Almanya'da Türk-Yahudi dostluğu

07 Şubat 2007 10:39  

 

Almanya'da Türk-Yahudi dostluğu

k-Yahudi dostluğu Nazi rejiminden kaçan Yahudilere kapıların açılmasıyla pekişti


50 kadar kadın ve erkek Sinagog'da oturmuş, merakla öndeki genç hukukçu ve yazar Marc Simon'un anlattıklarını dinliyor.



26 yaşındaki Marc Simon, merkezi Köln'de bulunan Ülkümen-Sarfati Toplumu adlı Türk-Yahudi dostluk derneğinin başkanı. Dernek, Bonn'daki Sinagog'daki gibi toplantılar düzenleyerek, tarihten günümüze Türk-Yahudi dostluğunu anlatıyor.



Derneğin adı nereden geliyor?



Ülkümen-Sarfati Toplumu derneğinin başkanı Marc Simon şunları söylüyor: "Derneğimize adını veren sayın Selahattin Ülkümen, 1943 yılında Naziler Rodos adasındaki Yahudileri götürmek için geldiğinde onlara Türk pasaportu çıkararak bunu engelleyen, oradaki Türk büyükelçisidir. Adada yaşayan 42 Yahudi'nin hayatını kurtarmıştır. İtzhak Sarfati ise, 1492'de Edirne'de görev yapan Yahudi bir din adamıdır ve o tarihte Yahudiler Avrupa'dan sürülürken, "Osmanlı'da inanç özgürlüğü var" çağrısı yaparak onların Anadolu'ya gelmesine vesile olmuştur."



Tarih kitaplarının yazmadığı dostluk



Ülkümen-Sarfati Toplumu 20 kadar Türk ve Yahudi genci tarafından 2004 yılında Köln'de kurulmuş. Çocukluklarından beri tanışan ve iyi anlaşan bu gençler, büyüdükçe, tarihe daha fazla ilgi duymuş ve bugün hakim olan yargının aksine Türklerle Yahudilerin geçmişte iyi anlaştıkları sonucuna varmış. Buna 1492'de engizisyondan, 2. Dünya Savaşı'nda da Nazilerden kaçan Yahudilere Anadolu insanının kucak açmasını örnek veriyorlar. Ülkümen-Sarfati Toplumu, tarih kitaplarında pek de yer almayan bu yakınlığı anlatmak, karşılıklı önyargıları yıkmak ve günümüzde yeniden canlandırmak için faaliyet yürüten bir dernek.



Gençleri biraraya getiriyorlar



Kurucu üyelerden Yasemin Önel, Yahudilerle Türkler ya da Müslümanlar arasında dini ve kültürel benzerlikler olduğuna dikkat çekiyor. Yasemin Önel sözlerini şöyle sürdürüyor:



"Ama maalesef günlük hayatında pek fazla karşılaşma fırsatı bulamadıkları için bu benzerlikleri tanımıyorlar, bilmiyorlar. Buna karşı bir şey yapmamız gerek diye düşündük ve o yüzden özellikle gençleri biraraya getirip kültürel faaliyetler yaparak, müzik ya da dans gibi Türk halk oyunu olsun, Yahudi müzikler olsun bunları biraraya getirerek, istiyoruz ki gençler bir ilgi duysun ve belki bu müziği duyduktan sonra düşünmeye başlasınlar. Belki de daha fazla ilgi duyarak, belki kendileri de araştırmaya başlarlar ve umumi önyargıları azalır diye düşündük."



"Türkler?de düşmanlık yoktu"



Ülkümen-Sarfati Derneğinin düzenlediği toplantılara, fırsat buldukça katılanlardan biri de Jack Joseph. 72 yaşındaki Joseph İzmir'de doğmuş. Ataları Ortaçağ'da İspanya'dan Anadolu'ya göçen Yahudilerden olduğu için çocukluğu evde İspanyolca, okulda Türkçe konuşarak geçmiş. Jack Joseph şunları anlatıyor:



"Biz İzmir'de Namazgah'da oturuyorduk. Orada çok Yahudiler yaşıyordu, İstiklal caddesi, kendi evimiz vardı orda. Cumartesi günü Yahudilerin bayramı, şabat, Cumartesi akşamı bu caddede çok patiseri, lokantalar vardı, pahalı değildi, ama çok güzeldi Avrupa gibiydi. Bütün sokak hep Yahudilerle doluydu, genç kızlardı, genç erkeklerdi. Çok güzeldi. Türkler fena birşey yapmadılar, düşmanlık yoktu."



Jack Joseph liseye devam ederken bir yandan da sigorta acentası olan babasının yanında çalışmış. 15 yaşına geldiğindeyse biriktirdiği para ile biletini almış, ailesini ve kalbinin bir köşesini İzmir'de bırakarak, o zamanlar yeni kurulmuş olan İsrail'e göç etmiş. Jack Joseph, "Hatırlıyorum Demir Hisar vapuru idi, 5 gün yoldaydık, yol esas olarak 2 gün tutar, ama ufak bir vapur olduğu için sürdü" sözleriyle anılarını sürdürüyor.



İzmir özlemi



Jack Joseph, İsrail'de öğrenimini tamamlamış ve çalışmaya başlamış. 26 yaşına geldiğinde İsrail'e tatile gelen şimdiki eşini tanımış ve onun peşine takılıp Almanya'ya yerleşmiş. Köln'de Ford fabrikasında Türk işçilere tercümanlık yapmış ve 10 yıl önce de emekliye ayrılmış. Jack Joseph hala 2 yılda bir Türkiye'ye gidiyor ve İzmir'de oturan ablasını ve çocukluk arkadaşlarını ziyaret ediyor. Özlediğinde ise albümleri açıp hasret gideriyor ve onun deyimi ile "paslanmış Türkçe'sini yağlıyor"...



Jack Joseph, "Mesela bu resim 1948'de çekilmiş. Benim 2. ablam 1 sene sonra evlenmişti. Bu resmi yaptıktan sonra benim ablam ve ağabeyim, bir gençlik grubuyla, bir yahudi grubuyla İsrail'e gitmişlerdi" diyor.



Tatlıses'in İsrail konseri



Jack Joseph gibi kökleri Avrupa'ya dayanan yüzbinlerce Yahudi'nin hikayesini geniş kitlelere aktarmak isteyen Ülkümen-Sarfati Toplumu Bonn'daki gecede bunu başarmışa benziyor. Marc Simon, katılımcılara İbrahim Tatlıses'in Telaviv konserinin hınca hınç dolu olduğunu ve binlerce kişinin İbo'nun türkülerini ezbere söylediğini anlatınca herkes şaşırıyor. Ama Simon "şaşırmayın" diyor ve İsrail"de 200 binden fazla Türkiye kökenli Yahudinin yaşadığını aktarıyor. Peki toplantıya katılanlar Türk-Yahudi yakınlığını bu toplantıdan önce de tanıyor muydu?



Bir katılımcı, "Bir çok şeyi biliyordum, çoğunu diyebilirim, %90'ını. Ben Türkiye'de okudum, lisede Osmanlının Sultan Beyazıt'ın o kadar Yahudiyi İspanya'nın zulmünden kurtardığını" diyor. Bir başkası, "Türk-Yahudi dostluğunun tarihi yanını bilmiyordum, hayli ilginç buldum. Bir de bu dostluğu anlatmayı ve geliştirmeyi amaç edinen bu derneğin varlığını öğrendim, o da ilginçti" diye konuşuyor.



Elmas Topçu / DW

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0