DENK PARTİSİ / 4

18 Mayıs 2020 09:57 / 635 kez okundu!

 

 

"DENK, Türkiyeli seçmenler arasında Kuzu ve Öztürk ün kişiliğinde somutlaşmıştır. Kuzu ve Öztürk’ün yeniden aday olmaması veya DENK’ten ayrılmaları durumunda DENK partisinin yeniden meclise seçilme ihtimali çok zayıf görünüyor... DENK partisi milletvekillerine yapılan muamele tablosunda Hollanda’nın gerçek ve yabancıları eşit kabul etmeyen yüzünü okumak mümkündür... Tüm bunlara rağmen Kuzu ve Öztürk bir an olsun bile meclisteki mücadelelerinde boyun eğmediler. Belki çok kişiyi şaşırtan gerçeklerden birisi de budur"

 

 

***

DENK PARTİSİ / 4

 

DENK, Kuzu ve Öztürk olmadan bir daha meclise seçilebilir mi?

DENK, Türkiyeli seçmenler arasında Kuzu ve Öztürk ün kişiliğinde somutlaşmıştır. Kuzu ve Öztürk’ün yeniden aday olmaması veya DENK’ten ayrılmaları durumunda DENK partisinin yeniden meclise seçilme ihtimali çok zayıf görünüyor. Hollanda nüfusu 17.400.000 milyon kişiden oluşuyor. Toplam yüzde 24,4 ü göçmen ve bu 4.245.919 kişiye tekabül ediyor.

Bu rakamın yüzde 50’si Batı Avrupa dışından gelmektedir. Hollanda’da yaklaşık yüzde 5 oranında müslüman yaşamaktadır. Bu yaklaşık bir milyon kişiye denk gelmektedir. Toplam müslüman popülasyonun ortalama yüzde 25’i, yani ortalama 250.000 kişi muhafazakar sayılmaktadır. Hollanda’daki muhafazakar Türkiyelilerin oylarını, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alınan oylara göre değerlendirecek olursak çıkan tablo şöyledir.

264.000 seçmen. Seçimlere katılımın yüzde 46 oranında gerçekleştiğini kabul edecek olursak bu 121.440 oya tekabul etmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu oyların yüzde 72’sini, yani 87.436 civarında oy almıştı. DENK, Kuzu ve Öztürk ün oylarını beraber sayacak olursak Türklerden 120.000 oy almıştır. Faslı milletvekili 62.000 oy almıştı. Toplam yaklaşık 216.000 oy alarak meclise seçilmişti. DENK ekseriyetle muhafazakar oyları almış durumdadır.

Bu kavgalı durumdan sonra DENK partisinin Kuzu ve Öztürk olmadan Azarkan’ın önderliğinde Türklerden ne derece oy alınabileceği ciddi bir tereddüt konusudur.

 

DENK göçmenler için yeni bir umut

DENK Hollanda’da göçmenlerin karar mercilerinde etkin bir rol alabilmeleri için umut verici yeni bir yoldu. Ayrı ve bağımsız siyasi partiler yoluyla siyasi katılımın yolu tıkanırsa göçmenler asimilasyoncu siyasi katılım modeline mahkûm kalacaktır. Kuzu ve Öztürk zaten asimilasyoncu katılım modeli yoluyla PvdA milletvekili seçilmişlerdi. Asimilasyoncu modelin iflası üzerine DENK kuruldu.

Hollandalı siyasi partiler göçmenlere tam eşitlik ve demokrasi temelinde siyasi katılım fırsatı tanımadıkları sürece DENK’ın açtığı yolda ilerlemek lüks değil, bir zarurettir. Bunu doğru kavramak için azınlıklar, ırkçılık, demokrasi ve Hollanda göçmenlik gerçeğine, alışılandan daha farklı bir perspektifle bakmak gerektiğine inanıyorum.

 

Çoğunluk, azınlık haklarını koruduğu ölçüde demokrat ve baskıcılığı derecesinde anti demokratiktir

Azınlıkların haklarının çoğunluk tarafından sağlanması, korunması söz konusu ülkede demokrasinin boyutunu, demokrasinin ne denli mevcut olduğunun önemli bir kıstası ve gerekliliğidir. Bu bağlamda bir ülkenin hükümetinin ne denli muhalefeti ciddiye aldığı ve önerilerini önemsediği iyi izlenmelidir. Azınlıkların kurmuş olduğu örgütlerin ciddiye alınışı ve toplumsal muhalif kuruluş ve organizasyonların varlığı ve önemsenmesi çok önemli hususlardır. Muhalefetin, azınlık guruplarının organizasyonlarının ve haklarının ciddiye alınmama derecesi ve muhaliflerle azınlıklara yapılan baskıların oranı söz konusu ülkedeki anti demokratik uygulamaların boyutu gösterir. Hollanda bu hususta göçmenlere ve özelde müslümanlara yönelik sınıfta kaldığı için DENK bu ortamda doğal olarak oluştu ve bir gereklilik haline geldi.

 

Hollanda basınının iki yüzlü oluş gerçeği ve DENK

Burjuva demokrasilerinin hâkim olduğu batı avrupa ülkelerinde basının paradoksal bir rolü vardır. Bir taraftan düşünce ve basın özgürlüğü kapsamında toplumda mevcut bütün düşüncelere yer vermek şeklindeki demokratik rol; diğer taraftan alışılanın dışındaki fikirler ve örgütlenmeleri marjinalleştirmek, toplumsal baskıya maruz bırakmak, karalamak ve toplumsal desteğini sıfırlamaya dönük hâkim güçler tarafından anti demokratik bir baskı silahı olarak kullanılması. Bu nokta Hollanda basının bağımsız bir basın olma noktasından kaydığı ve anti propaganda aracı olarak işlev görmeye başladığı nokta sayılır. Muhalifler hapse atılmamaktadır belki, çok kolay faili meçhul kurbanı edilmemektedir ancak basın aracılığıyla toplumsal anlamda etkisiz hale getirmek ve marjinalleştirmek Hollanda basını açısından gelenek haline gelmiştir. Basın bu hususta bir demokrasi aracı olarak işlev görmek yerine anti demokratik baskı aracı olarak işlev görmektedir. Hollanda basınından bu doğrultuda sayısız önek vermek mümkündür. Literatürde basının bu işlevine lağım gazeteciliği veya kanalizasyon gazeteciliği denilir.

 

Hollanda basınının karanlık yüzü

DENK iki Türk milletvekiliyle varlığını ortaya koymaya başladığı ilk günden itibaren ve sürekli Hollanda basının bu karanlık ve anti demokratik yüzüyle karşılaştı. DENK ve milletvekillerini demonize (demonesering: şeytan gibi göstermek) etmek için her yol ve yöntem izlendi ve hiç bir zaman DENK’e eşit fırsat tanınmadı. Bütün göçmenlere yönelik ayrımcılık ve haksızlıklar, DENK’in milletvekillerinin şahsında somutlaştı.

 

Amaç göçmenleri, öz kimliklerini güçlendirmeleri yerine asimile edip tümüyle eritmektir

Genelde göçmenlere ve özelde müslümanlara yönelik uygulamalarda derin sömürgeci zihniyetin ürünü olan böl ve yönet uygulamaları geçerlidir. Bunlar da göçmenleri kriminalize ederek devlet aygıtlarında etkin bir yere gelmelerini engellemek; çocuk yaşta göçmen çocuklarını pişkince alt-düzeyli eğitim yoluna yönlendirmek ve bu yolla göçmenlerin toplumda eğitim yoluyla etkin pozisyonlara gelmelerini engellemek; göçmenleri sürekli ırkçı ve ayrımcı uygulamalara maruz bırakarak kendinden emin olmayan kompleksli bir göçmen topluluğu yaratmak; göçmenlerin geleneksel örf ve adetlerini ve de tarihlerini sürekli olumsuz bir porofil olarak göçmen gençlerine empoze edip, gençleri kendi öz kültürlerinden utanır hale getirmek ve gençlere asimilasyon yolunun, yani elden geldiğince Hollandalılara benzemeye çalışmanın, tek kurtuluş yolu olduğunu empoze etmek biçiminde yaşama geçiriliyor… Bu ve benzeri yöntemlerle uygulanan uzun vadeli politikalar Hollanda toplumunda mevcut olan çok önemli bir baskı yoludur.

 

“Siyah deri beyaz maske”

Hollanda’nın eski sömürge ülkelerinden gelen nice insan Hint veya zenci görünümlü olmasına rağmen kendini Hollandalı zannederken, Hollandalı toplum onları hiç bir zaman Hollandalı kabul etmemekte ve her türlü ırkçı uygulamaya ve ayrımcılığa maruz bırakmaktadır. Bu da bir çeşit beynin kolonize edilmesidir. Sömürge ülkeleri, resmi olarak sömürge ülkesi olmasa da, o ülkelerin halkları Hollanda tarafından beyinsel olarak sömürgeleştirilmiştir. Söz konusu sömürge ülkelerinde bu fenomene karşı sürekli gelişen ‘beynin dekolonize edilmesi’ belgisiyle ortaya çıkan yeni bir bilinçlenme hareketi vardır.

Sömürgecilik psikolojisini araştıran, inceleyip analiz eden Frantz Fanon, “Siyah Deri Beyaz Maske” adlı kitabında; kültürleri, bilgi sistemleri ve var olma tarzları alaya alınan, şeytan gibi gösterilen, aşağı ve akıldışı sayılan, aşağılık kompleksi sistematik bir şekilde kendilerine aşılanmış sömürülenlerin, nasıl sonunda zulmedicilerini taklit eder hale geldiğini ele alır.

 

Wilders ve melez ‘indo’ lar

Hollanda toplumunun göçmenlere yönelik asimilasyon politikaları bu derin sömürgeci zihniyet ve deneyimlerin üzerine bina edilmiş bir politikadır. Sömürge ülkeleri halklarına yönelik başarıyla uygulanmış asimilasyon politikaları bugün Türkiyeli ve diğer göçmen gurupları üzerinde de uygulanmaktadır. Hollanda meclisindeki aşırı sağcı ve müslüman düşmanı PVV lideri Wilders, bu asimilasyon politikasının somut bir ürünüdür. Wilders bir Endonezya melezidir ve kökeni Hollandalı değildir.

Endonezya, Hollanda sömürgesi bir ülke iken Avrupalı sömürgecilerin Endonezyalı kadınlarla yaşadıkları münasebetler sonucu melez topluluk oluşmuştur. Üç yüz yıllık süre boyunca bu topluluğun sayısı yaklaşık 300 bine ulaşmıştır. Hollanda’da bu guruba ‘indo’ lakabı takılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Endonezya Japonya’nın işgali altında kalmıştı ve bu süreçte Japonlarla da karışım olmuştur.

 

Kraldan daha kralcı

Endonezya bağımsızlık hareketi ve Endonezya halkı bu üç yüz kişilik topluluğu sömürgeci Hollanda devletinin bir uzantısı olarak gördüğü için bağımsızlıktan sonra Endonezya’da kalmaları mümkün değildi ve bu sebeple Hollanda’ya getirildiler. Hollanda’ya getirildiklerinde kendilerine “Hollanda’ya asimile olacaksınız ve Hollandalı olacaksınız” denildi. Bugünün Wilders’ı kraldan daha çok kralcı kesilerek Hollandalı ırkçı milliyetçiliği yapar duruma gelmiş ve sözde ‘Hollandalıları müslümanlardan kurtarmak için bir haçlı seferi’ başlatmıştır.

Hollanda toplumunun asimilasyon politikalarıyla yaratmak istedikleri model Wilders modelidir. Wilders, tip olarak Asyalı sarı ırk görünümlü, saçlarını sarıya boyamış “çakma” bir Hollandalı. Uyum ve etegrasyon tartışmalarında Hollandalıların ‘indo’ ları sıkça olumlu bir örnek olarak gösterdiklerini de hatırlatayım...

 

11 Eylül 2001, ikiz kulelerin vurulmasından sonra İslamofobi patlaması

Hollanda dahil bütün batı emperyalizmi, Sovyetler Birliği’nden sonra İslam’ı adeta dış düşman ilan etmişçesine bir küresel politika izledi ve müslümanların terörle özdeşleştirilir hale gelmesi sağlandı. Zaten ezelden beri Arap’lara, Türk’lere ve genel anlamda müslümanlara karşı kökeni bin yıl öncesine giden önyargılar ve düşmanlık tohumları batı Avrupa ülkelerinde mevcuttu. 11 Eylül 2011 terör eylemiyle birlikte uyuyan düşman olan İslamofobi hızlı bir şekilde uyandırıldı.

 

İslamofobi ve Nazizmin sentezlenişi

Üstün Alman ırkı düşüncesine sahip kafatasçı Nazizm ideolojisi, yirminci yüzyılda oklarını Yahudilere yönlendirmiş ve İkinci Dünya Harbi arifesinde milyonlarca Yahudiyi soykırıma maruz bırakmıştır. Bugün ise söz konusu beyaz ırk zihniyeti ve siyasi örgütlenmeleri hedef alarak oklarını Yahudiler yerine Müslümanlara yöneltmiş durumdadır. Müslümanlara ve İslam’a kim daha fazla karşı ve olumsuz söylemde bulunursa beyaz ırk mensuplarından alacağı oylar o oranda artacaktır. Hollanda meclisinde aşırı sağcı geleneğine uygun çizgi üzerinde yürüyen iki siyasi parti, Wilders’in partisi PVV ve Form voor Democratie partisi temsil edilmektedir. Ancak diğer siyasi partiler de göçmenler ve müslümanlar hakkında yer yer sert açıklamalarda bulunarak İslamofobi atmosferinden istifade ederek oy potansiyellerini arttırmaya çalışmaktadırlar. Antisemitizmin yerini islamofobi almış durumdadır. Müslümanlara ve İslamiyete hakaret etmek artık çok doğal karşılanmaktadır. Bu hususta kamuoyunu sıcak tutmak için ‘radikal islam’ kisvesi altında bazı kişi ve dosyalar temcit pilavı gibi aralıklarla kamuoyunun gündeminde sunulmaktadır. Hollanda’nın bütün siyasi partileri İslamofobiden siyasi rant sağlamaktadır.

Küresel düzeyde güncel olan İslami Cihad olgusu da Hollanda özelinde etkisini göstermekte ve devletin, terörle mücadele şubelerinin ilgi alanını teşkil etmektedir. DENK’e yönelik bütün yaklaşımlar İslamofobi ve Nazizm sentezli zihniyetin kapsamında ele alınmalıdır.

 

Beyaz ırk toplumlarında siyah ırk, sarı ırk, Asyalı ve müslüman azınlıkların tarihsel perspektifi

Hollanda beyaz ırkın hâkim olduğu bir toplumdur. Beyaz ırka mensup olmayan azınlıkların ve müslümanların baskı, sömürü, eziyet gördükleri ve tarihlerinin mücadelelerle dolu olduğu birçok beyaz ırk toplumu ve ülke mevcuttur. Bu ülkelerde yaşayan siyahlar ve çoğunla beyaz ırka mensup olmayan müslümanlar bu toplumlarda eşit bir vatandaş olarak var olma mücadeleleri vererek tarih yazmışlardır. Zihin ufkunu genişleterek Hollanda’nın somut durumunu değerlendirebilmek için Amerika’daki beyaz ırka mensup olmayan azınlıkların verdikleri eşitlik ve eşit haklar mücadelelerini irdelemeyi öneririm,

 

Hollanda meclisinde DENK hareketine çifte standart

DENK partisi milletvekilleri Hollanda meclisinde bir göçmenin veya bir azınlık mensubu zencinin micro düzeyde yaşadığı ırkçı ve ayrımcı uygulamaların aynısını teşkil eden uygulamalarla karşı karşıya kalmışlardır.

Bütün Hollandalı siyasi partiler kendi aralarında çok derin farklılıklar ve çelişkiler yaşıyor olmasına rağmen mesele DENK ve özellikle iki Türk milletvekili olduğunda, mecliste genellikle DENK’in karşısında hepsi tek gövde ve tek yumruk oluyorlar.

Hollandalı siyasi partiler, sürekli Fas asıllı meclis başkanı bayan Aribe’nin DENK milletvekillerin sözlerini kesmesine, konuşurlarken mikrofonu kapattırmasına ve sürekli sözlerine olumsuz müdahale edilmesi şeklindeki engelleyici eylemlere destek vermektedirler.

Örneğin DENK milletvekili herhangi bir siyasi parti milletvekiline eleştiri getirdiğinde bütün Hollandalı siyasi partiler birlik olup o milletvekilini destekliyor. Ancak PVV, yani yabancı ve müslüman düşmanı Wilders’ın partisi adına bir milletvekili DENK partisini “müslümanların Hollanda meclisindeki sızması” olarak nitelediğinde herkes susuyor ve istisnalar hariç hiç kimse PVV’yi bu sözlerinden dolayı eleştirmiyor.

DENK partisi milletvekillerine yapılan muamele tablosunda Hollanda’nın gerçek ve yabancıları eşit kabul etmeyen yüzünü okumak mümkündür...

Tüm bunlara rağmen Kuzu ve Öztürk bir an olsun bile meclisteki mücadelelerinde boyun eğmediler.

Belki çok kişiyi şaşırtan gerçeklerden birisi de budur.

 

Ahmet DAŞKAPAN

4 Mayıs 2020

(Devam edecek)

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.