Yargı ‘Reformu’ mu? (1) ‘Yürütmeyi Durdurmayan’ Yasa

05 Şubat 2012 20:02 / 209 kez okundu!

 


Kimi sözcükler öyle olur olmadık yerde kullanılıyor ki, sözcüğün bir anlamı ve değeri de kalmıyor. Bu sözcüklerden birisi de ‘Reform’, tüm ülkeyi ilgilendiren en son kullanıldığı yer Hükümetin “yargı reformunun üçüncü paketi”. Paket diye sunulan aslında bir çok yasada yapılmak istenen değişiklik önerileri.

Kamuoyuna Adalet Bakanı tarafından yargı reformunun üçüncü paketi olarak sunulan değişiklik çalışmaları, kısa bir süre sonra Hükümet Tasarısı haline getirildi ve meclise sunuldu.

Tasarı’nın tam adı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” (http://www.tbmm.gov.tr/guncel_tasari_teklifler.htm).

Tasarının başlığından siz ne anlıyorsunuz? Başlık “basın dava ve cezaların ertelenmesi”nin dışında başka bir çağrışım yaratmıyor.

Birden çok konuyu, birden çok yasa değişikliğinin bir torbanın içine doldurulup yasalaştırılması son yıllarda yasama pratiği haline getirildi. Bu şekilde pek çok yasada bir seferde değişiklik yapmanın kolaycılığına kaçılıyor. Bu kolaycı yaklaşım, toplumsal hayatı düzenleyen yasaların kamuoyunda ve mecliste tartışılmadan yasallaşmasına yol açıyor. Tartışabilmek için önce tasarının getirdiği değişikliklerin yürürlükte olan haliyle karşılaştırılması, ardından değişikliğin ne gibi sonuçlar doğuracağının değerlendirilmesi gerekiyor. Tasarının bu haliyle bunu ancak hukukçular yapabilecektir Birden çok yasa değişikliğinin bir arada teklif edilmesi, değerlendiren kişiyi ister istemez öncelikli olanlar, olmayanlar ayrımına götürüyor, herkesin önceliği farklı farklı olacağından, paketin olumsuz yanlarına ilişkin oluşacak eleştiriler de etkisizleşiyor. Sonuç olarak, demokratik katılımın olmadığı, tartışılmayan sadece Hükümetin tartıştığı ve hükümet üyelerinin ortaklaştığı metinler yasa haline geliyor.

‘Reform Paketi’ neler getiriyor, yapılacak değişiklikler toplumsal yarar, kamu yararı sağlayacak nitelikte mi? Paket gerçekten reform mu, yoksa hukuk siteminin deforme olan kimi yerlerine yama yapmaya yönelik beyhude çaba mı, hatta kimi bölümlerini deforme etmek mi?

Birden çok yasada değişiklik öngören geçici maddeler hariç 87 maddeden oluşan tasarının tamamının değerlendirilmesinin bir yazıya sığdırılması mümkün değil. O yüzden birkaç bölümünü ele alan birden fazla yazıyla yukarıdaki soruya yanıt aramaya çalışacağım. Yazımın ilkinde vahim sonuçlar doğuracak konuya değinmeyi tercih ettim.

‘Yürütmenin durmaması’ değişikliği

Taslakla İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, ‘Yürütmeyi Durdurma’yı düzenleyen 27. maddesinde, yürütmeyi durdurma kararları verilebilmesi için "davalı idarenin savunmasının alınması” şartı getiriliyor. Ancak ‘dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığının anlaşılması halinde, davalı idarenin savunması alınmaksızın yürütmeyi durdurma isteminin reddedilebilecek’ Değişiklikte, davalı savunmasından önce geçici yürütmeyi durdurma kararı verilebilmesinin tek istisnası “uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemler” olduğu belirtiliyor.

Bu değişikliğin anlamı nedir? İdari Yargı, idarenin işlem ve eylemlerinde hukuka uygun davranıp davranmadığının denetim mekanizması, Hukuk Devleti ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin olmazsa olmaz koşuludur. İdari yargıya başvurma hakkı da yurttaşın ya da yönetilenlerin, idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden korunmayı, uğrayacakları zararları önleme ve oluşan zararı tazmin yoludur. İdari yargıya başvuru hakkı, bir yandan bireysel hakların ve hukuken talep edilebilen menfaatlerin korunması için önemlidir, diğer yandan “çevre sağlığının ve doğal ve kültürel değerlerin korunması” gibi toplumsal yararın, gelecek nesillerin haklarının korunmasının yoludur. Hatta, insanlar dışındaki diğer canlıların yaşama hakkının korunması için de vazgeçilemeyecek demokratik bir hak arama yoludur.

İdari yargıya başvurma hakkının, kamunun yararını sağlarken hukuka aykırı yatırımları durduran, engelleyen bir işlevi de olmaktadır. Bu nedenle, ticari çıkarları için çevreyi kirleten, doğal ortamı bozan, kısaca doğayı sömüren girişimciler ve onların yandaşları idari yargı yolunu hiç hazzetmezler. Her seferinde bu hakkı kısıtlayacak, ortadan kaldıracak yollar önerirler. Onların istedikleri “bırakalım yapsınlar, bırakalım kirletsinler, bırakalım sömürsünler”dir. Bu ortamın hazırlanması için kürselleşen sermaye şirketleri ve uluslararası finans kuruluşları ortaklaşa çalışırlar, kendilerini şirin göstermek için uluslararası düzeyde toplantılar yaparlar, kendi çıkarlarına politikalar uygulayan Hükümetlere yasa tasarıları hazırlarlar, toplumsal tepkiyi kırmak için “sosyal sorumluluk projeleri” adı altında rüşvet dağıtırlar, toplumsal direnci halen kıramazlarsa “Alman Vakıfları’nın işi” gibi psikolojik hareket yöntemleri uygularlar. Sömürmek için dikensiz gül bahçesi yaratma çalışmaları, dünyanın kimi bölgelerinde direnişçilerin liderlerin ortadan kaldırılmasına kadar gider.

Bu kadar önemli olan idari yargıya başvurma hakkının sonuç alıcı olabilmesinin yegane yolu da kısa sürede verilecek yürütmenin durdurulması kararlarıdır. Yıllarca süren davaların sonunda haklı çıkmak çoğu zaman hiçbir anlam ifade etmez. Bu arada zaten olan olmuştur, işletmeci istediği karı elde etmiş, buna karşın doğal ortamı kirletmiş, bozmuş, yok etmiştir. Zamanında verilen yürütmeyi durdurma karları yanlışlardan dönülmesini sağlamıştır. Buna pek çok örnek verilebilir. Benim ilk aklıma gelen olumlu örnek İzmir-Konak Meydanı’nda yapılmak istenen Galeria AVM projesinin durdurulmasıdır. İzmir’in halen Konak Meydanı varsa, o karar sayesindedir. Buradan Türkiye’yi ilk çevre davaları ile tanıştıran İzmir Çevre Hareketi Avukatları’nı da anmak isterim. Kötü örnek olarak da halen davası devam eden Allianoi’nin üzerinin kumla örtülüp suya gömülmesidir. Davaları halen sürüyor, bilirkişilerin çoğunluğu “bu bir koruma değil” dedi, ama yargılama sonucu beklenmeden iki bin yıllık insanlığın ortak kültür mirası suya gömüldü bile. Davaların sonunda, Allianoi yararına çıkaracak kararın ne anlama geleceğini varın siz değerlendirin, bu komediyi çocuklarımıza nasıl anlatacağımızı düşünün. Örnekleri çoğaltabilirsiniz.

Sözün özü; tasarıda öngörülen değişiklik, yürütmeyi durdurma kararlarının davanın açılmasından sonra en erken 2 ay sonra verilebilmesi sonucunu doğuracak, dava açılıncaya kadar geçen süreyle birlikte en az 3-4 aylık korumasız bir dönem oluşmaktadır. Günümüzde teknolojinin geldiği boyut dikkate alındığından bu süre içinde için pek çok iş bitirilebilir. İş işten geçtikten sonra verilecek yargı kararları, dava dosyalarını süslemekten başka işe yaramayacaktır. “Yıkım ve sınır dışı etme gibi uygulanmakla etkisi tükenecek nitelikteki idari işlemler bakımından savunma alındıktan sonra yeniden bir karar verilinceye kadar geçici olarak yürütmenin durdurulmasına karar verilebilecek” oluşacak büyük yıkımı önleyemeyecek, o yıkımın altında kalacaktır.

Şimdi bu değişiklik “reform” mudur, yoksa var olan güvencelerin ‘deform’e edilmesi midir? ‘Reform’sa kimin yararınadır? Varın siz karar verin.


Arif Ali CANGI

05.02.2012

Son Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2012 21:50

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
       Facebook'ta Paylaş       
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

REKLAM
Konaklama
Firuz Kutal
12 EYLÜL 2010 REFERANDUM SONUÇLARI
Son Fotoğraf
Krakow 2009 - Pervin Mısırlıoğlu E. Yarışmalarım... - Firuz Kutal İzmirizmir.Net 3 Yaşında! Küba-Gönül İlhan/20.03.2011 Musiki Mecmuası Serap Eroğlu Atala Berlin 09 - Pervin Mısırlıoğlu E. 41 İzmirizmir.Net 3 Yaşında! 1 Mayıs 2012, İzmir
Üye İstatistikleri
Son Üye gokhanyilmaz
Toplam 2108 Üye
Üye Girişi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Üye Ol / Şifremi Unuttum
Spiritüalİzmir
KONUK DEFTERİ
Konuk Defteri