DENK PARTİSİ / 1

04 Mayıs 2020 13:29 / 527 kez okundu!

 

 

“Göçmenler, kendilerine özgü bağımsız siyasi partileri aracılığıyla mı Hollanda meclislerinde temsil edilmeli yoksa mevcut Hollanda siyasi partilerine üye olup o partiler yoluyla mı siyasi katılımlarını organize etmelidir?”

Hollanda’dan Ahmet Daskapan, 35 yıllık deneyimiyle şu soruya bir kaç bölümlük yazıyla yanıt arıyor ve diyor ki: "Hollanda'nın tüm siyasi partileri ve basınıyla kavgalı iken, son dönemde parti içi kavgalarla da gündeme gelen DENK, göçmenlerin emansipasyonu (uyumu) açısından Hollanda'da tarih yazdı."

 

***

DENK PARTİSİ / 1

 

“Persona nona grata”

Hollanda parlamentosunda göçmenler partisi konumunda olan DENK partisinin kurucu üyleri Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk hem Hollanda parlamentosunda hem de Hollanda basınında istenmeyen şahsiyetler olarak muamele görüyor.

Kuzu ve Öztürk 2014 yılında Hollandanın sosyal demokrat partisi PvdA’dan ihraç edildikten sonra kendi bağımsız siyasi partilerini kurdular ve 2017 genel seçimlerinde üç sandelyeyle parlamentoya yeniden seçildiler. Üçüncü milletvekili olarak Fas asıllı Farid Azarkan seçildi ve Kuzu‘nun başkanlığında üçlü bir meclis gurubu oluşturdular. Öztürk, milletvekilliğinin yanısıra, Hollanda’daki geleneğin tersine, parti başkanı da oldu. Hollanda siyasi sisteminde parti başkanı ile partinin siyasi lideri farklı kişilerden oluşur. Meclis gurubu başkanı siyasi lider kabul edilir ve parti başkanı parti organizasyonundan sorumlu parti lideridir.

 

Çelişkiler Yumağı

2014 yılında başlayan çelişkilerle dolu bir serüven. Daha sonraki yıllarda adım adım derinleşen çelişkiler, parlamentoda temsil edilen diğer bütün siyasi partilerle sürekli gündeme oturan karşılıklı sert eleştiriler, sert konuşmalar, sert suçlamalar ve özellikle Fas asıllı parlamento başkanı bayan Arible ile cereyan eden sözlü kavga ve sertleşmeler bu serüvene damgasını vurdu. Bu serüven süreci DENK milletvekilleri tarafından bayan Arib‘in bağımsız bir parlamento başkanı olmadığını kanıtlamak için gizlice fotoğralanmasına kadar giden ve ülkemizden bildiğimiz kaset kültürünü andıran bu yöntemden 3500 Hollandalı askerin DENK milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulunmasına kadar uzayan bir çelişkiler yumağına dönüştü.

 

DENK: göçmenlerin meclise seçilen ilk bağımsız siyasi partisi

Geçen beş yıllık sürece bakıldığında DENK ve milletvekillerinin; siyasi, ideolojik ve toplumsal çelişkiler yumağında filizlenmeye çalışan bir hareket olduğunu ve Hollanda siyasi arenasında yeni bir siyasi kulvarı temsil ettiğini görüyoruz. Hollanda siyaset çemberi geleneksel olarak Protestanlar, Katolikler, Liberaller/aşırısağ ve Sosyal demokrat/sosyalistler olmak üzere dört siyasi akımın temsilinden oluşmaktadır. DENK’in meclise girmesiyle göçmenler, Hollanda tarihinde ilk kez, geleneksel siyasi akımların partileri dışında, bağımsız bir partiyle meclise seçilmiş oldular

 

DENK tarih yazdı                                                                                                                             

1985 yılının ortalarında Hollanda vatandaşlığı olmayan göçmenlere seçme ve seçilme hakkının yasal bazda tanınmasından yaklaşık 30 yıllık deneyimden sonra; göçmenler DENK’in başarısıyla ilk defa ülkesel bağımsız siyasi partiyle hareket edebilme becerisini ortaya koydular.

Göçmenlerin hangi yolla Hollanda siyasetine katılmaları gerektiği tartışmaları 35 yıl önce başladı ve bu güne kadar da devam etmektedir.

Göçmenler, kendilerine özgü bağımsız siyasi partileri aracılığıyla mı Hollanda meclislerinde temsil edilmeli yoksa mevcut Hollanda siyasi partilerine üye olup o partiler yoluyla mı siyasi katılımlarını organize etmelidir?

Amerika’daki zencilerin kölelik sisteminden sonra Marthin Luther King veya Malcolm X önderliğinde Amerikan toplumuna katılımları veya segragasyonları (ayrılmaları) tartışmaları, Hollanda’daki tartışmalarla paralellik gösteren niteliktedir. DENK, Hollanda’daki temel sorunun, göçmenlerin ve özellikle müslümanların Hollanda toplumu tarafından eşit görülmeyip kabul edilmeyişinden (akseptasyon) ileri geldiği görüşündedir.

 

Bağımsız siyasi partiler kurmak yerine yerleşik siyasi partiler tercih edildi

İstisnalar hariç, göçmenlerin çoğunluğu Hollanda’ya uyum süreçlerini hızlandırmak ve sekteye uğratmamak düşüncesiyle yerleşik Hollandalı siyasi partiler aracılığıyla siyasi katılımlarını gerçekleştirmeyi tercih ettiler. Yerleşik siyasi partilere üye olundu ve yerleşik siyasi partiler aracılığıyla seçimlerde göçmen asıllı ve de çok denilecek sayıda Türk asıllı adaylıklar gerçekleşti. Bir çok göçmen asıllı aday belediye yönetimlerine, eyalet yönetimlerine ve ülkesel meclislere yerleşik politik partiler adına seçildi. Buna karşın Hollanda’nın eski sömürge ülkelerinden gelen ve realiteleri göçmen olan halk gurupları içinde, kendi bağımsız siyasi partisini kuran bir çok gurup vardı. Onların Hollanda toplumuyla olan ve yüzyılları bulan deneyimleri, Hollanda toplumunun, kendilerini hiç bir zaman eşit kabul etmeyeceği bilincini doğurmuştu. Yeni gelen Türkiyeliler ve Faslılar gibi göçmen guruplarında bu bilinç henüz belirginleşmemişti ve Hollanda toplumunun sömürgecilik tarihinden bihaber hareket ediyordu.

 

Yerleşik siyasi partilerdeki tecrübeler

Hollanda’da göçmenlerin siyasi katılım deneyimi 35 yıllık bir tecrübe birikiminden ibarettir. Bunca yıl boyunca yerleşik siyasi partiler aracılığıyla siyasi katılım gerçekleştiren göçmenlerin eleştirel deneyimlerini özetle aşağıda ayrı maddeler halinde okumak mümkün:

 1. Hollandalı siyasi parti idolojisine, siyasi çizgisine ve güncel taktik ve stratejik belirlemelerine uymak zorunluluğunun göçmen siyasetçilere dayatılması ve siyasi anlamdaki düşünce özgürlüklerinin kıstlanması.

2. Göçmen politikacılarına öncelikli olarak temsil edilen göçmenlerin ihtiyaç ve talepleri yerine parti tarafından partinin önemli bulduğu düşünceler, talep ve ihtiyaçlar doğrultusunda siyaset yapma zorunluluğunun kendilerine dayatılması ve bunun sonucu olarak göçmen siyasetçilerin oy aldıkları kitleyle karşıkarşıya gelmesi durumları. Göçmenler doğal olarak “biz sana oy verdik sen ne yaptın?” diye hesap soruyor.

3. Göçmenlerin oylarıyla seçilmiş olmanıza rağmen göçmenlerin sorunlarıyla ilgilenmek konusunda sorumluluk almanız durumunda objektif olamayacağınız veya göçmenlere öncelik verebilirsiniz diye engellenmeleri... Bu sebeple göçmen siyasetçilerin bir sonraki seçimlerde seçmenlerinin karşısında savunmasız kalmaları gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır.

4. Irkçılık, İslamofobi ve ayrımcılık meselelerini gündeme getirmek konusunda sınırlanmanız, genel hatlarıyla ifadelerde bulunmak mümkün olsa da, toplumda günlük yaşanan somut ırkçı ve ayrımcı uygulamaları ele almak hususunda engellerin çıkarılması veya bu hususta yalnız bırakılmanız; bunun akabinde, ırkçılığın göçmen hayatında günlük acil bir sorun olması sebebiyle kendilerine oy veren seçmenlerin göçmen politikacılara “bizimle ilgilenmedin şeklindeki suçlamalarda bulunması” sorunu.

5. Göçmen politikacı olarak mensubu olduğunuz göçmen guruplarına yönelik eleştirel ve hatta saldırgan söylemlerde bulunmanızın sizden beklenmesi, bu hususta mükafatlandırılmanız veya tersini yapmanız durumunda cezalandırılmanız. Bir göçmen politikacı olarak göçmenlere saldırgan ve eleştirel tavır sergilememeniz durumunda ise “objektif olmadığınız ve öznel davrandığınız” ithamlarına maruz kalmanız...

6. Seçilmiş bir politikacı olarak yapacağınız her önerinin veya sunacağınız her soru önergesinin parti tarafından süzgeçten geçirilmesi ve parti sansürüne tabi tutularak sıkça anlamsızlaşacak derecede değiştirilmesi. Özellikle göçmen hakları ve diskriminasyon hususunda öneri ve düşüncelerinizin büyük bir pişkinlikle sansürlenmesi gibi sorunlar.

7. Göçmenlerin haklarını dillendirmeniz durumunda yalnız kendi göçmen guruplarınızın haklarını savunarak tüm toplumun çıkarlarını gözardı ettiğiniz ithamına maruz kalmak ve yeteneklerinizi diskalifiye eden belirtilere tahammül etmek zorunda kalmanız gibi sorunlar.

8.  Göçmen guruplarının kimi kültürel örf, adet ve kültürel değerlerini redetmenizin, bunu alenen dillendirmenizin sizden beklenmesi ve bu yöntemle beyazların göçmenlerin kültürel değerlerine yönelik ırkçı ve saygısız yaklaşımlarını meşru hale getirmenizin yükünü size taşıtmak gibi saygısız ve kabul edilmez uygulamalara maruz kalmanız.

9. Anne ve babanızın geldiği ülkeyle olan güçlü bağlarınızın sürekli size saldırı ve eleştiri sebebi olarak istismar edilmesi.

10. Bir yandan temsil ettiğiniz Hollanda siyasi parti içindeki sesiniz kısılır ve sizi kontrollü bir konuma yerleştirirken diğer taraftan partinin politikasını göçmen gurupları arasında savunmanız ve göçmenlerin seçimlerde partiye oy vermesini sağlamanızın sizden dayatmacı bir şekilde beklenmesi. Partinin göçmenlerden oy alamaması durumunda hesabının sizden sorulması gibi sorunlar.

11. Aynı yerleşik parti içinde yer alan göçmen asıllı üye ve politikacıların biribirleriyle yarışan ve çelişen bir duruma gelinmesini sağlayan ‘böl ve yönet’ politikalarına maruz kalınması. Göçmen asıllı politikacıların biribirleriyle birlik içerisinde olmak yerine biribirini gambazlayan, birbirine saldıran ve birbirinin ayağına çelme atan bir konuma gelmelerini sağlamak.

12. Ve aslında yerleşik siyasi partiler içinde yer alan göçmen asıllı politikacıların partide bir süs eşyası konumunda tutulması. Bir taraftan partinin ırkçı bir parti olmadığının kanıtı olarak bir göçmen veya siyah tenli bir veya birden fazla kişinin adaylar listesinde yer almasının sağlanması ve diğer taraftan göçmenlerin oylarını almak için cemakandaki süs eşyası misali bir işlev yüklenmesi, göçmenlere yönelik mevcut zihniyetin ne denli ırkçı olduğunu göstermektedir. İstisnalar hariç seçilen göçmen politikacılardan, seçildikten sonra uslu uslu durmaları beklenir. Maaşını al ve yerinde otur şeklinde. Bu hususta sağ veya sol partiler arasında çok fazla fark yoktur. Sol partiler anti ırkçılığın ve çok kültürlü toplum modeli markasının doğal sahibi oldukları sunumunu yapsa da ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve islamofobi siyasi ideolojilerin sınırları ötesinde derin kökleri olan bir sorundur ve bütün Hollandalı siyasi partilerde mevcuttur. Bu derin ırkçılık, Hollanda’nın tarihindeki sömürgeciliğin derin köklerine kadar uzanmaktadır.

13. Göçmenler “aslen geldiğiniz ülkenin politikalarına ilgi duymanız, Hollanda’daki uyum sürecini engeller ve uyum sürecine negatif etki yapar” tarzındaki gerekçelerle ciddi derecede eleştirilirken diğer taraftan geldiğiniz ülke ile ilgili kimi farklı hususlarda da bu sefer tavır almanız ve renk belli etmenizin beklenmesi gibi paradoksal yaklaşımlara maruz kalmanızın artık çok doğal kabul edilmesi...

Bu listeyi çok daha uzatmak mümkündür. Sanırım özet olarak şimdilik yeterli.

Buna somut bir örnek olsun diye kendi gözlemlerimden bir anekdotla sonlandırıyım.

Mecliste göçmenlerle ilgili çok önemli husularla ilgili oylamalar yapıldığında meclis üyesi olan bir göçmen politikacı, oylama notlarında karşı veya taraftar olarak adı geçmesin diye oylama esnasında tuvalete kaçardı. Halbuki gündemde olan konuları çok önemli bulduğunu biliyordum. Üyesi olduğu Hollandalı siyasi parti müslümanların aleyhine bir duruş sergilerken oylamalardan kaçması garibime giderdi. Ben kendisinden açıklama ister ve kendisiyle dertleşirdim. Temsil ettiği yerleşik siyasi parti gurubunda kıyasıya tartıştığını, kavgalar ettiğini, partisinin fikirlerini değiştirmek için mücadele ettiğini anlatır ve nihayetinde konuya ilişkin mecliste konuşmasının ve partisinden farklı oy kullanmasının parti tarafından yasaklandığından yakınırdı. Bu sebeple oylama esnalarında tuvalete kaçtığını da samimice ifade ederdi.

 

(DENK konusuna devam edeceğim)

 

Ahmet DAŞKAPAN

26 Nisan 2020

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.