HOLLANDA HÜKUMETİ NEDEN İSTİFA ETTİ?

17 Ocak 2021 01:22 / 1545 kez okundu!

 

 

Hollanda'dan Ahmet Daşkapan çok önemli bir yazıyla, Hollanda Hükumetinin istifasının arkasındaki gerçeği anlamamıza yardım ediyor.

"Hollanda hükümetinin düşmesine sebep olan, vahim ve derin ırkçılık gerçeğidir!

Bu, çocuk bakımı yardımı uygulamasında ayrımcılık ve Hollanda hukuk devletinin iflasıdır!" 

 

 

****

 

HOLLANDA HÜKUMETİ NEDEN İSTİFA ETTİ?

 

Hollanda hükümetinin düşmesine sebep olan, vahim ve derin ırkçılık gerçeğidir!

Bu, çocuk bakımı yardımı uygulamasında ayrımcılık ve Hollanda hukuk devletinin iflasıdır!

Hollanda vergi dairesinin totaliter rejimleri aratmayacak yabancılara zulüm politikası su yüzüne çıktı. Çocuk bakımı yardımı kapsamında yolsuzlukla mücadele kisvesi altında hukuk devletinin temel ilkeleri ayaklar altına alındı. VVD partisi adına kabine üyeliği yapan eski devlet sekreterleri bay Frans Weekers ve bay Eric Wiebes, eski sosyal işler bakanı bay Lodewijk Asscher (PvdA) ve başbakan Mark Rutte (VVD) bu politikanın fikir babaları olarak anılmaktadırlar. Hepsi bu konuya ilişkin gelen alarm çanlarını duymazdan geldi. Yardımı hak ederek alanlar kısa süre zarfında aldıkları yardım ödeneğini geri ödemeye zorlandı ve kendilerine karşı yasal süreç başlatıldı. Binlerce (26.000) dar gelirli aile 2013 ile 2019 döneminde haksız yere mağdur edildi. Birçok aile bu uygulamadan ötürü maddi, sosyal ve psikolojik olarak büyük tahribatlar yaşadı, evini kaybedip sokakta kalanlar ve hatta yasal olarak iflas edenler oldu, yasal anlamda dolandırıcı damgasını yedi. Çok uzun yıllar bu durum hasır altı edildi. Eylül 2018’de durum ifşa olmaya başladı ve kurumsal önyargıya istinaden ayrımcı uygulamadan söz edilmeye başlandı. Parlementer Soruşturma Komisyonunun nezdinde yalancı şahitlik yapacak kadar derin bir inkar politikası izlendi. Bu demokrasi ayıbı denilecek fiili durumun en az 15 yıllık siyasi tarihçesi olduğu da iddia edilmektedir.

Hollanda tarihinde kara bir sayfa, derin ırkçılığın su yüzüne fışkırması ve nihayetinde utanç duyulması gereken örbas politkası. Lakin yalancının mumu yatsıya kadar yanar derler. Maske düştü ve hükümet istifa etmek zorunda kaldı. Ancak bu durum aynı zamanda Hollanda’da yaşamakta olan göçmenlerin olası karanlık geleceklerinin bir ön habercesi niteliğini de taşımaktadır.

Hollanda devletinin sosyal yardım kapsamında çocukların bakımını desteklemek amacıyla tahsis ettiği yardım ödeneğinden 583 bin hane istifade etmektedir. Bu yardım politikası Hollanda vergi dairesi görevleri dahilinde icra edilmektedir. Uygulama düzeyinde bir çok vatandaşın haksız yere yolsuzlukla itham edildiği sinyalleri üzerine meselenin içyüzünü ortaya çıkarmak için devlet içinde yetkilendirilmiş ve şahısların özel verilerinin korunmakla görevli Autoriteit Persoonsgegevens (Kişisel Verileri Koruma ve Denetleme Dairesi) isimli alt devlet kurumu tarafından bir araştırma başlatıldı. Bu araştırmada yardım almak isteyenlerin vatandaşlık durumlarına, yani yabancı uyruklu olup olmadığına bakılarak karar verilip verilmediği ve bu hususta olası ayrımcılık, özellikle araştırıldı. Yardım için müracaat edenlerin uyruklarıyla ilgili bilgilerin kullanımında ve müracaatlarıyla ilgili karar alırken uyruklarının değerlendirmesinde hukusuzluk var mı sorusu araştırıldı.

Bu araştırmanın sonunda üç noktadan ibaret olan bir hukusuz uygulama olduğu tespit edildi:

1. Çifte vatandaşlığın müracaatları değerlendirirken dikkate alınmış olması. Yardım müracaatlarıyla ilgili karar vermek için ve de vergi dairesinin bu konuda görevlerini icra etmesi için çifte vatandaşlık önem arzeden bir husus değildir. Vergi dairesi bu konuda hukuksuz davranmıştır ve haliyle müracaat edenlerin çifte vatandaşlık bilgilerini sistemde işlememeliydi.

2. Risk sınıflandırma modeli uygulamasında, müracaat edenin uyruğunun risk belirleyici bir gösterge olarak kullanılması hukuka uygun olmamıştır. Buna istinaden vergi dairesi sisteminin otomatikmen uyruğa göre, müracat edeni yolsuzluk riski taşıyor diye sınıflandırması da... Otomatikman bu hususa ilişkin görevlilerin, salt uyruk belirlemesine dayanarak hemen harekete geçmesi de... Risk sınıflandırma modeli kapsamında uyrukların kullanılmasının gereksiz olduğu ve risk indikatörü olarak kullanılabilecek daha hafif sonuçları olan risk göstergelerin mevcut olduğu saptaması da yapıldı.

3. Çocuk bakımı yardımı için müracaat edenlerin uyruk bilgilerinin organize suç kapsamında çocuk bakımı yardımı yolsuzluğu soruşturmalarında kullanılmış olması da hukuka uygun değildir. Araştırma sonucunda vergi dairesinin bu amaçla uyruk bilgilerini kullanmasının gerekli olmadığı belirlendi ve vergi dairesinin bu gerekliliği inandırıcı bir şekilde müdafaa edemediği saptandı.

Arastırma raporunda yukardaki maddelerin ışığında iki hususun, yani uyrukların risk göstergesi olarak risk sınıflandırma modeline dahil edilmesi ve uyrukların çocuk bakımı yardımı organize yolsuzluk soruşturmalarında kullanılmasının ayrımcı ve yasaya aykırı olduğu belirlenmiştir. Her iki hususta da uyruklara istinaden ayrımcılığın yapıldığı ve bu uygulamayı haklı çıkaracak bir mesnetin mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır.

“Autoriteiten Persoonsgegevens” isimli devletçe görevlendirilmiş İdari teftiş ve özel bilgileri koruma kurumunun (Kişisel Verileri Koruma ve Denetleme Dairesi) araştırma raporu sonuçlarına istinaden, 2 Temmuz 2020 itibariyle parlemento soruşturma özel komisyonuna soruşturma görevi verildi. Bu komisyon 17 Aralık 2020 tarihinde Hollanda meclisine soruşturma sonuçlarını içeren raporu sundu.

Meclis soruşturma komisyonun ana görevi hükümet düzeyindeki yöneticilerin çocuk yardımı kapsamında vergi dairesi tarafından uygulanan yolsuzluğu ele alma metodlarından hangi ölçüde haberdar olduklarını, bu durumu yetkileri dahilinde nasıl yönettiklerini ve neden sözkonusu durumun bu kadar uzun devam edebildiğini araştırmak olarak belirlenmişti.

Parlementer Soruşturma Komisyonunun vardığı sonuçlar şöyle sıralanabilir:

1. Çocuk Bakımı Yardımını (kinderopvang toeslag) uygulama düzeyinde hukuk devletinin temel ilkeleri çiğnenmiştir. Bu belirleme yalnız yürütmeden sorumlu vergi dairesi dışında hem yargı ve hem de yasamayı kapsamaktadır.

2. Vatandaşların çıkarları dikkate alınmamıştır.

3. Siyasi iktidarın yürütmeyi en verimli hale getirme isteği ve de yolsuzluğu önlemenin siyasi ve toplumsal düzeyde belirgin bir ihtiyaç olması; vatandaşın durumunu ve haklarını yeterince gözetmeyi engelleyen yasa ve kuralların çıkarılmasına sebep olmuştur. Vatandaşın iyi niyetli olabilme özelliği gözardı edilmiştir.

4. Yasama (parlemento) çok sert yasalar çıkararak vatandaşların özel durumlarının hakça gözetilmesini engellemiştir. Doğru yöneticiliğin zorunlu gerekleri, yönetmede ve ugulamada orantılılık ilkesi hususları yeterince dikkate alınmamıştır.

5. Yürütme (Maliye bakanlığı) kitlesel yaklaşım ve uygulama metoduyla Çocuk Bakım Yardımını uygulamaya koymuştur. Grupsal metodu, “ya hep ya hiç” yaklaşımı ve uygulanan “kasıtlılık ile ağır suç veya ihmal” belirleme yöntemi; hukuk devletinin ‘insanların bireysel durumlarının azami düzeyde dikkate alınması gerektiği’ ilkelerini derinden ihlal etmiştir.

6. Yolsuzluğun önlenmesi hususunda siyasi düzeydeki hararetli arzuların baskısıyla en ufak bir hata bile hemen yolsuzluk olarak yorumlandı, anne ve babalar haksız yere vergi dairesi tarafından kasıtlı dolandıcı olarak etiketlendi.

7. Sosyal İşler bakanlığı bu bağlamdaki sorumluluğunu hiç bir şekilde yerine getirmedi.

8. İdari hukuk ve yargı kurumları yıllarca çok katı nitelikli Çocuk Bakımı Yardımı yasalarını destursuzca onaylayarak vatandaşı (hukuksal) koruma görevini ihmal etmiştir. Düzgün devlet idarecilik genel İlkelerine göre hareket edilmemiştir.

Parlamento Soruşturma Komisyonu, anne ve babaların, yıllarca haklarını arama konusunda hiç bir imkanlarının olmadığı bu durumdan dolayı, çalışmaları sürecinde önce büyük şaşkınlık yaşadığını ve daha sonra derin bir öfkeyle idrak ettiğini ifade etti. 

Komisyon konuyla bağlantısı olan devletin bütün yetkili mercilerinin kendilerini süzgeçten geçirmeleri gerektiğini, gelecekte tekrarın önlenmesinin elzemliliğini ve yapılan haksızlıkların giderilmesinin önemini vurgulamıştır.

Komisyon anne ve babaların Çocuk Bakımı Yardımı hususunda yaşadıklarını benzeri görülmemiş büyük bir haksızlık olarak niteledi.

 

İLLEGAL KARA LİSTE

Vergi dairesinin GİZLİLİK İÇERİSİNDE YASAL DAYANAĞI OLMAYAN kara liste tuttuğu ve bu kara listeye göre yabancılara yönelik ayrımcılık yapıldığı belirlenmiştir. 20 yıllık bir süre boyunca bu kara liste zihniyetiyle yabancılara büyük haksızlık yapıldığı tespit edildi. Özellikle bu listenin mesnetsız ve ciddi dayanak olmadan oluşturulması, süzgeçten geçirilmemiş bilgiler, dedikodular temelinde oluşturulmuş bu kara liste Hollanda’da büyük yankı yaratmıştı. Bu listede adı geçenlerin bundan haberleri olmadığı gibi bu duruma itiraz hakları da mevcut değildir. 2001’den itibaren vergi dairesi bu konuya ilişkin sistemli bir çalışma yapmaktadır ve toplam 180.000 insanın bu listede kayıtlı olduğu ortaya çıkmıştır.

Vergi dairesindeki bu durum Hollanda’da kurumsal ayrımcılık olarak nitelendi ve daha önceki süreçte Rutte tarafından kurumsal ayrımcılık olarak kabul edilmişti. Hatta Birleşmiş Milletler bile Hollanda’yı kurumsal ayrımcılık hususunda tenkit etmek zorunda kaldı.

Vergi dairesinde ortaya çıkan bu vahim ve özünde ırkçı durum, doğal olarak toplumda ciddi tartışmalara ve tepkilere sebep vermiştir.

PvdA lideri L. Asscher’ın, sosyal işler bakanı görevini yürütürken vergi dairesindeki durumla ilgili gelen sinyalleri -kendi ifadesiyle- dikkate almadığı ve bertaraf ettiği ortaya çıktı. Buna istinaden PvdA partisi içinde onun parti liderliği pozisyonuna tepkiler artınca parti liderliğinden istifa etti. Bunun akabinde sorumlu hükümet de istifa etmek zorunda kaldı.

Vergi dairesinde ortaya çıkan bu ırkçı durum ve hukusal rezaletin, buz dağının henüz tepesi olduğunu ve aslında hem vergi dairesinde ve hem de diğer devlet kurumlarında gizliden ve yetki istismarı temelinde çok daha derin ırkçı ve ayrımcı uygulama ve ögelerin olduğu tahmin ediliyor.

Bütün bu siyasi tartışmalara ve hükümetin istifasına rağmen yürütmeden, işlerin iyiye doğru değiştiğine dair belirtiler değil, hergün ayrımcı uygulamaların devam ettiğini gösteren sinyaller gelmektedir.

Hollanda toplumunda ve devlet yapısında ayrımcılığın büyük bir öncelikle ele alınmasının gerekliliği aşikardır. 17 milyon nüfuslu Hollanda’da milyonlarca seçmenin ırkçı faşist partilere oy vermesi ise zaten son derece kaygı verici bir durumdur.

 

Ahmet DAŞKAPAN

16.01.2021/ Hollanda

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 17 Ocak 2021 20:13

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.