşılır bir tarz. Ancak, aşırıya kaçıldığı da ender görülmeyen bir durum. Sözün şehvetine kapıldığında ağızlar sınır tanımıyor. İnsanlar birbirlerine onların ileride birbirinin yüzüne bakmasına engel olacak kadar sert sözler sarf edebiliyor. İtiraf etmek gerekir ki hiçbir siyasî parti bu tutumdan muaf değil. Başka bir deyişle iktidar kanadı da muhalefet kanadı da aynı çizgide ilerleyebiliyor.

 

****

 

Erdoğan’ın “diktatörlüğü” ve CHP’nin Çelişkileri

 

Siyasette tarafların birbirine ağır sözler sarf etmesi bilindik ve şu veya bu ölçüde anlaşılır bir tarz. Ancak, aşırıya kaçıldığı da ender görülmeyen bir durum. Sözün şehvetine kapıldığında ağızlar sınır tanımıyor. İnsanlar birbirlerine onların ileride birbirinin yüzüne bakmasına engel olacak kadar sert sözler sarf edebiliyor. İtiraf etmek gerekir ki hiçbir siyasî parti bu tutumdan muaf değil. Başka bir deyişle iktidar kanadı da muhalefet kanadı da aynı çizgide ilerleyebiliyor. Bu çerçevede en çok dikkat çeken tavır, iktidar kanadının kimi olağan siyasî adım ve yorumları bile bazen yerlilik ve millilik parantezine hapsederek muhalefeti yerli ve millî olmamakla veya beşinci kol olmakla suçlaması. Muhalefetten iktidara yönelik benzer bir tavır ise Erdoğan’ın -tek adam olmakla suçlanmanın çok ötesine geçecek şekilde- diktatör olmakla suçlanması. Nitekim CHP sözcülerinden Özgür Özel önceki gün yaptığı açıklamada Erdoğan’ı İspanyol diktatörü Franko’ya benzetti ve “diktatör bozuntusu” olmakla suçladı. Şüphe yok ki, bu, “tek adam” suçlamasının çok ötesine geçen bir suçlama, etiketleme, taşlama teşkil etmekte.

Özel’in suçlamasının çok ağır olduğu açık bir gerçek. Ancak, sadece CHP’lilere mahsus değil. Meselâ ömürleri proleterya diktatörlüğü peşinde koşmakla geçen sosyalistler de aynı kafada ve çizgide. Yani kendi diktatörlüklerini savunurken başkalarının sözüm ona diktatörlüklerine karşı çıkmakta. Totaliter KCK bünyesinde PKK ile birlikte yer alan, terörle alenî ve ispatlanmış bağlarına rağmen Türk demokrasisinin eşine az rastlanır şekilde hoşgörü gösterdiği HDP de Erdoğan’ı diktatör olarak görmekte. Bana öyle geliyor ki bu şekilde devam edilirse kavram anlamını tamamen kaybedebilir. Ancak, benim bu yazıda asıl yapmak istediğim CHP’nin bu konudaki pozisyonunu değerlendirmek.

Aslında CHP’nin -gerek siyasî parti gerekse toplumsal muhit olarak- başkalarını diktatörlükle suçlamada çok isteksiz ve ihtiyatlı olması lâzım. Zira CHP’nin hâlâ reddetmediği ve özeleştirisini yapmadığı tarihi diktatör olduğu iddia edilmeyen tescil edilmiş olan CHP’li diktatörlere şahit ve sahne olmuş vaziyette. Tek parti yönetiminin bir diktatörlük olduğu tüm ciddiye alınabilecek tarihçilerin üzerinde uzlaştığı bir husus. Buna rağmen CHP söz konusu dönemden diktatörlük olarak bahsedilmesinden büyük rahatsızlık duymakta ve CHP’nin toplumsal uzantıları bunu dile getirenleri bu devirde bile -evet bu devirde bile- linç etmeye yönelmekte. Ellerinde iktidar aparatı olsa böylelerine neler yaparlardı, Allah bilir.

CHP’nin kendisine rakip siyasileri diktatörlükle suçlaması sadece ve ilk defa Erdoğan’a karşı vuku bulmuş değil. CHP aslında kendisi dışında her partinin iktidarını diktatörlük olarak görme eğilimleri sergilemekte hiç de cimri davranmayan bir parti. Örneğin rahmetli Turgut Özal da CHP ve medyası tarafından diktatörlükle, tek adamlık peşinde olmakla suçlanmıştı.  Daha eskilere gidildiğinde de Menderes ve Demirel’e benzer suçlamaların yöneltildiği görülecektir.

Özel’in sözlerinin kendi içindeki çelişkileri de ayrıca dikkati çekmekte. Konuşmasında hem Erdoğan’ı diktatör olmakla suçlamakta hem de ilk seçimde halkın kendisine sandıkta ders vereceğini söylemekte. Yani diktatörlük ile etkili ve sonuç veren (yani iktidar değişikliğine neden olabilen) seçimleri bir araya koymakta. Oysa bir diktatörlükte bu mümkün değil. İktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceğimiz bu tür seçimler yapabildiğimiz sürece, iktidar temerküzünün hangi boyutlarda olduğu iddia edilecek olursa olsun, diktatörlük doğmayacağından emin olabiliriz. Benim demokrasinin usul kuralları ve özellikle âdil ve serbest seçimler yapma imkânının korunması üzerindeki ısrarlı vurgumun anlamı da sebebi de bu. Ayrıca, Franko gibi bir diktatörün bulunduğu bir ülkede iktidarı ikide bir diktatör olmakla, hem de alenî ve canlı yayınlanan bir şekilde, suçlamak imkânsızdır. Bir diktatörlükte bunu yapan kişinin neyle karşılaşacağı tam olarak bilinemez bile. Son olarak, söz Franko’dan açılmışken Franko için yaşarken ve ardından taraftarlarınca yapılanların söz gelimi taraftarlarınca Mustafa Kemal için yapılanlara benzediği de açık bir gerçek. Ancak, bu konuda yazmak ve konuşmak tehlikeli. O yüzden bu konuya giremeyeceğim…

Diyeceğim o ki, CHP kanadının ikide bir Erdoğan’ı diktatör olmakla suçlamasına ne CHP çizgisi yürek soğutan ne de iktidar kanadı aşırı sert tepki gösterilmesi gereken bir olay olarak bakmalı. Zira, diktatörlük suçlaması ne kadar çok kullanılırsa kendi kendisini o kadar fazla yalanlamakta.

 

Atilla YAYLA

hurfikirler.com

19.12.2020

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.