İSABETSİZ EVLİLİKLER

12 Ocak 2019 10:38 / 848 kez okundu!

 

 

Bir arkadaşım tanışma ortamlarında eşini her defasında  “hasbelkader eşim” diye tanıtıyordu. Görüntü olarak da birbirlerine hiç uymuyorlardı. ‘A aa bunlar eş mi’ dedirtecek kadar vardı yani. Merak etmiştim hikayelerini.

 

****

 

İSABETSİZ EVLİLİKLER

 

Bir arkadaşım tanışma ortamlarında eşini her defasında  “hasbelkader eşim” diye tanıtıyordu. Görüntü olarak da birbirlerine hiç uymuyorlardı. ‘A aa bunlar eş mi’ dedirtecek kadar vardı yani. Merak etmiştim hikayelerini.

Çatışmaların çok yoğun olduğu dönemlerde Güneydoğu’nun küçük bir ilçesinde öğretmenlermiş. Bir akşam arkadaşlarının evlerinde sohbet halinde çaylarını içerlerken aniden başlayan silah sesleriyle ortalık cehenneme dönmüş. Salonda bulunanlar can havliyle kendilerini yerlere atarlarken yan yana oturmakta olan karşı cins iki genç öğretmen de can korkusuyla birbirlerine sıkıca sarılıp koltuğun dibine yatmışlar. Gecenin sessizliğini hoyratça yırtan kurşunlar havalarda uçuştukça iki genç öğretmen birbirlerine daha da sokulup nefes nefese, koyun koyuna onlarca dakika vücutlarının ısısını birbirlerine vererek ölüm kalım çizgisinde gidip gelmişler. Neyse ki kimseye bir şey olmamış, ortalık sakinleşince evlerine dağılmışlar.

İki genç öğretmenin ertesi gün çalıştıkları okulda, ilk karşılaşma anında göz göze geldiklerinde hafif tebessümle ve aynı anda “çatışma güzeldi” demeleri evlilik kararları olmuş ve iki yıl kadar daha evli olarak çalışmışlar oralarda.

Can korkusuyla geçen yılların ardından Ege sahiline yerleşen çiftin üzerindeki korku bulutu dağılınca kendilerini bir anda boşlukta hissetmeye başlıyorlar. Zira onları sıkı sıkıya birbirlerine sarmaş dolaş edecek kurucu ve sürükleyici neden yoktur artık. Herkes rahat, isteyen sabahlara kadar sokaklarda, eğlence mekânlarında… ne kurşunlar, ne can korkusu… Dolayısıyla çok geçmeden ‘hasbelkader evlilik’ dedikleri evliliklerini birlikte sorgulamaya başlıyorlar ve evliliklerinin yürümeyeceği kanaatine varıp evliliklerini sonlandırıyorlar. Neyse ki o ‘hasbelkader evlilik’ ten adları muhtemelen  “Kurşun” veya “Kader” olabilecek ‘hasbelkader çocuk’ olmuyor.                     

Şüphesiz ki bütün isabetsiz evlilik kararları bu tarz olağan dışı ruh haliyle verilmiş değildir. Aşık olunmuştur, sevgi yakınlaştırmıştır, mal-mülk para neden olmuştur, aileler zorlamıştır, ideolojik birliktelik ağır basmıştır, statüye hayran olunmuştur,  mezhepsel tutku öne çıkmıştır, yalnızlık cana tak etmiştir, olumsuz aile ortamından kaçmak çıkış yolu olarak görülmüştür…

İlk bakışta doğruymuş gibi algılayabildiğimiz evliliğin dayandırıldığı kurucu ve sürükleyici nedenlerinin bir süre sonra zayıflaması veya ortadan kalkmasıyla özellikle ilk beş yılda yoğun boşanmalara tanık olduğumuz acı bir gerçektir. Ve bu boşanmalarla birlikte hiçbir suçları olmadığı halde çocuklar başta olmak üzere  hayatlar yaralanmaktadır. Hafif yaralılar hayata tutunmayı başarma şansına sahipken ağır yaralılar yaşama yenik düşme korkusunu hep içlerinde taşımışlardır.

Demek ki bu ‘haklı nedenli’ evlilik kararlarında da isabetsizlikler vardır. Mesela aşık olarak evlenenlerin her şeyin bir ömrü olduğu gibi aşkın da süresiz olmadığını bilmeleri gerekmektedir. Şair Cemal Süreya “Aşkın ömrü on sekiz aydır” diyerek aşka bir buçuk yıl ömür biçerken, Fransız yazar Frédéric Beigbeder “Aşkın Ömrü Üç Yıldır” kitabıyla biraz daha iyimser olmuştu. Dolayısıyla aşk temeline dayalı evlilikler aşk bittiğinde çatırdamaya başlar. Eğer o zamana kadar başka sürükleyici bir neden bulunamamışsa o evliliğin sadece geçmiş aşk günlerinin hatırına yürümesi çok zordur.  Zira aşk uykusundan çıkılmış, gerçek hayatın içine girilmiştir.

12 Eylülden önce ideolojik evlilikler çok yaygındı. Özellikle sol kesimde herkes kendi fraksiyonundan biriyle, ülkücüler kendi ülküdaşlarıyla… evlilikler yapıyorlardı. Bu arada “bacı” kavramının oldukça revaçta olduğu 70’li yıllar katı disiplinli, flörtün, karşı cinsle duygusal arkadaşlıkların yasak olduğu yıllardı. Günümüzde gayet normal karşılanan insani davranışlar o zamanlar “lümpenlik” diye adlandırılarak aşağılanıyordu. Kurallara uymayanlar şiddet görüyordu. Dolayısıyla gençlerin birbirlerini iyi tanıma ortamları da çok iyi değildi. İdeolojik evlilik kararları bu şartlarda veriliyordu, ancak her şeye rağmen başlangıçta her şey çok da güzel görünüyordu. Evlilikler yürüyordu, çocuklarının isimlerini de Eylem, Devrim, Öncü, Asena… koyuyorlardı. Ancak gün geldi askeri faşist darbe o evlilikleri de sarstı. Darbeden sonra ortalıkta fraksiyon vb. kalmayınca ideolojik evliliklerin kurucu ve sürükleyici zemini de yok oldu. Boşananlar kervanına yenileri katıldı.

Mezhepsel nedene dayalı evlilikler de bir zaman sonra anlamını yitirebiliyor. Bireylerin evlilik süreciyle birlikte gerek çevre değişikliği, gerek olaylar, araştırmalar vb. nedenlerle kişilik ve anlayış değişimine uğramaları evliliklerinin kurucu ve sürükleyici nedenini sorgulamalarına yol açabiliyor.

Mal-mülk para, kariyer, aile zorlaması, yalnızlık,  evden kaçma… nedenlerle yapılan evliliklerde de kurucu neden anlamsızlaştığında yine boşanmalarla karşılaşabiliyoruz.

Tabii bu arada içki masalarında ‘iyi kafalarla’ verilen evlilik kararlarının da hakkını yemeyelim. Genelde en hızlı ve an az süren evlilikler. Aslında alkolün etkisi geçtiğinde verilen kararın yanlışlığı çoğunlukla bilinmektedir, ancak ‘verilmiş söz sözdür’ misali karardan dönülmeyip hayatın akışına bırakmak daha çok tercih ediliyor.

Ayrıca bütün bunların dışında toplumsal değişimin, metropollere göçlerin, çalışma hayatında kadın sayısının artması, eşlerin işleri gereği uzak kentlerde çalışmaları, farklı kültür ortamlarına giriş, ekonomik, siyasi, sosyal statülerde beklenmedik ani değişimler de evlilikleri zora sokan nedenler arasındadır. Mesela bir inşaat işçisiyle evlilik yapan masum bir köylü kadının günün birinde eşinin büyük bir müteahhit olup metresler edineceğini tahmin etmesi çok zordur.

Peki, hangi kararlar isabetlidir?

Sosyolojik bulgular genelde ‘sinerjik evlilik’ dedikleri evlilik kararlarının daha isabetli ve daha uzun ömürlü olduğunu söylemektedir. Sinerjik evliliklerde dayanışmayla birlikte eşler birbirlerine güç katmakta, bir anlamda birbirlerini tamamlamaktadırlar. Birbirlerine verecekleri ve birbirlerinden alacakları şeyler vardır. Çiftlerde öğrenme ve kendini geliştirme isteği devam ettiği sürece birbirlerine ihtiyaç duyma halleri de devam edecektir. Mesela aynı branştan iki akademisyenin, organik tarım tutkunu iki insanın, dağlarda koyunlarla yaşamak isteyen iki çobanın… Evliliklerinde daha çok dayanışma vardır.

Ancak bunlarla birlikte eşlerin fiziki, kültürel, maddi, zevk, hobi, dünya görüşü vb. uygunlukları da göz ardı edilmemesi gereken önemli bir durumdur. Aksi takdirde evliliklerinde ne kadar sinerji olsa da “A aa bunlar karı-koca mı, bu onun karısı mı, o bunun kocası mı” sorularına uzun süre direnemeyeceklerdir.

Bütün bunlarla birlikte çiftlerin çocukluktan, aileden, eğitimlerinden gelen kişilik modelinin evliliğin ilk yıllarında değişime uğraması sonucu edinecekleri (birbirlerine yakın) yeni kişilik modeli konusundaki başarıları da evlilikte belirleyici bir durumdur. O nedenle evliliği Katolik dönemden kalma katı disiplin kurallarıyla yürütmenin günümüzde çok zor olduğu bilinmelidir. Evliliği sevgi ve arkadaşlık temelinde karşılıklı hoşgörüyle sorunlarını tartışma yoluyla çözmeyi tercih edenlerin, ‘aman evliliğimize bir şey olmasın’ deyip içine atanlardan çok daha sağlıklı ve çok daha başarılı oldukları unutulmamalıdır.

 

Ahmet OĞUZ

12.01.2019, Kuşadası

 

Son Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2019 12:37

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.